Bitlis Düşünce ve Akademik Çalışma Grubu
$ DOLAR → Alış: 5,46 / Satış: 5,48
€ EURO → Alış: 6,20 / Satış: 6,22

Kemal Fevzi: Beka Milletindir

Kemal Fevzi: Beka Milletindir
  • 18.11.2015

 

 

Hîzanîzade

Kemal Fevzi

 

 

 

 

 

 

“Her gece Kadir olsa Şahım, Kadr’e olmazdı değer

Ve her taş bir cevher olsa, değer bulmazdı cevher”

diyen şairin bu sözlerini yabana atmak mümkün mü! Doğa bile bize değişik şekiller sergilemiyor mu! Genel ilişkilerde bir düzen ve birliğin sağlanması mümkün olsa bile, devamına olanak düşünmek olanaksızdır. Sergilediğimiz  bu görüşlerimizden, Epikürist bir kanıya bağlı olduğumuz anlaşılmasın .

“İç bade, güzel sev, varsa aklın ve bilincin

Dünya varmış ya da yokmuş, ne umurunda senin!”

Felsefesini güdenlerdir ki insanlığın her gün açılan yeni bir yarasına bir avuç zehir katarlar. Bir başka dünyanın varlığını kabul etmeyip de maddi yaşamın mücadelelerinde zayıf düşen çaresizlerin karamsarlıktan başka nasipleri ve sonuç olarak intihardan başka çareleri yoktur. Zira o gibiler, hiç bir idealin hizmetçileri değillerdir. Zevki dış dünyada gören ya da arayanlar, umduklarını bulamadıkları zaman karamsar bir felsefenin mahkümü olurlar. İhtiras, onların benliğinde azap ile yaşayan düşman bir dost gibidir. Oysa subjektiv bir gayretle kavga alanına atılanlar ve bu uğurda ölümü hiçe sayanlar, zevki vicdanlarında bulduklarından, hayatın gizli sırlarını daha iyi görür ve daha iyi anlarlar. Fakat fani olan her varlığın er-geç sonsuzluk gölgesine karışması muhakkak olduğundan, beşikten mezara kadar uzayan yol üzerinde her mücadelenin karşılığı biraz huzur ve güvenlik, biraz da refah ve mutluluk olmalıdır. Bireysel olsun toplumsal olsun, bu husus sağlanmadıkça, bireylerde karamsarlık ve bundan doğan felaketler, sosyal yapıda da karışıklık ve yok olma sürecektir. Her çağ, kendisinden önceki çağdan feyzini alarak, kendine özgü bir felsefe ve bir fikir ve düşünce ile ondan ayrıldığı halde, zincirleme sürüp giden bu devirlerin sonsuzluğu içinde toplumların düzensizliği belli bir biçimde tespit edilememiştir.

Tarih hiç bir zaman insanlığın mutluluğunu güvence altına alan genel bir dayanışmaya tanık olamamış ve bu yüzden ulusal esirlik bugünkü çağa kadar devam edegelmiştir. VIII. yüzyıl düşünürlerinin görüş ve düşünceleri arasında Rousseau’nun ortaya koyduğu ulusal egemenlik esasları, yalnız Fransız devrimini hazırlamakla kalmadı. Bugünkü sosyalizmin köklerinin ta XVIII. yüzyıla kadar uzadığını kabul etmek zorunludur. XX. yüzyıl, bir yandan kan ve ateşle tarihin huzuruna çıkarken, öte yandan da ulusların gelişme özgürlüğü gibi insanlığın özgürlüğünü güvence altına alan hukuki temeller ile donatılmış bulunuyor. Bireysel yaşamın devam etmesi ve uzayıp gitmesi, birtakım gerekli koşulların düzenli ve uyumlu olmasına ve bu durumların her an ve her yerde bir birlik göstermesine bağlı olduğu gibi; ulusal yaşamın gelişme biçimleri de, o yaşamın her türlü sosyal koşullarının daima bir birlik ve uyum göstermesine bağlıdır. Ortak geleneklerin, ortak inançların, ortak alışkanlıkların ve ortak karakterlerin yansıyıp belirlendiği bir sosyal yaşam, doğaldır ki genel durumlarında dinsel, sanatsal, hukuksal vb. bir birlik ortaya koyar. Bu konu, bilimsel bir biçimde incelenirse en doğal sayılabilir. Karakterleri belirgin bir biçimde birbirinden ayrı olan iki birey arasında süreklilik kazanan bir yabancılaşmanın var olacağı kuşku götürmez. Bireyleri arasında tanışma bulunmayan bir sosyal topluluk ise, doğal olmadığından, o toplumun sürekli ve kalıcı olacağı yargısına varmak doğru değildir. Bireysel yaşamımızın sınırlı olduğunu ve yaşam sürdükçe ölümün de var olduğunu inkar edemeyiz.

Oysa aynı dili, aynı dini ve aynı karakteri taşıyan milletlerin, birçok istila sellerinden bile kurtularak yaşadıklarını ve ulusal temellerine zerre kadar bir bozukluk gelmediğini görüyoruz. Bireyler bir cismin atomlarıdır ki, ortadan kalktıkça yerlerine yenilerinin gelmesiyle o cismin yaşamını sürekli kılarlar. Bencillik, gözlerin sonsuzluk kapısına açılmasına kadar sürer. Oysa sonsuz yaşam topluma özgü olduğundan, milli bir tutku ile onun tekamülünü ideal edinenler, gerçek mutluluğa ulaşmışlar demektir. Zira beka*, milletindir.

Hîzanîzade

Kemal Fevzi

(*Beka: Kalıcılık, kalıcı olma durumu, sonsuz yaşam. Arapça olan bu sözcük, Türkçede tam karşılığı bulunmadığı için çeviride tarafımızdan aynen kullanıldı.)

Kaynak: JÎN, hejmar: 2 r. 235, Wergera M E BOZARSLAN

Etiketler: / / /

1510’ların Bitlis’ini, Van Gölü çevresini ve Van’ı anlatan İtalyan tüccar
İtalyan bir tüccarın 16. yüzyılda kaleme aldığı anlatımından, kendisinin 1507 yılında Şah İsmail’in ordusu ile birlikte Erzincan’a geldiğini öğreniyoruz. Kırk...
Bitlis’in tarihi mahalleleri ve yerli aileleri
’Bu şehrin büyüleyiciliğini dün akşam vadiden geçerken hissetmiştim, ancak bu sabah gördüklerimden sonra, buranın yapısı ve konumlandırılması itibari ile Batı...
Şerefxanê Bedlîsî – Yaşamı ve Eserleri
Şerefxanê Bedlîsî, 25 Şubat 1543 yılında Mir Şemseddin’in oğlu olarak İran’ın Kerehrud şehrinde dünyaya geldi. Çocukluk yılları Safevi devletinde geçti....
Selahaddin Eyyubi’nin kendi kaleminden Kürdler ve hayatı
İskenderiye Kütüphanesinde bulunan Selahattin Eyyubi’nin el yazması günlüğü, Fransız kadın yazar Genevieve Chauvel tarafından romanlaştırılmış. Mısır, Suriye, Yemen ve Filistin...
Bitlis’te konuşulan dillerin tarihçesi, inkar ve asimilasyon
Bir çok kavim ve medeniyete ev sahipliği yapmış olan Bitlis, hem mimari hem de kültürel olarak muazzam bir geçmişe sahiptir....
Antik Çağ’da Kürdler
Kürtler, Ortadoğu’nun en eski halklarından olup Toros dağlarından Zagros dağlarına kadar uzanan coğrafyada yaşayan ve Hint-avrupa dil grubuna ait bir...
Seyyahların gözüyle  Bitlis ahalisi ve giyim kuşamları, 1600 -1900
‘Bitlis çarşısının üzeri örgülü hasır halılar ve kuru dallarla örtülmüş dar sokaklardan oluşmakta. Tezgahlar çok zengin meyve ve sebze çeşitleri...
Bitlis’in Deliklitaş’ı
’Bu Delikli Taş aynı zamanda bir pınardır’ diye yazmıştır Şerefxanê Bedlîs-î Farsça olarak Bitlis’te kaleme aldığı ve 1597 yılında tamamladığı...
Şerefxanê Bedlîsî ve Osmanlı Padişahı III.Murad minyatürü
Bitlis’in Kürt Hükümdarı Şerefxanê Bedlîsî (sağda ayakta) ve Osmanlı Padişahı III.Murad’ı gösteren minyatür.   ‪Şerefxanê Bedlîsî’nin babası Mir Şemseddin, Osmanlı’yla...
Bitlis Hizanlı Law Reşid ve Kemal Fevzi
Minarelerden yükselen ezan sesi, Bitlis Çarşısı’nda tatlı bir telaşın başlamasına neden olmuştu. Orucun son günüydü. Son iftar açılmış, son şerbetler...
Zorqlu Kürd? Zorq neresi ola?
1850 sonrası Bitlis ve civarından geçmiş bazı seyyahların anlatımları ile birlikte yayımlanmış bir gravürün altında Fransızca olarak ’guerrier Kurde de...
Bitlisli Said-i Kurdi ve Venezüellalı Rafael de Nogales
Çeşitli yayın organları ve platformlarda paylaşılan bir görsel için ‘Saidi Nursi’nin cephede çekilmiş fotoğrafı’ veya ‘Bediüzamman’ın Ruslara karşı savaşırken fotoğrafı’...
1882’deki Büyük Bitlis Yangını
Bitlis şehir merkezinde vuku bulmuş bir çok doğal felaket, sosyolojik ve siyasi hadiselere dair anlatımlar hep var olmuşlardır. Kıtlık, muhacirlik,...
1913 – Bir Bitlisli Kürd Bebek
Bu çeviri, rahibe Mary D. Uline’in Bitlis’ten Amerika’ya göndermiş olduğu bir mektubun içeriğine aittir. Bitlis Amerikan – Ermeni İlahiyat Kız...
1810’ların Bitlis’i ve Rahip Giuseppe Campanile
Bu çeviri, 1802 yılında Vatikan tarafından Musul’a gönderilen İtalyan rahip Giuseppe Campanile’nin (1762 – 1835), Kürdistan coğrafyasındaki onüç yıllık görevi...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ