Bitlis Düşünce ve Akademik Çalışma Grubu
$ DOLAR → Alış: 6,36 / Satış: 6,38
€ EURO → Alış: 7,43 / Satış: 7,46

Said-i Kurdi Gerçeği ; AKP – CHP ve Demokrat Parti ( Belgeli )

Said-i Kurdi Gerçeği ; AKP – CHP ve Demokrat Parti ( Belgeli )
  • 18.11.2015
  • 3.671 kez okundu

 

Said-i Kurdi’nin “Kürtlük Faaliyetleri” Demokrat Parti döneminde de devam ediyor muydu?

‘Şimdi evinden dahi çıkmayacaksın’

 

 

 

 

 

 

 

Hakikatler, siyasilerin keyfi yorumlarına bırakılırsa, herşey anlamını yitirebilir. Siyaset hakikatı kendi çıkarı için keyfi bir şekilde kullanır. Sadece işine gelen tarafına bakar.

Erdoğan Bitlis’teki mitinginde sık sık Said-i Kurdi’yi andı, ve Cemaatle, muhalefetle olan çatışmasında O’nu kullandı. Said-i Kurdi’yi Sürgün ederek hayatını çekilmez kılanın İnönü olduğunu söyledi. Bir gerçeği keyfi bir şekilde kullandı. Yanlış bir şey mi dedi, hayır, ama bir hakikatı işine geldiği gibi, tamamı olmayanını söyledi, böylelikle de geri kalanının üstünü örtmeye çalıştı. Dolayısıyla, tahrif yaptı.

Said-i Kurdi’nin Sürgün kararının altında İsmet İnönü’nün imzası var, ama onun yanısıra, 11 kişinin (yetkilinin) imzası da var. Bunların başında Mustafa Kemal’dir. 1927 yılında Devletin başı Mustafa Kemal’dir. Ve asıl sorumluluk alan kişi odur, ilk imza Mustafa Kemal’indir, bu söylenmiyor.

Ancak, Said-i Kurdi’nin Sürgünü ile ilgili bundan da mühim bir durum vardır ki, bugünün islami siyasetçileri hiç değinmiyorlar. Said-i Kurdi’nin sürgün kararı ve uygulaması, kendisine destek verdiği Menderes hükümeti tarafından kaldırılmadı, “Kürtlüğe hizmet” ettiği amacıyla “sürgünün devamına” karar verildi ve üzerindeki baskılar daha da arttırıldı.

Mustafa Kemal ve beraberindeki 11 kişi ile birlikte Said-i Kurdi’nin Sürgün kararı belgesini Bitlisname’de yayınladık, aynı belge aşağıdadır.)* Demokrat Parti aynı gerekçeye ve “Kürtlük mefküresi’nin devam ettiği” ek gerekçesine dayanarak Sürgün kararını kaldırmadı ve devamına karar verdi. (Belge aşağıdadır)**

Said-i Kurdi hakkında 1927 yılında alınan ilk sürgün kararında, açık bir şekilde, gerekçe; “kürtçülük faaliyeti için dini kullanmak” olarak belirtilmişti.

Bu kısma alınmasını isti-ılzat eden durumu: Kürtçülük mefküresi taşıdığı ve dini hissiyatı alet ederek irticai hareketlerde bulunduğu ve nurculuk teşkilatı kurmak istediği görüldüğünden, sürgün kararı verilir. Durumunun mırakebe altına alındığı tarih: 1929 yılıdır.

Demokrat Parti İktidarı ve Said-i Kurdi

Başbakanlık Devlet Arşivleri’ndeki ‘gizli’ MAH (Millî Emniyet Hizmetleri Riyaseti/Millî İstihbarat Teşkilatı’nın eski adı) belgelerine göre; DP’nin iktidara geldiği 1950’den 27 Mayıs 1960’a kadar Said Nursi nefes alıp verişine kadar takip edilmiş. Mektupları, sohbetleri, gezileri, ziyaretine gelenler raporlara girmiş. Bediüzzaman’ın Risale-i Nurlar’ın yayılması ve basımı ile ilgili yazışmaları, il-ilçelerdeki ‘Nurcular’ın’ isim listeleri de raporlanmış. 22 başlık altındaki belgelerin neredeyse tamamı 1957-60 arasını kapsıyor. MAH belgeleri arasında DP milletvekili, il ve ilçe teşkilatlarından Menderes ile bakanlara yazılan mektuplar büyük yer tutuyor. (sf.29)

Said Nursi’nin Fiş Kaydı ve Gözaltında tutulma Kararının Devamı

“Daha bir müddet bulunduğu kısımda kalması gerekiyorsa, bu kanaatı takviye eden hususlar: fırsat düşkünü, sinsi ve kurnaz bir şahıs olan adı geçenin kötü emellerinin tahakkuku için gizliden gizliye faaliyet sarfettiği müşahaade olunmaktadır. Durumunun denetlenmesinin devam olunmasında fayda mülahaza edilmektedir. Adı geçenin A fişinde bırakılmasına karar verildi.”

 

belge2

 

Bu satırlar Said Nursi’nin fişleme kaydından. Fiş komisyonu başkanı ve üyelerinin imzası bulunan bu belge orijinal. “Çok gizli” belgeler arasında 23.3.1955 tarihli fişleme belgesine düşülen not ise dikkat çekici… Demokrat Parti, bu dönemde ikinci defa seçimleri kazanıyor, fakat bürokraside hiçbir şey değişmiyor. 1954’te Isparta vali yardımcısı, emniyet müdürü ve jandarma komutanı “fiş komisyonu” olarak toplanıyor ve Said Nursi’nin A fişinde bırakılmasına karar veriyorlar… (sf.13-17)

Bu tedbirlerin alınmasından sonra temas ve hareketlerinde dikkati çeken halleri adalete intikal etmiş bir suçu varsa hakkında verilmiş kararın tarih ve özeti: Buradaki açıklamada Said-i Kurdi hakkında Demokrat parti döneminde de açılmış ve sürdürülen davalar yer almaktadır.

Bu belgeler Devletin Said-i Nursi Hakkındaki çok gizli belgeleri içindedir. Devletin Said Nursi’yle ilgili tuttuğu gizli belgelere ulaşan İdris Gürsoy, bu belgeleri bir kitapta topladı ve bu belgeler ilk kez yayımlandı.

Bu Belgelerde; DP’yi Dindarların İktidara getirdiği deniyor veeğer Said Nursi, DP’ye tavır alırsa bu, sandığa da yansır. Bürokrasiyi elinde tutan güç, bu gerçekten yola çıkarak tek parti dönemini aratmayan uygulamalar ile Said Nursi’yi baskı altına alıyor. DP’ye rağmen ve DP’nin de göz yumması ile uygulanan baskı ve zulümde, kendileri için bir tehdit addettikleri Said Nursi’yi itibarsızlaştırarak toplumun ilgisini azaltmayı amaçlıyorlar.”

İçişleri bakan vekili imzalı, valilere gönderilen yazılarda, Said Nursi ile ilişkili isimlerin akrabalarına varılıncaya kadar araştırılması isteniyor. Hapisler, gözaltılar ve işkencelerin şiddeti azalsa da sürüyor. Üçüncüsü; Said Nursi, DP’ye yazdığı mektuplarda Kürt Sorunu’na dair uyarı ve önerilerde bulunuyor.

Kurdistan’a üniversite açılması gibi somut tekliflerini tekrarlıyor.

Darbeden iki ay sonra mezarı açılıyor ve naaşı Isparta şehir mezarlığına getirilerek defnediliyor. Resmi belgeler buraya kadar, sonra vasiyeti gereği talebeleri mezarı bilinmeyen bir yere taşıyorlar.”

Bediüzzaman, 28 Kasım 1957 günü sağlık sebepleri ile Emirdağ’dan Eskişehir’e gidiyor. Ancak kendisini adım adım takip eden bir komiser ve üç polis, ziyarete gelen vatandaşları sorguya çekmekle yetinmiyorlar, Said Nursi’nin otel odasına kadar girerek konuşmasını engellemeye çalışıyorlar. DP’liler, işte bu hukuk dışı müdahaleyi Ankara’ya bildiriyorlar. Keyfî hareketlerin önlenmesi isteniyor. MAH dosyasındaki Ek: 2 belgesi bu mektuba yer veriyor. (sf.28-30)

Menderes’e mektup: “Doğu’da bir üniversite açılmalı”

Yassıada evrakları arasında Bediüzzaman Said Nursi’ye ait çok sayıda mektup bulunuyor. Bediüzzaman, Demokrat Parti’nin ilk yıllarında Menderes’e yazdığı mektuplarda onu ‘İslam kahramanı’ olarak nitelendiriyor. Bazı mektuplarında hükümete ve cumhurbaşkanına öneri ve uyarılarda bulunuyor. Kürt problemine dikkat çekip çözüm tekliflerini sıralıyor. Kurdistan’da bir üniversite açılmasını istiyor.

DP iktidarının son yıllarında ise Said Nursi, kendisi ve talebelerine yönelik sıkı takibattan dolayı duyduğu sıkıntıyı Menderes’e iletiyor. Ölümünden iki ay önce İçişleri Bakanı Namık Gedik’in kendisine uyguladığı ev hapsine adeta sitem ediyor. 12 Ocak 1960 tarihli mektupta ev hapsinin 30 senelik muhaliflerin yaptığından daha ağır geldiği vurgulanıyor: “Bütün muhalifler ve siyasîler her yerde ve her tarafta serbest olarak gezerlerken Ankara’dan gelen bir emirle, ‘Şimdi evinden dahi çıkmayacaksın’ denilmesi bir hapsi münferit hükmündedir. Otuz senelik muhaliflerin yaptığı istibdat lehine bu vaziyet çok ağır geliyor” diyor. (sf.110)

Başbakan’a şikayet

Bediüzzaman’a Isparta’da hürriyetinin sınırlandırılması, talebelerinin yazdığı bir mektupla Başbakan Adnan Menderes’e şikâyet ediliyor. 80 yaşında ve hasta olan, hayatını ilmî ve uhrevî sahada harcamış bir din âliminin, yanında bulunan iki hizmetçisi ile bile görüşmekten kaçındığı vurgulanan mektupta, Said Nursi’nin birkaç saat kalmak ve hava almak için Eğirdir’e geldiğinde (15.8.1957) arabasından inmesine bizzat kaymakam tarafından mani olunduğu belirtiliyor. (sf.90)

Bu belgeye göre meslek olarak “boşta gezer” deniyor, ironiye bakın, evinden bile dışarı çıkamayan Said-i Kurdi, nasıl “boşta geziyor”du?

SAİD-İ KÜRDİ NASIL SAİD-İ NURSİ OLDU

Soyadı Kanunu, her Türk vatandaşına bir soyadı taşıma yükümlülüğü getiren 2525 sayılı kanundur. İsviçre’den alınarak düzenlenen kanun21 Haziran 1934 tarihinde kabul edilmiş, 2 Temmuz 1934 günü Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Kemalist Türkçü kimlik inşası Said-i Kurdi ve Şeyh Said “deccalaştırarak”; haklarında inşa etmiş olduğu kötü imgeyle Kürt kimliğini tahrip etme, ötekileştirme ve “a-normaleştirmeyi” hedeflemiştir. Bu nedenle, Soyadı kanuna ragmen Said-I Kurdi’nin soyadını değiştirmede herhangi bir sakınca görmediği gibi bunu kendi kimlik söylemi çerçevesinde ilevsel görmüştür.

SAİD-İ KURDİ’NİN İSMİ DEMOKRAT PARTİ DÖNEMİNDE “NURSİ” OLUYOR

Bitlisname.com, artık geniş kamuoyunun da bildiği gibi Said-i Kurdi’nin Kastamonu’ya sürgün belgesini yayınladı. Altında M. Kemal’in, İsmet İnönü’nün, … imzası bulunan “Sürgün Belgesi’nde de görüldüğü gibi Said-i Kurdi’nin ismi olduğu gibi “Said-i Kurdi” olarak yazılmıştır. “Kürtçülük Mefküresi için Dini hissiyatları kullandığı” için Mustafa Kemal iktidarı tarafından sürgün edilen ve “A. Fişi 5. Sayı’ya” kayıt edilen Said-i Kurdi’nin ismini, Soyadı Kanunu’na rağmen değiştirmemiştir.

Bitlisname.com yayınlamış olduğu Sürgün Belgesi 24. 5. 1935 tarihinde Cumhurbaşkanı M. Atatürk ve Başbakan başta olmak üzere bütün bakanlar Kurulu tatarından imzalanmıştır. Soyadı kanunun kabul edilmesi ve resmi gazetede yayınlanması üzerinden yaklaşık bir yıl geçmiştir. Bu belgede Said-i Kurdi olduğu gibi kendi ismiyle Said-i Kurdi olarak belirtilmiştir. Soyadı Kanunu’nda şöyle bir belirleme var;

“Edebe aykırı ve gülünç soyadlarının, aşiret, yabancı ırk ve millet isimlerinin, rütbe ve memuriyet bildiren isimlerin soyadı olarak alınmasına izin verilmez.” Görüldüğü üzere, Cumhurreisi ve Bakanlar Kurulu “Said-i Kürdi’yi Said-i Kurdi olarak bu yasaya rağmen adlandırmakta bir sorun görmemişlerdir. Bu konu yeni Türk kimlik inşası projesine göre önemlidir. Said-i Kurdi’nin soyadı neden “yabancı bir ırk ve millet ismi” olarak bırakılmıştır? Belirtmek gerekir ki, aynı Soyadı Kanunu’nun çıkmasından 5 ay sonra 24 Kasım 1934 tarihinde TBMM tarafından oybirliği ile kabul edilen 2587 sayılı kanunla cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’e “Atatürk” soyadı verildi. 17 Aralık 1934’te çıkarılan yasa ile bu soyadının diğer kişiler tarafından kullanılması yasaklandı. Kızkardeşi Makbule Hanım dahi Atatürk değil, “Atadan” soyadını aldı.”

Soyadı yasası “Türk” ulusu ismini yaygınlaşıtırırken, “yabancı ırk ve milletlerin” ismiyle soyadını yasaklıyor, ama Said-i Kürdi’yi bırakıyor.

Said-i Kürdi’nin adını Atatürk iktidarı bırakırken “ötekileştirici”, Menderes Hükümeti değiştirirken “inkarcı” asimilasyoncu bir politika izlemişlerdir.

Said-i Kürdi’nin “meyvesini” yiyenler, o meyvenin nasıl bir çile ve acılar içinde yetiştirildiğini bilmiyorlar. O Kurdistan dağlarından gururla kopmuş bir özgür zeka pınarı, ötekileştirilmek istenen haysiyet ve onuru savunmak için İstanbul’a “çıkarma” yaparak “türkün muassır medeniyetinin” karşısına Kürdün doğallığı ve sahiliğini çıkararak iki kültür ve medeniyet halinin normallik ve kültürellik anlayışını timarhane bahasına karşı karşıya koyarak sorunsallaştırmaya başladığı 1908lerden ömrünün sonu, 1960’a kadar bir 70 yıl boyunca kendinden kopmamanın bilgisini üretmiş, hegamonik tahakkümün en şedit olduğu zamanlarda “topluma sığınarak” ve imana sığınarak meydan okumuştur.

Bugünlerde Cemaat-cemiyet çatışmasıyla birlikte sıkça kullanılan bir isim de, Said-i Kurdi’nin ismidir. Said-i Nursi’nin devletçi otoriteryan modernleşmeciliğe karşı meydan okuyuşuyla oluşturduğu duruş üzerinde Türkiye’de yükselen Sivil islam anlayışı bugün Tüketim toplumunun metalaştırıcı sosyolojisi ile bir “tüketim nesnesine” dönüşerülerek kullanılmaktadır.

Kaynak ; Bitlisname Bitlis Bilimsel ve Akademik Çalışma Grubu

Etiketler: / / /

Bitlis’e tütün ne zaman geldi?
Tütün denince akla hep Bitlis tütünü ve sigarası gelir. Peki tütün köken olarak hangi coğrafyaya aitti? Kaçıncı yüzyılda Osmanlı’ya ve...
Tarihimizden Bir Portre: Mela Selim Efendi
Hizan şeyhlerinden biri olan Mela Selim Efendi***, yaşadığı döneme göre oldukça bilgili ve gelişkin biri olduğundan Hizan şeyhi Sebgetullah Hizanî’nin...
1913’ün Bitlis valisi ve Hizanlı Şeyh Seyyid Ali
Bu anlatım, 1908-9 yılları arası, Bitlis ve Van’da Britanya Konsolos Yardımcısı olarak görev yapmış Arshak Safrastian’ın, 1948 yılında yayımladığı ‘Kurds...
Bîblîyografyaya Kirmanckî [Zazakî]  1963-2017 weşanîyaye
  Bîblîyografyaya Kirmanckî I1963-2017I ke hetê Mutlu Canî ra sey xebata tezê masterî amebî amadekerdiş, hetê weşanxaneyê Vateyî ra...
“ZAZA” ADININ KAYNAĞI HAKKINDA BİRKAÇ NOT
Bir Kürt toplumsal grubu olan Zazalarla ilgili yazılan yazıların kimisinde sırf mülahaza olsun diye neredeyse içinde “z” harfinin geçtiği her...
Ahlat’ın 1046’daki Kürd hükümdarı ve Nasır-i Hüsrev’in Bitlis ziyareti
İran ve İslam dünyası edebiyatı içerisinde önemli bir yere sahip olan Nasır-i Hüsrev, 1045 yılında çıktığı yedi yıllık seyahati sırasında...
“ŞÊX EVDIREHÎM ASLA TESLİM OLMAZ!”
  Ben 1929 yılının onbirinci ayında, Pali’nın (Palu’nun) Xoşmat köyünde doğmuşum. Xoşmat, esasen eski bir Ermeni köyüdür. Orada çok arazi...
Bitlis kralının başının kesilmesi ve Prenses Gülşenraz
Üzerinde Fransızca olarak ’bakın Bitlis kralının başını kesip bu sepet içerisinde size getirdim’ yazısı olan bu gravür için, daha önceki...
Bitlis nire Albanya nire?
1911 28 Eylülünde İtalyan-Osmanlı harbi başladı, 1912 8 Ekiminde küçük Karadağ krallığının Osmanlı devletine savaş ilan etmesiyle sona erdi. Bir...
Kızıl Meydan’ın sosyalist dengbeji: Sûsika Simo
Ayağındaki prangaları kopardı, sesini tüm Sovyet ülkesine duyurdu, Lenin’e yazdığı kılamlarla anıldı. İyi ki vardı, iyi ki yaşadı…   Elvan...
Tavernier 1660’larda Bitlis ve Tatvan’dan geçerken
‘Bitlis beyi ülkenin en güçlüsü. Diğer beyler ya Osmanlı Padişahı’na yada İran Şahı’na bağlı olup biat ederken, Bitlis Beyi kimseye biat...
Kayıp Kürt kolonileri – Mısır, Ürdün, Lübnan, Filistin ve Yemen Kürtleri
      Kayıp Kürt kolonileri Ortadoğu’daki Arap devletlerinde yaşayan Kürtler’in tarihi, yayılmanın efsanevi Kürt Sultan Selahaddin Eyyubi döneminde başladığını...
27 Temmuz 1655, Bitlis şehrine saldırı ve Abdal Han
‘Bitlis Kalesi’nin Osmanlı ile ne alakası ola. Bu kale Osmanlı kalesi olsa içinde Osmanlı kulu olurdu. Biz Osmanoğlu’nun kulu değil,...
Cuinet’in 1889 tarihli Bitlis Vilayeti raporu
Bu çeviri, Fransız araştırmacı yazar Vital Cuinet’in 1889 yılında Bitlis Vilayeti hakkında tuttuğu Fransızca raporun Türkçe’ye çevirisidir. Cuinet’in 1894 yılında yayımladığı...
Hırvatların Kürtlüğü üzerine
    ABDULMELİK Ş. BEKİR Hırvatların köken olarak Kürt olduğuna dair bir söylentinin zaman zaman gündeme geldiği oluyor. Halkların kökenine...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ