Bitlis Düşünce ve Akademik Çalışma Grubu
$ DOLAR → Alış: 6,26 / Satış: 6,29
€ EURO → Alış: 7,37 / Satış: 7,40

Şehrin Kimliği ve Şehir Hakkı

Şehrin Kimliği ve Şehir Hakkı
  • 16.11.2015
  • 1.463 kez okundu

Şehir ve kimlik üzerine yazılan herşey, çok normaldır ki, “siyaset” olarak görülür. Çünkü, şehir siyasetle adaş ve “enkıf’tır.” Eski Yunan’da şehir-devlet olan “Polis” (Politikos), hem şehrin, hem de politika’nın ortak etimolojik anlam kökenine işaret eder. Siyaset yapmak şehir yapmak, şehir yapmak siyaset yapmaktır. Çünkü, şehir farklılıkların bir arada olduğu, olmalarının mümkün kılınması gerektiği yerdir. Siyaset farklı olanı birarada yaşatabilme sanaatıdır. Bu nedenle, olmalı ki, daha Eflâtun ve Aristo, şehrin “toplumsal olarak ayrıştırılmış ve ayrıcalıklı” olması gerektiğini söylerler.

Şehir, farklı olanların birlikte yaşamını, ancak belli bir kimlik siyaseti, şehirli kimliği ve kültürü sayesinde mümkün kılabilir. Şehir, kırsaldan farklı olarak, aslında çoklu kimliklerden oluşur. Şehrin tek bir kimliği yoktur, ama varolan kimlikler bir şekilde kendi aralarında bir “üst kimlik” oluşturur.

Şehrin kimliklerinden biri ya da bir kaçı baskı altında tutulduğu zaman, şehir şehir olmaktan çıkar, kendisine yabancılaşır. Ruhunu kaybetmiş bir güvercin misali pırpıter olur, çırpınır. Siyaset, şehre etkin bir şekilde hizmet edemez hale gelir. Siyaset, şehrin hakikatini gizlemek için zorba bir araca dönüşür. Normal durumda, hiç bir şehir kendisine yabancılaşmaz, onu yabancılaştıran dış ekonomik veya siyasi tahakküm ya da yabancının işgali olur…

Bir şehir kendi tarihi ve kültürel hakikatlerine yabancılaşmış, “şehir hafızasını” kaybetmiş ise, kendi özüne dönmeden, hiç bir sürette, kendisini sahi ve hakiki bir şekilde yeniden kuramaz. Bir şehirin geleceği, şehirlileşmesi, kendisini tarihsel hafızası, gelenek ve kültürel anlamlarının içinden üretmesiyle mümkündür. Üstten devlet eliyle dayatılan “modernleşme” – “muassırlaşmalar” geleneksel şehirlerde büyük mağduriyetler meydana getirdi, çoğunu felce uğrattı. Çünkü, “modernleşme” yeni bir ideolojik hayal olarak, şehirlerin kendi kültürleri içerisinden değil, onları yoketme, tasviye etme üzerinden yapılıyordu. Modernite, “modernleşme”den farklı olarak bir şehri çağdaş ve küresel standartlara ulaştırabilmesi için kendi mahalli kültürü özelinde evrensel olanı bularak, oluşturarak sağlar.

Bu nedenle, Bitlis’in kendi tarihi, kimlikleri, kültürleri ve unuturulmuş “hafızalarının” ortaya çıkarılması bu kadar önemlidir.

Şehir Kimliği belli bir geçmişi olan ve sürekli gelişmeye devam eden ve belli faktörlerle şekillenen kavramlar bütünüdür. Şehir kimliğini en çok etkileyen faktörlerin başında o şehrin fiziksel, sosyolojik, ekonomik, kültürel ve tarihsel özellikleri gelir.

Şehir kimliği “kavramı aynı zamanda o kentte ikamet edenlerin yaşadıkları yere yükledikleri anlamlandırma ve değerler kümesi olarak de nitelendirilebilir. Klasik anlamdaki kent tanımının yakın dönemde geçirmiş olduğu evrim de göz önüne alınırsa, bir zamanlar ortada

yalnızca yerel ya da geleneksel değerlerle ifade edilen geleneksel ve yerel şehir kimlikleri vardı. “Şimdi ise büyüyen ve genişleyen şehir sınırları ve karmaşıklaşan insan-toplum ilişkileriyle bu sosyal kimliğin, yalnızca yerel değerlere bağlı olmaktan çıkıp, yerel olmayan iletişim kanallarıyla da sürdürülen ortak bir duygu bağımlılığı ve kimlik bilincine dönüştüğü görülmektedir” (1).

Şehirli olma hakkımızla biz gündelik yaşamda şehri kendimiz, çocuklarımız, çevremiz için daha yaşanılabilir bir yer haline getirebilmek için çalışırız. Onun spor, sağlık, eğitim, kültür, sosyal, asayiş faaliyetleri, genel şehir hizmetleri, yol, çevre yapımı, temizlik ve geliştirme hizmetlerinde aktiv olarak yer alırız. Bir şehir kendi kimliği çerçevesinde hayat düzeyini ve kalitesini yükselttiği zaman, şehre göçenleri kendi yaşam tarzına adapte ettirip, onların kültür ve hayat tarzlarını tamamen ortadan kaldırmayıp onlardan da sosyo-kültürel sinerji alabildiği zaman şehir yaşanılası bir yer halini alır.

Bir şehrin asıl sahipleri, sadece orada malı-mülkü olanlar değildir. Şehre ilişkin idari faaliyetlerde bulunanlar da değildir. Bir şehrin gerçek sahibi onun mirasını, kounmasını ve geliştirilmesini kendi malı, kendi evi, kendi yaşam alanı olarak bilen, bağlı olan, seven, koruyan ve geliştiren herkestir. Hoşgörü ve karşılıklı anlaşma, konuşma ve kardeşçe demokratik ilkeler doğrultusunda şehir için sosyal olarak hizmet için insiyatif alan herkes şehrin asıl sahibidir.

Uzun bir dönemdir ciddi bir sosyal dönüşüme uğrayan, şehir kimliği üzerinde ağır tahripatlarla karşı karşıya kalan Bitlis’in “mağdur” durumu hüzün vericidir. Bitlis’in şehirleşmesi, modernleşme ve sosyal, ekonomik ve kültürel hayat düzeyinin yükseltilmesi için ortaya konan proje ve niyetlerin büyük çoğunluğu sahi değildir. Bitlis Şehri, kendisini Bitlislilik ve Bitlisli şehir bilinci ile binlerce yıllık tarihi ve kendisine ait otantik kültürel zenginlik ve sosyal ilişkileriyle sahi bir şekilde yeniden tanımlama ihtiyacıyla karşı karşıyadır.

Bu amaç için düşünsel ve bilimsel bir alan oluşturmak zorunludur.

Bir Şehrin kimliği, herkesin kendi menkıbesi üzerinden onu tanımlamasıyla yeniden inşa edilebilir. Herkesin Bitlis’e ilişkin hikayesini açma zamanıdır. Bir Şehir oralı olan herkesin ortak evidir. Şehir, bir aşiret, köy gibi herkesin aşırı ölçüde birbirine benzediği yer değil, farklı olanların birarada yaşadıkları yeridir. Köyde, aşiretin içinde, mezhep ve tekkede, cemaat ve partinde “farklı” olamıyabilirsin, oysa şehir, farklı olanların, farklı çıkar ve tercihlerin yaşadığı ve birbirinden olumlu anlamda etkilenerek büyük bir sosyal ve kültürel yaratıcılık imkanını mümkün kılan mekandır. Birbirine benzerlik köy’ün, aşiret’in; birbirinden farklılık da şehrin avantajı ve imkanıdır.

Bir şehre sahip çıkmak, herşeyden once onun tarih, kültür, kimliğini sahip çıkmakla münkündür. Şehrin sahi kimliğine dayanmayan “modernleşme projeleri” şehrin ruhuyla görünmez bir savaş içinde bulur kendisini… Bir şehri sadece içinde yaşayanlar, yönetenler, “resmi idare hakkına sahip olanlar” temsil etmez, dedik, Şehri, binaları, sokakları, caddeleri ve

caddelerine verilen isimler de temsil etmez. Onun fiziki güzelliği ve mimari yapısının yanı sıra, onun hissedilen ve görünmeyen kültürel gizemi ve geçmişi de şehri kendi ruhunda şifreleştirir. Bütün mesele bir şehirlinin bu kültürel şifreleri ve ruhu ne ölçüde kendisinde yaşayabildiğidir şehrin kimliği…

***

“Kadim asaleti vahşetle sakat bırakılmış, rüzgar yerine hüznün estiği bir şehirde dünyaya gelmeliymişim. Yüce dağların, binlerce yılın kalesinde güvercin uçurmalar, nehir ve göllerinde yüzme ve sonra yabancı heykeller, portreler ve cadde isimlerinin ürkütücü gölgesinde okula gidiş gelişlerle geçti çocukluğum. Asırların melodisini sessizliğinde çınlayan bilgelik; demirden soğuk ve korkunç heykellere değerek cam kırıklarına dönüşüyordu, yüreğim gibi…

Dile gelmez bir mahsunluk, ve insanı yiyen bitiren sükünet. Diller kırık-dökük ve diller lal… Her kış uzun ve yüksek karlı olur, Welate Rojki’nin suskun ve yorgun şar’ı Bidlis’te.. İnsanları tarih konuşmak istemezler, tarih cilit gibi kesen keskin bir hançerdir; Kurdistan’ın suskun şehri Bidlis’te.

Asaletin bir bedeli olur, bilgeliğin bir bedeli olur, iki büyük cihan imparatorluğu arasında bin yıl direnmiş olmanın bir bedeli olur, bu bedeli ödemeye devam ediyor; Rojkan’ın nazlı şehri Bidlis..

Dar sokaklar, dört yanı mircatlox, tepesinde Dideban; anlat sen nelere Didebanlık yaptın, diye sorarım, ben sorarım, O karşıda, sedasız bakar, heybetiyle, soranı gizemli bir dünyaya sevkederek…

Welat; bana bağışlanan değil, yüce sevgiyle elde ettiğim mahrem yakınlığımdır. Her yeri, hayatımı anlamlandıran izdir, her yeri geçmişin derin izlerini kıskançlıkla, sessizce ve suskunca saklayan; sırrını sadece O’nu kutsal bir sevgiyle sevene açmaya yeminlidir…”

***

Kendi Şehrine Sahip Çık! Sosyoloji’de bir “Şehir Hakkı” (right to the city)” olarak formüle edilir. Yaşadığın şehir üzerinde hak sahibisin sen, der sana. Şehrin yaşam alanlarını eşit bir şekilde paylaşabilmek, farklılıklarla aheng içinde birarada yaşayabilmek hakkı! Şehirlinin şehir yaşam tarzına, onu şehir yapan herşeye sahip çıkması ve bunun için güvenceler araması, temin etmesi bir hak’tır. Bitlisname, kendi “Esrar-i Şehri Bidlisi” için Şehir hakkını kullanırken, her Bitlisliyi de bu hakkına sahip çıkmaya çağırıyor.

Yaşar Abdülselamoğlu

Mutkili Xelîl Xeyalî’nin Fotoğrafları
  Saîd-î Kurdî kendisi için ‘Milli Onurumuz’ demiştir. Jîn dergisinde yazılar yazan Xelîl Xeyalî 1900-1920 Kürd örgütlenmeleri arasında yer aldı....
Bitlis’e tütün ne zaman geldi?
Tütün denince akla hep Bitlis tütünü ve sigarası gelir. Peki tütün köken olarak hangi coğrafyaya aitti? Kaçıncı yüzyılda Osmanlı’ya ve...
Tarihimizden Bir Portre: Mela Selim Efendi
Hizan şeyhlerinden biri olan Mela Selim Efendi***, yaşadığı döneme göre oldukça bilgili ve gelişkin biri olduğundan Hizan şeyhi Sebgetullah Hizanî’nin...
1913’ün Bitlis valisi ve Hizanlı Şeyh Seyyid Ali
Bu anlatım, 1908-9 yılları arası, Bitlis ve Van’da Britanya Konsolos Yardımcısı olarak görev yapmış Arshak Safrastian’ın, 1948 yılında yayımladığı ‘Kurds...
Bîblîyografyaya Kirmanckî [Zazakî]  1963-2017 weşanîyaye
  Bîblîyografyaya Kirmanckî I1963-2017I ke hetê Mutlu Canî ra sey xebata tezê masterî amebî amadekerdiş, hetê weşanxaneyê Vateyî ra...
“ZAZA” ADININ KAYNAĞI HAKKINDA BİRKAÇ NOT
Bir Kürt toplumsal grubu olan Zazalarla ilgili yazılan yazıların kimisinde sırf mülahaza olsun diye neredeyse içinde “z” harfinin geçtiği her...
Ahlat’ın 1046’daki Kürd hükümdarı ve Nasır-i Hüsrev’in Bitlis ziyareti
İran ve İslam dünyası edebiyatı içerisinde önemli bir yere sahip olan Nasır-i Hüsrev, 1045 yılında çıktığı yedi yıllık seyahati sırasında...
“ŞÊX EVDIREHÎM ASLA TESLİM OLMAZ!”
  Ben 1929 yılının onbirinci ayında, Pali’nın (Palu’nun) Xoşmat köyünde doğmuşum. Xoşmat, esasen eski bir Ermeni köyüdür. Orada çok arazi...
Bitlis kralının başının kesilmesi ve Prenses Gülşenraz
Üzerinde Fransızca olarak ’bakın Bitlis kralının başını kesip bu sepet içerisinde size getirdim’ yazısı olan bu gravür için, daha önceki...
Bitlis nire Albanya nire?
1911 28 Eylülünde İtalyan-Osmanlı harbi başladı, 1912 8 Ekiminde küçük Karadağ krallığının Osmanlı devletine savaş ilan etmesiyle sona erdi. Bir...
Kızıl Meydan’ın sosyalist dengbeji: Sûsika Simo
Ayağındaki prangaları kopardı, sesini tüm Sovyet ülkesine duyurdu, Lenin’e yazdığı kılamlarla anıldı. İyi ki vardı, iyi ki yaşadı…   Elvan...
Tavernier 1660’larda Bitlis ve Tatvan’dan geçerken
‘Bitlis beyi ülkenin en güçlüsü. Diğer beyler ya Osmanlı Padişahı’na yada İran Şahı’na bağlı olup biat ederken, Bitlis Beyi kimseye biat...
Kayıp Kürt kolonileri – Mısır, Ürdün, Lübnan, Filistin ve Yemen Kürtleri
      Kayıp Kürt kolonileri Ortadoğu’daki Arap devletlerinde yaşayan Kürtler’in tarihi, yayılmanın efsanevi Kürt Sultan Selahaddin Eyyubi döneminde başladığını...
27 Temmuz 1655, Bitlis şehrine saldırı ve Abdal Han
‘Bitlis Kalesi’nin Osmanlı ile ne alakası ola. Bu kale Osmanlı kalesi olsa içinde Osmanlı kulu olurdu. Biz Osmanoğlu’nun kulu değil,...
Cuinet’in 1889 tarihli Bitlis Vilayeti raporu
Bu çeviri, Fransız araştırmacı yazar Vital Cuinet’in 1889 yılında Bitlis Vilayeti hakkında tuttuğu Fransızca raporun Türkçe’ye çevirisidir. Cuinet’in 1894 yılında yayımladığı...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ