Bitlis Düşünce ve Akademik Çalışma Grubu
$ DOLAR → Alış: 6,36 / Satış: 6,38
€ EURO → Alış: 7,43 / Satış: 7,46

Batılı Seyyahların Bitlis Beyliği Üzerine Notlarından

Batılı Seyyahların Bitlis Beyliği Üzerine Notlarından
  • 17.11.2015
  • 3.531 kez okundu

 

Osmanlı İmparatorluğu ve İran’ı gezen yabancı seyyahların gezi notlarında Bitlis Beyliği’ne ilişkin belirtmiş oldukları seyhatnamelerinin en ilginç satırları olarak anılır.

 

 

 

 

 

“Orient” üzerine genel kanı ve tasavvurları bulunan bu batılıların Bitlis Beyliği ile karşılaşmaları genellikle belli bir “hayret” tepkisi içerir. “Yalçın kayalar ve yüce dağların” arasındaki bu Beylik’teki yaşam bazen Osmanlı ve Ecem Ülkesi üzerine olan genel tasavvurun tam karşıtı bir vadi olarak gösterilir, bazen de, “Doğu’daki bir yer” Batı’nın orientalist tasavvurlarına aykırı geldiği için “hayret”le karşılanır. Beylik’teki yaşam dinamizmi, dünyevi kültürel aktiflik, kadınların “doğallığı”, “asayişin berkemal olması”, “asizlzade ruh hali” Doğu için kurgulanan tasavvurlara uymayan sosyolojik olgulardır. Örnek olarak bazı Batılı seyyahların Bitlis Beyliği üzerine notlarından bazı satırları veriyoruz. Barılı seyyahlarda Bitlis İmgesi üzerinde durduğumuz konulardan biridir. 1916 yılında Bitlis’i gezen Gordelevski’nin notlarını okumuştuk, Evliya Çelebi’nin Bitlis Üzerine Seyhatnamesi’ni vereceğiz, ve başka dönemlere ait notlardan da görüleceği gibi, Yabancı’nın Bitlis İmgesi farklı tarihsel dönemlere göre farklıdır.

***

 

Adı “Venedikli Adsız Satıcı” olarak bilinen İtalyan gezgin 16. Yüzyılın başlarında Kürdistan’dan geçerek Doğu’yu ziyaret eder. Anıları 1559 yılında İtalya’da yayınlanır. Eserinde “Bitlis’in Güzel Sarayı’nın” kısa bir tasvirini yapar ve Bitlis Beyliği Han’ının, “Şeref Beg adlı Kürt Beyi’nin” olduğunu belirtir ve şunları yazar; “Şah İsmail bu Kürt Prensinin üstüne 6 bin atlıdan oluşan bir ordu gönderdi, fakat Krallığa (Osmanlı İmparatorluğu) karşı başka bir savaşı desteklemek için bu kuvveti geri çağırmak zorunda kaldı.”

Mestre Affonso, 1565 yılında Hindistan dönüşünde Bitlis’ten geçen Portekizli bir gezgindir. Bitlis Sarayı hakkında bizlere şu bilgileri bırakmıştır: “Yalçın kayalıklar üzerine kurulu, göğü delen burçlarla örülmüş yüksek duvarlarla çevrilen ve kıskançlıkla korunan Saray’ın ele geçirilmesi olanaksız gibidir.”

İtalyan Pietro Della Valle 17. Asrın başında bir uçtan bir uca Doğuyu geçti. 1616 yılında İstanbuldadır. İstanbuldayken önemli bir haber olarak “Kürdistan’dan gelen Bitlis Hanı’nın şehre varışından” bahseder. Han sıkıntıdadır. “Bu Prens, İstanbul’a, Nafiz Paşa’nın ölümünden az önce elinden alınan, bir kısmını yeni yeni tekrar ele geçirdiği topraklarının tümünün geri verilmesini sağlamak için gelmişti.”

Sultan Ahmet devridir ve Türkler İranlılarla uzun bir savaşa girmişlerdir. Büyük bir nüfuza sahip olduğunu herşeyin kanıtladığı Bitlis Hanı’nın bütün istekleri yerine getirilir. Han Sultan huzuruna kabul edilir, mülkiyet ve tüm hakları geri verilir. Bununla da yetinilmez ve suçlu vezir

öldürülür. Fakat Han, bunların bedelini İran’a karşı savaşmak üzere Sultanın emrine bir Kürt Ordusu vermek ve ayrıca ona armağanlar sunmakla ödemek zorundadır. Bu konuyu Della Valle’nin anlatımına bırakalım.

“Bitlis Hanı, İranlılar ile savaşan Padişaha donatımlı, masraflarını kendisi karşılamak üzere 12. 000 asker vereceğine dair söz verdi. Bu askerlerin tümünün süvari olacağı kanısındayım; çünkü bu sınırlarda piyade bir işe yaramaz.

Della Valle’nin Kürtler üzerine anılarını değerlendiren İsmet Şerif Vanlı, Onun bir bilgin iddiasında olmadığını, ama bununla birlikte, batılı bütün gezginler içinde devrin Kürdistan’ı, halkı, dili, dini, gelenekleri, kadının toplumdaki yeri, beylik ve hanlıkların, düşman “Büyükler” arasında ülkenin jeopolitik durumu yüzünden uğradıkları güçlükleri bize isabetli bir kavrayışla genel bir değerlendirme halinde aktarabilen yetenekli kişilerden biri” olduğunu söyler.

Bitlis Beyliği’ni mevcut beylikler içinde en nüfuzlu beylik olarak değerlendiren Della Valle, İstanbul’da gördüğü Bitlis Hanı’nın, “10-12 bin bir süvari gücüne sahip olduğunu” belirterek; “kendi hakimiyet sahalarının uzaklığına göre Türk ve İran yönetimlerine bağlıdırlar” diyerek şunları ekler; “Daha güçlü ve soylu olan bu Kürt yöneticileri Türk veya İranlılara bağımlılıktan kurtulmuşlardır.”

Bunlardan; “güçlü olanları Avrupa’daki Senyörler gibi kendilerini İran Şahı veya Osmanlı Padişahının koruması altında içiş gibi gösterirler. Gerektiğinde bizim İtalya’daki Prenslerin yaptığı gibi, umut ettikleri servet ve bazı çıkarlar gereği taraf değiştirdikleri bile olur.” …”oturdukları yapılar Türk ve İranlılarınkine benzer, fakat daha büyüktürler. Kadınları şehirlerde serbestçe yaşarlar; örtüsüz, peçesizdirler ve fark gözetmeden içtenlikle yabancı ve yerli erkeklerle görüşür, konuşabilirler.

Türk veya İran Devletlerinden bağımlı oldukları mezhep ona göre değişir ve hepsi Hz. Muhamed’in dinindendirler.”

Jean Baptiste Tavernier (1605-1689)

“Bitlis: Karahan’dan varılır Bitlis’e. Herkesten daha güçlü ve saygın bir Bey’in şehridir. Çünkü Bitlis Beyi şu veya buna bağlı diğer beyler gibi ne Padişahı ne de İran Şahını tanır. Bu iki gücün onunla aralarının iyi olması kendi yararlarınadır. Bitlis Beyi’nin geçtiği taraf Halep-Tebriz yolunu diğer taraf için kapamakta veya geçişi engellemekte güçlük çekmeyecektir. Zira korunabilmesi bu derece kolay dağ geçitleri az bulunur; on kişi, bin kişinin buralardan geçişini engelleyebilir.

Halepten gelirken Bitlis’e yaklaşırken tam bir gün bu yüksek sarp, yalçın dağlar arasında ilerlenir. Dağlar iki konak mesafe boyu devam ederler, yolun iki tarafı çay veya dağdır, çoğu

yerde yol kayalara o şekilde oyulmuştur ki, katır veya devlerin suya yuvarlanmamaları için çok dikkatle geçmeleri gerekir.

Şehir, biri diğerinden bir top atımı uzaklıktaki iki yüksek dağın arasındadır ve kalesi bu iki dağa eşit uzaklıkta başka bir dağın üzerindedir. Tepe aşağı yukarı Monmartre (Paris’te yüksek bir semt) tepesi yüksekliğindedir. Her yönünden o kadar diktir ki ancak dönerek çıkılabilir, panır üç köprüden geçilerek varılabilir. Ayrıca iki Zirevesindeki büyük düzlükte kurulu kaleye açılır – ka – büyük avludan geçilir, sonra daha küçük bir üçüncüsü sşzleri Bey evinin salonlarına ulaştırır. Kaleye çetin bir yolla çıkılır, iyi atlar gerekir. Fakat atla Kaleye ancak Bey ve Kahyası çıkabilir, diğerleri bu ayrılcalıktan yoksundurlar. Şahir, kalenin bulunduğu tepenin iki yönünde kendini çevreleyen iki dağa kadar yayılır ve biri içerde, diğeri biraz dışında iki Kervansarayı vardır.

Şehir dışındaki kervansarayın tüccar müşterisi daha çoktur, çünkü komşu dağlardan çıkıp şehir yollarından akan beş veya altı dere taştığında şehir içindeki kervansarayın su altında kalması ihitmali daha çoktur.

Buralara hükmeden Bey, zorlanması olanaksız bu geçitleri tutan kişi, yirmi-yirmibeş bin kişilik bir atlı ordu ile ilk emirde göçebelerden derlenecek bir o kadar da çok iyi piyade kuvvetini seferber edebilir.”

Tavernier Bitlis’te bir kervansaray’da iken Beyi, şehirdeki bir Frank’in varlığından haberdar ederler. Bey, görüşme isteğini iletmek üzere hemen subaylarını gönderir. Bu öyküyü anlatırken Tavernier Beyi ziyaret etmek zorunluluğundan pek hoşnut değildir; zira kendi anlatımı ile: “Doğuda bir Bey veya yöneticiyi ziyaret etmek Türkiye’de de, İran’da da aynı şeydir; armağanlarla gitmek gerekir.”

Tavernier Bitlis Beyi’ne sunduğu armağanları uzun uzadıya anlatır, elden gittiğine çok üzüldüğü anlaşılan bu armağanlar: Biri altın, diğeri gümüş çizgili iki parça saten, iki beyaz fes, incegümüşle karışık iplikli iki beyaz mendildir. Bey onu “getirdikleri ile birlikte” hoşnutlukla kabul eder ve kahve yaptırır. Fransız, hana dönüşünden sonra Bey tarafından gönderilen “iki koyun, iyi ekmek ve şarap ile o mevsimde bulunması çok zor iki büyük sepet üzümlük armağan alır.

 

Bir zaman sonra yaptığı bir yolculukta Bitlis’teki anılarını şöyle aktarır:

“Şehre dönüşümde subaylardan ileri gelenler, önceki seferimde Beylerine armağan etmiş olduğum saten parçalarının aynısından kendilerine satmamı rica ettiler. Fakat onlara satılık kumaşlardan örnekler gösterdiğimde, ateş rengine boyattığım türabanlık (sarık için) dört parça

kumaşa göz diktiler. Çok hoşlarına giden bu kumaşı isteksiziliğime rağmen satmadan edemedim, ama bedelini fazlası ile ödediler.”

Kürtler o kadar da vahşi değiller, değil mi?

***

Buradaki notlar; İsmet Şerif Vanlı, “Yabancı Gezginlerin Gözüyle Kürt ve Kürdistan” adlı çalışmasından alınmıştır.

Etiketler: / / / / / /

Bitlis’e tütün ne zaman geldi?
Tütün denince akla hep Bitlis tütünü ve sigarası gelir. Peki tütün köken olarak hangi coğrafyaya aitti? Kaçıncı yüzyılda Osmanlı’ya ve...
Tarihimizden Bir Portre: Mela Selim Efendi
Hizan şeyhlerinden biri olan Mela Selim Efendi***, yaşadığı döneme göre oldukça bilgili ve gelişkin biri olduğundan Hizan şeyhi Sebgetullah Hizanî’nin...
1913’ün Bitlis valisi ve Hizanlı Şeyh Seyyid Ali
Bu anlatım, 1908-9 yılları arası, Bitlis ve Van’da Britanya Konsolos Yardımcısı olarak görev yapmış Arshak Safrastian’ın, 1948 yılında yayımladığı ‘Kurds...
Bîblîyografyaya Kirmanckî [Zazakî]  1963-2017 weşanîyaye
  Bîblîyografyaya Kirmanckî I1963-2017I ke hetê Mutlu Canî ra sey xebata tezê masterî amebî amadekerdiş, hetê weşanxaneyê Vateyî ra...
“ZAZA” ADININ KAYNAĞI HAKKINDA BİRKAÇ NOT
Bir Kürt toplumsal grubu olan Zazalarla ilgili yazılan yazıların kimisinde sırf mülahaza olsun diye neredeyse içinde “z” harfinin geçtiği her...
Ahlat’ın 1046’daki Kürd hükümdarı ve Nasır-i Hüsrev’in Bitlis ziyareti
İran ve İslam dünyası edebiyatı içerisinde önemli bir yere sahip olan Nasır-i Hüsrev, 1045 yılında çıktığı yedi yıllık seyahati sırasında...
“ŞÊX EVDIREHÎM ASLA TESLİM OLMAZ!”
  Ben 1929 yılının onbirinci ayında, Pali’nın (Palu’nun) Xoşmat köyünde doğmuşum. Xoşmat, esasen eski bir Ermeni köyüdür. Orada çok arazi...
Bitlis kralının başının kesilmesi ve Prenses Gülşenraz
Üzerinde Fransızca olarak ’bakın Bitlis kralının başını kesip bu sepet içerisinde size getirdim’ yazısı olan bu gravür için, daha önceki...
Bitlis nire Albanya nire?
1911 28 Eylülünde İtalyan-Osmanlı harbi başladı, 1912 8 Ekiminde küçük Karadağ krallığının Osmanlı devletine savaş ilan etmesiyle sona erdi. Bir...
Kızıl Meydan’ın sosyalist dengbeji: Sûsika Simo
Ayağındaki prangaları kopardı, sesini tüm Sovyet ülkesine duyurdu, Lenin’e yazdığı kılamlarla anıldı. İyi ki vardı, iyi ki yaşadı…   Elvan...
Tavernier 1660’larda Bitlis ve Tatvan’dan geçerken
‘Bitlis beyi ülkenin en güçlüsü. Diğer beyler ya Osmanlı Padişahı’na yada İran Şahı’na bağlı olup biat ederken, Bitlis Beyi kimseye biat...
Kayıp Kürt kolonileri – Mısır, Ürdün, Lübnan, Filistin ve Yemen Kürtleri
      Kayıp Kürt kolonileri Ortadoğu’daki Arap devletlerinde yaşayan Kürtler’in tarihi, yayılmanın efsanevi Kürt Sultan Selahaddin Eyyubi döneminde başladığını...
27 Temmuz 1655, Bitlis şehrine saldırı ve Abdal Han
‘Bitlis Kalesi’nin Osmanlı ile ne alakası ola. Bu kale Osmanlı kalesi olsa içinde Osmanlı kulu olurdu. Biz Osmanoğlu’nun kulu değil,...
Cuinet’in 1889 tarihli Bitlis Vilayeti raporu
Bu çeviri, Fransız araştırmacı yazar Vital Cuinet’in 1889 yılında Bitlis Vilayeti hakkında tuttuğu Fransızca raporun Türkçe’ye çevirisidir. Cuinet’in 1894 yılında yayımladığı...
Hırvatların Kürtlüğü üzerine
    ABDULMELİK Ş. BEKİR Hırvatların köken olarak Kürt olduğuna dair bir söylentinin zaman zaman gündeme geldiği oluyor. Halkların kökenine...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ