Bitlis Düşünce ve Akademik Çalışma Grubu
$ DOLAR → Alış: 9,45 / Satış: 9,49
€ EURO → Alış: 10,97 / Satış: 11,02

Kürt Dindarlarının Siyasi Gücü : Medreseler

Kürt Dindarlarının Siyasi Gücü : Medreseler
  • 18.11.2015

Bitlis8Onuncu yüzyılda Kürtler’de başlayan medreseler 1965 yılında sadece imam hatip çıkışlıların din görevine atanmasıyla fiilen  kapanmış oldu. Bu tarihten sonra büyük ölçüde yer altına çekilen medreseler günümüzde hâlâ varlğını devam ettiriyor. Değişik insanların toplandıkları ve tartıştıkları yerler olan medreseler Kürt toplumunun sosyal yapısını etkileyerek Kürt dilinin ve kültürünün zenginlik kazanmasında önemli rol oynadı. Bu medreselerin fikir yapısında İslam ve Kürt kimliklerinin sentezi yer alıyor. 19. yüzyıl başlarında etkinliği artan Nakşibendilik bu medreseler vasıtasıyla siyasi bir güç haline geldi. Kürtçe ve Arapça eğitim yapılan medreselerde Molla Mustafa Barzani, Said Nursî, Şeyh Said, Sadrettin Yüksel ve Muhammet Şefik El-Arvasî gibi isimler yetişti. Molla Şeyhmus gibi isimler de Marksizmi savundu. Kürt isyanlarının ikisi dışında hepsi medrese kökenliydi.

 

 

Kürt dindarlarının siyasi gücü : Medreseler

 

Kürt ulusal hareketlerinin ikisi dışında hepsinin medrese kökenli olması devletin medreselerden çekinerek bu kurumları kapatmasının başlıca nedeniydi. Nakşibendiliğin Kürt toplumunda yayılmasının vasıtası olan medreseler bugün hâlâ varlığını ve etkisini sürdürüyor.

 

Kürt kimliğinde medreselerin durumu hep dikkate alındı. 1. Dünya Savaşı öncesine kadar pek çok Kürt medresesi vardı. Medrese, ders verilen yer, dershane anlamına gelir. Cizre’de, Botan beylerinin medresesi (Medresa Sor), Müks’teki Hesenê Weli Bey’in medresesi, Van’daki Şikal, Bitlis Hizan’daki Xeyda Medresesi, Beyazıt, Çolemerik, yine Van’daki Bediüzzaman Said Nursi, Bitlis, Norşin, Muş, Oxin, Silvan, Diyarbekir, Tillo, Musul ve Zaho medreseleri ünlüydü. Siirt’te Mela Xelilê Serti’nin medresesi de bu medreselerden aşağı değildi.

 

Hizan’ın Xeyda köyünde Seyit Ali önderliğindeki medresenin hocası Solhanlı Mela Selim 1913-1914 yıllarında İttihatçı hükümete başkaldırdı. Şeyh Şehabettin, kardeşi Seyit Ali (Kamuran İnan’ın dedeleri) ve Mela Selim Bitlis’te idam edildiler.  Medreselerde Arapça, Farsça kitaplar ve Kur’an-ı Kerim Kürtçe yorumlanıyordu. Kürtçe şiir ve divan yazan hocalar kısa zamanda ünlendiler. Kürt beylerinin birer medresesi vardı ve bu medreselerin geçimlerini bey ve yandaşları karşılıyordu.

 

Bu medreselerde Melayê Batê’nin yazdığı Kürtçe Mevlüt, Ahmedê Xanê’nin yazdığı Nûbıhar, Arapça-Kürtçe Sözlük ve ayrıca çok sayıda Arapça ve Kürtçe dini kitaplar okutuluyordu. Kürtçe olan Siirtli Mela Xelil’in yazdığı Mehcül Enam ve Ahmedê Xanê’nin Eqida İmanê kitapları bunlardandı. Bu medreselerden yetişen birçok ünlü Kürt şairi vardı ve bunlar Kürt edebiyatında önemli bir yere sahiptiler. Öyle ki, modernite öncesi şairlerin hemen hepsi medrese kökenlidir. Bu medreseler Kürt toplumunun sosyal yapısını da etkilediler. Kürt edebiyatında ve düşünce tarzında tasavvufi özü öne çıkardılar. Dinsel biçimde de olsa, musıki toplumsal bir işlev kazandı. Musıki ile Allah’a yakarış, ulaşma ve yakınlaşma, Kürt toplumunun yaşam alanlarında musıkiyi önemli kıldı. Düğünlerde, efsane ve tarihi olayların anlatımında musıki kullanıldı.

 

Ahmedê Xanê, Melayê Cizirê, Feqiyê Teyran, Eli Heriri, Bediuzzaman Said Nursi, Siirtli Mela Xelil, İsmailê Beyazıdi, Mahmudê Beyazıdi, Zazaca Mevlüt’ün yazarı Liceli Ehmedê Xasê ve Cigerxwin, Fatih Sultan Mehmet’in Hocası Molla Gorani, Kanuni’nin hocası Şehrezorlu Ebû Suûd Efendi ve Yavuz Selim’in hocası İbnül Kemal da medrese kökenliydi.

 

Medreseler değişik insanların toplandıkları ve tartıştıkları bir yerdir. Kürt dilinin gelişmesinde ve kültürünün zenginlik kazanmasında medreseler önemli rol oynadılar. Hepsinin fikir yapısında, İslam ve Kürt kimliklerinin bir tür sentezi yer aldı. Ortadoğu’daki birçok büyük kentin müftüleri bu Kürt medreselerinde yetiştirildiler. 19. yüzyılın başlarında etkinliği artan Nakşibendi Halidiye Kolu önderi Mevlana Halit’in Kürt olması, 60’ı aşkın halifesinin 30’dan fazlasının Kürtlerden seçilmesi önemli bir olaydı. Kürt başkaldırı önderlerinin Nehri’li Şeyh Ubeydullah, Şeyh Sait, Hizan’daki Mella Selim ve Molla Mustafa Barzani’nin ve yine  medrese kökenli Kadı Muhammed’in Nakşibendi olmaları medresenin Kürt aydınları üzerindeki yansımasına da bir işaretti.

 

Şafii Kürtler için de medreseler yıllardır yok edilememiş bir gelenek halindedir, hâlâ mezhebin bu kurumlarda hukuk aradığını görmek mümkündür. Bu nedenledir ki Şafiiler, resmi kurum ve mahkemelere oldukça az başvuru yapıyorlar. Şafiiler 40 kişiden az katılımla cuma namazını kılmazlar, hutbelerini Şafii geleneğine göre hâlâ Arapça okurlar. Medreselerde tartışmalar Kürtçe yapılır ve hemen hemen bütün konular tartışılır. O tarihlerde Kürt aydını demek Kürt mollası veya şeyhi demekti. Kürt ulusalcı hareketi, aslında ilk önce ilginç bir biçimde medreselerde başladı. Mustafa Barzani kendisi de medrese tahsili görmüş bir mollaydı ve aynı zamanda Nakşibendi Şeyhi idi. Medreselerde o dönemde Molla Şeyhmus gibi birçok molla Marksizm’in ateşli savunucularından olmuşlardı. Fakat   ateistleşmeden, dini inancını Barzani gibi koruyanlar da olmuştur.

 

Medreselerin kısa tarihi

 

Medresenin kısa tarihine baktığımızda şunu görüyoruz: 17-18. yüzyıllarda Osmanlı devleti Kürt beyliklerini kaldırmak istedi, kaldırdı da. Sonra yerine ağalık sistemini kurdu. Ardından ağalığı da kaldırdı, şeyhliği devreye soktu ve memleket böyle  idare edildi. Buradaki şeyhlik de Nakşibendi tarikatıydı. O dönemde şeyh ve imamlar mahkeme görevini yürütüyordu. Köylüler sorunlarının çözümü için mahkemeye değil imamın yanına, o da çözemezse şeyhe sığınıyorlardı.

 

ARAPLAR’DAN FARKLI

 

Kürtler’de medreselerin tarihi eskidir, tespitlere göre 10. ve 11. yüzyıldan başlar. O zamanlar Osmanlı daha yoktu. Kürtler’deki medreseler ile Araplar’ın medreseleri birbirinden farklıydı. Kürt medreselerinde okunan kitaplar, Arap medreselerinde yoktu. Mesela Nekhetul Efkar adında bir felsefe kitabı vardı, Yunanca’dan Arapça’ya çevrilmişti, Arap medreselerinde yasaktı ama Kürt medreselerinde okutuluyordu, hâlâ da okutuluyor. Şimdi Irak Kürdistanı’nda bazı medreseler var, hâlâ bu kitap okutuluyor. Medreselerde felsefe, matematik, çok çeşitli kitaplar vardı. Örneğin bazı medreseler 19-20. yüzyıllarda psikoloji, hukuk, uluslararası ilişkiler dersi veriyorlardı; bir çok fenni ilim dersi de vardı.

 

Kürt edebiyatçıları Melayê Cizîrî, Feqiyê Teyran, Ehmedê Xanî, Pertew Begê Hekarî, Eliyê Herîrî medreselerden yetiştiler. Melayê Cîzîrî döneminde Cizre’de Medresa Sor vardı. İlkokuldan yüksekokula kadar öğrenim vardı. Medreselerdeki öğrenim yıllara göre değil, kitaplara göreydi. Çalışkan olanlar 15 yılda tüm kitapları bitiriyor, çalışkan olmayanların eğitimi 20-25 yıl sürüyordu. Eğitim sonrasında îcaze (diploma) alıyorlardı, diploma alamayanlar da vardı.

 

DEVLET KAPATTI AMA

 

Devlet kontrolü altına alamadığı büyük medreseleri kapattı, ancak birçok medrese ‘yeraltında’ faaliyetini sürdürdü, sürdürüyor.

 

19 ve 20. yüzyıldaki Bedirxanlar İsyanı ve bir ikisi dışındaki tüm Kürt isyanlarının önderleri medrese kökenlidir. Bu da devletin medreselerden çekinmesi ve buraları kapatması için öne çıkan etkendir.

 

Kürtler arasında iki tarikat etkindir: Kadirilik ve Nakşibendilik. Kürtler’deki dini yapı bu iki tarikat üzerinden büyümüştür. Kürt milliyetçiliğinin temeli yine bu tarikatların tarihinde gizlidir, Şeyh Ubeydullah Nehri’den, Şeyh Said’e kadar Kürtler arasındaki başkaldırının dayandığı zemin bu iki tarikattır; bu iki tarikatın mürit sayısı Kürt sınırlarını aşmış, yedi kıtada geniş kitleler arasında yaygınlık kazanmıştır.

 

NORŞİN MEDRESESİ

 

Nakşibend, “nakş” ve “bend” kelimesinden türetilmiş bir isimdir; nakış ve bağ anlamına gelir: Nakışçı anlamına gelen bu kelime zikir sonrası gelen tesir nakışını içerir, nakşın tesiri ve tespiti ise kurulan bağdır, bu da bend’dir. Yine bu kelime tarikatın esaslarından biridir, içerdiği mânâ müridin şeyhine olan bağlılığını ifade eder.

 

Nakşibendilik Kürtler’de medreseler aracılığıyla büyümüş, gelişmiştir. Nakşibendi şeylerinin en önemli gücü medreselerdir; Norşin, Tillo, Menzil ve Hizan bilinen en önemli Nakşibendi merkezleridir. Norşin ve Hizan Bitlis’te, Tillo Siirt’te; Menzil ise Adıyaman’dadır. Kürt sorunu, Kürt dili ve tarihi açısından en dikkat çeken medrese ise kuşkusuz Norşin’dir. Norşin, aynı zamanda Türkmen, Oğuz, ve Avşar aşiretlerinin gelip bölgedeki Kürtler içinde asimile olmalarının mekânı sayılır. Norşin, 1987’de pekçok il ve ilçe ile birlikte, yapılan isim değiştirme operasyonu sonucu Güroymak adını aldı. Norşin’de pekçok din bilgini yetişmiştir, bunlar arasında en fazla bilinen Said Nursi’dir. Nursi, kimi çevreler tarafından Bediüzzaman Said Nursi kimi çevreler tarafından da Said-i Kurdi olarak bilinir. Norşin Medresesi’nin kolları Hınıs, Okhin, Taşkesen, Cezni, Zokayd Hazro, Çokhreş, Tillo, Kasrik ve Kamışlı-Suriye’deki Tel Maruf’tur.

 

MEDRESEDE DERS VE DİVANXANE

 

Norşin Medresesi’nin en önemli yeri Divanxane’dir. Divanxane aynı zamanda Kürt tiyatrosunun da temel taşıdır. Türk tiyatrosunda tuluatın karşılığıdır. Norşin’deki divanxane oldukça ünlüdür, burada dışarıdan ve yakın köylerden gelen kimseler ağırlanır. Divan’da şeyh oturur, şeyhin oturduğu yer kutsaldır. Norşin’deki divanxanede gelen müridler tek tek içeri alınır, şeyh gelenlerin dertlerini dinler, onlar için dualar eder. Şeyhin elini tutmak, elini öpmek ve tövbe etmek divanxanede yapılan eylemlerin başlıcalarıdır. Zaman içinde, sözgelimi Menzil’de bu tövbe işlemi artmış, şeyhin elini öpmek yerini zincir tutmaya bırakmıştır. Norşin Diwanı, sadece toplumsal ilginin dağılışı, siyasal/ekonomik istikrarsızlık nedeniyle değil, aynı zamanda bölgede iki katlı geniş evlerin yapımıyla da önemini yitirmeye başladı. Şeyh ailesi, artık Diwan yerine kendi geniş evlerinde misafir kabul eder oldu. Norşin’in kırsal İslam’ı temsildeki rolü çok geniştir. 1960’tan sonra Şeyh Masum, kendilerine bağlı olan başka şeyhlerin kendi divanxanelerini kurmalarını istemiştir; Şeyh Takıyyüddin ilk divanxane kuranlardındır.

 

Medresenin İdaresi

 

Norşin Medresesi günümüzde hâlâ şeyh ailesi tarafından idare edilir. Medrese’nin ihtiyaçları müritlerden gelen gelirle şeyh ailesinin mutfağından (Tendiur) karşılanır. Yemeklerin tümü ailenin hanımları tarafından yapılır, yemek yapan hanımlara serkar denir. Medresede yetişen talebelere de Feqi denir. Feqiler zekât toplar, elde edilen gelirle ihtiyaçlarını karşılarlar. Norşin’de medresenin ihtiyacının karşılanmasında köylülerin de katkısı olur. Ayrıca şeyh ailesince tahsil edilmiş, vakıf arazileri de medrese giderlerini karşılar.1965 yılında çıkarılan bir yasayla sadece İmam- Hatip çıkışlılara din görevi verilince, medreselerin öğrenci alma kapasiteleri iyice düştü.1986’da Şeyh Nureddin, medreseyi onarımdan geçirip yeniden açtı. Ancak Norşin, artık bir çekim merkezi olmaktan çıktı. Burada yetişen talebeler de İmam-Hatip sınavlarına girerek devlet görevlisi olmaya başladı.

 

MEDRESEDEN İMAM HATİP’E  KÜRTÇE’DEN TÜRKÇE’YE

 

Norşin, Bitlis, Muş, Van, Ahlat ve Malazgirt’in bağlantı noktasında kurulmuştur. Norşin’de 19. yüzyıla kadar etkili olan tarikat Kadirilik’tir; 1880’de Şeyh Abdurrahman burada ilk medreseyi kurmuştur. Şeyh Abdurrahman’ın medreseyi kurmasıyla birlikte bölgede mevcut olan aile ve aşiretler arası geçimsizlik sona ermiştir. Şeyh Abdurrahman Seyda lakabını aldı, ardından kendisine bağlı 19 halife atadı. Şeyh Abdurrahman ölünce yerine damadı Şeyh Fethullah El Werkanasi geçti; Werkanasi ölmeden önce kendi halifesini seçti, bu Şeyh Ziyaeddin’di, yani Hazret… Hazret geniş bir mürit kitlesine ulaştı. Hamidiye Alayları’nın ünlü paşalarını bile etkiledi. Şeyh Ziyaeddin Birinci Dünya Savaşı’nda milis kuvveti olarak savaşa katılmış, bir kolunu da kaybetmiştir; bunun üzerine V. Mehmet Reşat kendisine protez bir kol ve Mecidiye Madalyası göndermiştir. Şeyh Ziyaeddin, 1915’te Bitlis’te meydana gelen Molla Selim isyanına katılmamıştır. Bu hali Mustafa Kemal’in dikkatini çekmiştir; Mustafa Kemal, 1919’da Sivas Kongresi’ne katılması yönünde kendisine bir mektup yazmış, kendisini kongreye davet etmiştir. Şeyh Ziyaeddin, Mustafa Kemal’in bu davetini geri çevirmiştir.

Şeyh Said ayaklanmasının başladığı 1924 tarihinde ölmüştür. Toplam 15 halife bırakmıştır. Hazret’in ölümüyle yerine Norşin’in efsanevi şeyhi Şeyh Masum geldi. Norşin’e bağlı medreseler de Bitlis’in Mutki ilçesine bağlı Ohin şimdiki adıyla Yukarı Koyunlu’da bir medrese bulunmaktadır. Ohin Medresesi’nin en ünlü şeyhi Şeyh Alauddin Efendi’dir. Şeyh Ziyaeddin’in halifelerinden biri olan Alauddin, Molla Selim önderliğinde başlayan ayaklanmadan uzak durmuştur, o da Mecidiye Madalyası almıştır. Şeyh Said harekatı başlayınca Şeyh Masum ile birlikte İzmir’e sürgüne gönderilmiştir, iki yıl burada sürgün hayatı yaşamıştır. Ancak 1930’da başlayan Zilan olayları sırasında Şeyh Masum ile birlikte Antep’te zorunlu ikamete tabii tutulmuştur. Medreselerin kapatılması, akabinde kurulan İmam Hatip Liseleri ile de buralarda laik bir eğitim sistemine geçiş sağlandı. Tümüyle Arapça ve Kürtçe olan eğitim, Arapça ve Türkçe’ye dönüştürüldü.

 

 

SAİD NURSİ’DEN  SADRETTİN YÜKSEL’E BİRÇOK ÜNLÜ YETİŞTİ

 

Norşin Medresesi, Türkiye toplumuna şu ünlü din alimlerini yetiştirdi: Bediüzzaman Said Nursi bunların en çok bilinenidir. Şeyh Fethullah El Warkanasi, şeyh Alaaddin, Şeyh Şefik Arvasî (Sultanahmet Camii eski imamı), Sadrettin Yüksel, (Metin Yüksel’in babası Molla Abdülhakim Arvasî (Necip Fazıl’ın Ağa Camii’nde sohbetinden etkilenip bırakmadığı hocası), Halil Gönenç (Urfa eski müftüsü), Ali Arslan (Tekirdağ eski müftüsü), Ahmet Meylanî (Hidaye mütercimi), Mazhar Taşkesenoğlu (İbn Âbidin mütercimi), Mehmet Emin Er Hoca, Molla Hasip Seven (Kozluk eski müftüsü), Molla Muhammet Şirin (Çanakkale eski müftüsü), Molla Âbidin (Beykoz eski müftüsü), Şeyh Halid, Şeyh Asım, Molla Salih El Bohtî, Molla Nuhyettin, Molla Muhammet Mehmet Çağlayan Hoca (Muş ve Niğde eski müftüsü), Molla Abdülkerim Saruhan (Bitlis eski müftüsü), Molla Burhan (Tillo şeyhi) Muhammed Raşit Erol (Menzil şeyhi Seyyid Abdülbaki Erol (Menzil şeyhi)

 

Abdülhamit’in hocası • Norşin Medresi’nden yetişen önemli kişilerden biri Şeyh Muhammed Şefik El-Arvasî’dir. Şeyh Muhammed Şefik El-Arvasî medrese tahsilini Norşin ve Ohin’de tamamlamıştır; Norşin’de Ziyaeddin Efendi ve yeğeni Sultan Veled’ten, Ohin’de Şeyh Alauddin’den ders almıştır. Savaş yıllarında İstanbul’a gelmiş, burada Seyit Abdülkadir’in önderliğinde kurulan Kürdistan Teali Cemiyeti’nde yer almıştır; Cemiyet 1918 yılında kurulmuş, Jin adlı bir dergi cemiyetin bünyesinde çıkmıştır, toplam on beş bin üyesi vardır. Şeyh Muhammed Şefik El-Arvasî Eyyüp Camii’nde imamlık yapmış, ayrıca Kürtçe Mevlid’i İstanbul’da Kamil Matbaası’nda bastırmıştır. Bunun yanısıra, Eyüp’teki Hüsrev Paşa Nakşibendi-Hâlidî tekkesinin son postnişîni olmuştur. Bir ara, memlekete dönmüşse de Şeyh Said ayaklanmasının ardından tekrar İstanbul’a sürgün olarak gönderilmiştir. Bediüzzaman’la da dostluk tesis etmiş olup, Denizli ve Afyon hapislerinde beraber bulunmuştur. Arvasî’nin Abdülhamit’in hocası olduğu da biliniyor. Arvasî’ler günümüzde liderliğini Enver Ören’in yaptığı “Işıkçılar” cemaatinin en çok etkilendikleri kişilerin başında gelmektedir.

 

Selçukluların Malazgirt’e ilk saldırısı ve Bitlis’ten getirtilen mancınık
Malazgirt denince akla hep Selçuklular, 1071 tarihi ve Alparslan gelir. Ancak Alparslan’ın amcası Tuğrul Bey (Sultan Tuğrul) liderliğinde, Müslümanların Malazgirt’e...
Dersim makalesinde Kürd kelimesini ‘adi’ diye çevirdiler
Prof. Dr. İbrahim Yılmazçelik ve Doç. Dr. Sevim Erdem’in birlikte yazdıkları makalede yaptıkları bir alıntıda Kürd kelimesini ‘adi’ olarak çevirdikleri...
Bitlis’in önünde bağlar türküsü ve Bitlis’in asimilasyonu
Yirminci yüzyılın başlarına kadar vilayet sınırları içerisinde birçok değişik dilin* konuşulduğu kadim Bitlis’e ait şarkı, türkü, kilam, sitran, bar, horovel,...
Efsaneye göre Mardin şehrinin ismi Kürdçeden geliyormuş
Tarihi binlerce yıl öncesine dayanan ve zengin şehir kültürüne sahip şehirler vardır. Bunlar arasında Mardin şehrinin adı ilk sıralarda zikredilir....
İtalya’da yazılan 1829 tarihli Bitlis Sultanı ve Köle Kız adlı eser
Özellikle 1600 – 1800 yılları arasında, Şark’a ait masallardan ve o diyarda vuku bulmuş hadiselerden esinlenerek yarı kurgu – yarı...
‘’İlk Gece Hakkı’’ Dolayımında Tarih Yazımı, Yöntem ve Kaynakların Kullanımı: Taner Akçam’a Cevap
  Bilindiği üzere tarih yazımının kendine has bir metodolojisi vardır. Tarihin ideolojik/sübjektif, özcü, kısmi ve çarpık bir vaziyet almaması için...
Taner Akçam’ın İddiaları ve Tarihi Gerçekler
Tarihi olay ve olgular bir değerlendirmeye tabi tutulacaksa, bu değerlendirmenin ilk şartı, olay veya olguların yaşandığı dönemin koşulları ve özelliklerinin...
Taner Akçam’ın Suçlamalarına Cevabımızdır
Bilindiği üzere Prof. Taner Akçam’ın 20 Nisan 2021 tarihinde Gazete Duvar’a verdiği röportajda sarf ettiği  “19. yüzyıl feodal toplumunda örneğin...
Ermeni Sorunu ve Kürdler
Tarih çalışmalarında birincil kaynaklar büyük bir önem taşır. Bu kaynakların başlıcaları; gazeteler, filmler, fotoğraflar, el yazmaları, nüfus sayımları, tapu kayıtları,...
Tarih Kayıt Cetveliyse Sosyoloji Bunun Toplum Vicdanındaki Karşılığıdır
Tarih bilimi toplumlarla ilgili verileri ortaya koyarken belgesel nitelikteki kırıntıları bir araya getirerek toplumlar hakkında genellemeler yapmaktadır. Sosyoloji bilimi ise...
‘Kuyruklu Kürt’ aşağılaması tutmadı, ‘ilk gece hakkı’ genellemesi deneyelim
‘Öküz düşünce bıçak çeken çok olurmuş’ diye bir söz vardır. Zayıf, savunmasız ve güçsüz duruma düşüldüğü taktirde, o anki durumunuzdan...
Tarihçi Taner Akçam’a Tepki
  Tarihçi Taner Akçam’ın ”19. yüzyıl feodal toplumunda örneğin Kürt bölgelerinde Kürt ağaları, evlenen Ermenilerin ilk gece hakkına sahiplerdi.” ifadelerine...
Kürtler Savaşçı ve Özgürlüklerini Seven Bir Milettir
Babil harabeleri, muazzam boyutları ile yolcuyu etkiliyor; binalar, duvarlar veya kapılar olduğu için değil, ama bir zamanlar bir binanın bulunduğu...
Endülüs’ün Emevi Abdurrahman’ı bilinirken, Bitlis Beyliği’nin Kürd Abdal Han’ı hiç bilinmez
İsimlerini çeşitli nedenlerden dolayı tarihe yazdırmış ünlü hükümdarlar vardır. Kimi cesareti, kurnazlığı, ele geçirdiği topraklar ve savaşçılığı ile, kimi de...
Bitlis’te ateşler eşliğinde Xetire, Têrintêz ve Ayd-i Kurdî kutlanırdı
Kürdlerin çok zengin, köklü ve bir okadar da kadim sözlü anlatım geleneği vardır. Kah dengbej geleneği ile kah çîvanoklar anlatımları...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ