Bitlis Düşünce ve Akademik Çalışma Grubu
$ DOLAR → Alış: 6,04 / Satış: 6,06
€ EURO → Alış: 6,73 / Satış: 6,76

Xelîl Xeyalî’nin Kürtçe Dünyası

Xelîl Xeyalî’nin Kürtçe Dünyası
  • 18.11.2015

 

Geçen sayılarınızdan birinde “Kürdçe Dilimiz” adlı bir yazı vardı. Önemli bir konuya değinen o yazıya ilişkin birçok görüşlerin birbirini izleyerek geleceğini sanıyorum. Bu arada, çözülmesi istenen iki büyük sorunun tamamıyla tartışılıp incelenmesini dilerim.

 

 

 

 

 

Xelîl Xeyalî

Dilimizden sözedildiği zaman, biri Kürdçenin bugünkü ulusal gereksinimlere uygunluk derecesi ve gelecekteki biçimi, öbürü de Kürd ulusunun gelişmiş halklara oranla var olan ve görülen uygarlık eksikliklerinin asgari bir zaman ve güç harcanarak giderilmesi çarelerini sağlayacak bir yazma usulünün bulunması gibi önemli, ve önemleri oranında da çapraşık iki sorun meydana çıkar.

Bana göre her Kürd, bu iki sorun hakkındaki görüşünü, uygun bulduğu çözüm yollarını ulusal kamuoyumuza sunmalıdır. Sunmalıdır ki fikirlerin çarpışmasından gerçeğin ışığı çıksın ve o gerçeğin ışığı, bu işlerle uğraşmak isteyen gayret ve himmet sahiplerinin çaba ve sebatları için kılavuz olsun.

Yıllardan beri ve özellikle son yıllarda, aydın olan ve olmayan birçok millettaşlarımla, dilimizin bugünkü ve gelecekteki durumu ile ilgili söyleşilerde bulunurum. Bu tartışmalarda, genellikle üzerinde aynı görüşü paylaştığımız iki nokta vardır. Düşünen, düşündüğünü söyleyebilen her Kürd, yana yakıla diyor ki:

“Dilimizin bugünkü durumu, bir bilim dili niteliğini taşıyor olmaktan çok uzaktır.[1] Nüfusu milyonlara ulaşan ulusumuzun bütün kolları arasında anlatma ve anlama aracı olacak bir ortak dile ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç, zaman geçtikçe yaşamsal bir durum alıyor. Sonra, bizim bugünkü yazma usulümüz ve imlâ usulümüzle hiç bir zaman, elektrik hızıyla ilerleyen bilgi ve uygarlık kervanlarına yetişilemez ve yüzyılların aramızda açmış olduğu boşluklar doldurulamaz”.

Şimdi sorarım: Bu sözler bir gerçek, hem de acı, delen ve sızlatan bir gerçek değil midir!

Madem ki sorunu kavrayanların çoğunluğu bu eksiklikler üzerinde birleşiyor, hastalık teşhis edilmiş demektir. Şimdi, bize doktorlar gereklidir ki bu hastalığın ortadan kaldırılması için gereken ilaçları düzenleyip hazırlasınlar. İş buraya gelince, yazık ki ne yazık! Herkes yalnız söylüyor, fakat bildiğini, anladığını yazmıyor ki kamuya malolsun. İş yapmaya gelince o alanda bir girişimi ne gördük, ne de işittik.

Neyi bekliyoruz! Madem ki içimizde iyi-kötü bir şey düşünenler vardır, düşünebildiklerinin ve söyleyebildiklerinin onda biri kadar bir girişim ve faaliyet eseri göstersinler. Böyle bir eser güzel bir örnek olur; hiç kuşkusuz, bu örneği izleyecek birçok yurttaşımız bulunur. Bir kez yola girildi mi, sürekli artacak olan bir genel şevk ve arzu, bu yüce faaliyet yolunun yolcularını artırdıkça artırır.

*

Hayır belirtisidir inşallah, ben bu satırları yazdığım dakikalarda ulaşan “Jîn“in sayısı, bir müjde getirdi. Karanlıklara düşürülen milliyet ve geleceğimize bir aydınlatma parıltısı gönderen bir ulusal girişime ilişkin ayrıntıları heyecanla, sevine sevine okudum.

Kurulup faaliyete başladığını büyük bir sevinçle okuduğum Kürd Tamim-i Maarif ve Neşriyat Cemiyeti’nce, uygarlık çağı olan XX. yüzyılda, genel ya da özel çalışma alanlarında varlığına kesinlikle inanılan ve gereklerine tüm ulusların baş eğdiği bir gerçeğin, örgütlenme ihtiyacının tamamen takdir edildiğini görmek de ayrıca göğsümü kabarttı. Yaşadığımız dönem, örgütlenme ve işbölümü yapma dönemidir. Bu çağda bireyci faaliyetler, (fikrim yanlış anlaşılmasın, “kişisel girişimler” demiyorum) kesinlikle sonuçsuz kalmaya mahkümdür.

Hele, Dernek Programı’nın dile, milliyet ve milli varlığın ilk temeltaşı olan bu çalışma alanına en çok önem vermesi, baş eğilerek teşekkür edilmeye değer bir uyanıklık belirtisidir. Kutsal bir vatan sevgisi ve büyük bir özveri ile işe başlayan bu mücahidlerin muhtaç oldukları manevi desteği ve maddi yardımı elde edebilmelerini dilerim. Tanrı yardımcıları olsun.

Burada bir hatırayı anmadan geçmeyeceğim:

Beş-altı yıl önce, pek feci durumlar ve koşullar altında, bugün yokluğunu acı ıstıraplarla duyduğumuz ulusal kurumların ilk temelini yaşamları pahasına kurmağa çalışan genç kahramanlarımızı hatırlıyorum.[2] Büyük Savaş’ın zalim ve kanlı eli, ulusal hazinemizin ne yazık ki sayıları pek az olan değerli cevherlerini aramızdan ayırdı ve geniş savaş cephelerine dağıttı. Gittiler. Onlardan bize geri gelen, yalnız acı haberlerdi. Her haber, yüksek bir ulusal gurur ve şaşılacak bir doğal cesaretin coşturduğu bir özveri ile yaşamlarını yitiren bu kahramanlardan birkaçının güneş gibi batışı olayını bildirdi. Ölüm kavramını hatırlarına hiç yanaştırmayan o gençlerin yiğitlik anılarını, acı sonlarını düşündükçe, hala tüm varlığımla inler, kıvanç duyar ve ağlarım.

Ey, saldırıya uğrayıp ayaklar altında çiğnenen vatanı kendilerine bir geniş mezara çeviren gençler, rahat uyuyun!

“Ümid”iniz ölmedi.[3] Nice bin dert ve sıkıntıyla tutuşturduğunuz ulusal ümit meşalesi, yine sizin gibi genç ve ateşli beyinlerin elinde, geleceğin yolunu aydınlatan bir ışığa dönüşmek üzeredir.

Ah, eğer onların kurdukları ulusal müessese, gereken yardımları elde edebilseydi ya da bugüne kadar yaşasaydı, hiç şüphe etmiyorum ki bu dakikalarda bizi müthiş bir baskı altında sızlatan ulusal eksikliklerin birçoğunu doyurucu bir biçimde tamamlanmış görecek ve kendimizi şimdiki kadar öksüz ve dayanaktan yoksun bulmayacaktık.

*

Şimdi asıl konumuza dönerek şu sorunu gözden geçirelim:

Kürd’ün bir ortak dili var olabilir mi?

Bilinmektedir ki dil, ulusların en canlı bir müessesesidir. Belirgin, zorunlu bir ihtiyacı karşılayamayan müesseseler yaşayamaz; zorla yaratılsa, uygulanmasına ve izlenmesine ömürler harcansa bile, madem ki duyulan bir ihtiyacı karşılayamıyor, yararsızdır; birçok zararlar doğurur ve sonra da yok olup gider. Örnek ararsanız, talihsiz Osmanlı ülkesinin yürekler paralayan bugünkü durumunu hazırlayan son yüzyıllık idari ve kültürel etmenleri dikkate alınız.

O halde aranacak şey, Kürd ulusu arasında bir ortak dil ihtiyacının varlığıdır.

Elimizdeki 3-4 yüzyıllık divanlarda, milliyet ateşinin bugünkü genişliğe ulaşamadığı çağlarda bile, Kürd’ün bu ihtiyacı kavramış olduğunu ve onu ateşli nağmelerle dile getirdiğini hayret ve saygıyla görüyoruz. Daha sonra çağımızın milliyet akımına tüm inançları ile bağlanan, siyasal deyişiyle Türkiyeli ve İranlı her Kürd, gereğine ve elde edilmesine şiddetle inandığı ulusal tanışma ve birliği sağlamak için ortak dil ihtiyacını, yüreği sızlayarak duyuyor ve bu duygusunu her fırsattan yararlanarak ilan ediyor. Eminim ki her Kürd, yaşamında çok kez bu görüşleri işitmiştir.

Şimdi, görülüyor ki ihtiyaç sadece duyulmuyor, gerçekten de vardır. Bu nedenle, o ihtiyacı karşılayacak müessese, yaşamak için muhtaç olduğu yaşamsal koşullara, evrimleşme gücüne sahip bulunuyor demektir.

“Ortak dil edinmek mümkün müdür?” sorusuna verilecek yanıt, sürekli çabaya bağlı, uzun zamanlara muhtaç olmakla birlikte, kısaca “evet”ten ibarettir.

Bu takdirde biz Kürdler, ortak bir dile nasıl sahip olabiliriz?

Bazı kimseler biliyorum ki, Kürdçenin birçok lehçelere sahip bulunmasını, böyle bir amacın gerçekleştirilmesine engel sanıyorlar.

Bunlar aldanıyor, pek yüzeysel düşünüyorlar. Lehçeler bir engel olmaktan çok, dilimiz için tükenmez birer sözcük haznesi ve dolayısıyla bir nimettir. Yararlanma yolunu bulan bir incelemeci, onlardan sonsuz yararlar sağlar.

Hem bu yalnız bizde, Kürdlerde var olan bir olay değildir; dünyanın en düzgün ve zengin dillerine sahip uluslarda dahi, yüzyıllarla sayılan edebiyat dönemlerine rağmen, hala eski canlılığıyla yaşayan ve konuşulan lehçeler(patois) vardır. Onlar arasında, ortak ve edebi dile sözcükler bakımından pek yan bakanları ve hatta öbürleri tarafından asla anlaşılamayanları bulunduğu halde, bizim lehçelerin en büyük ayrılıkları, hemen hemen harflerin değişik olması ile sınırlı gibidir. Bu nedenle lehçeler, konuşuldukları kitle arasındaki yaşam haklarını korumakla birlikte, kamunun olabilecek edebî bir ortak dil edinilebilir ve genelleştirilebilir kanısındayım.

Bugünkü edebî dillerin çoğu, ulaşmış oldukları birlik ve ortaklık mevkilerini, pek uzun yüzyılların geçmesine borçludurlar. Eski dönemlerde ulusla arasında var olan bazı kurumlar, dillerin birleşmesine ve genelleşmesine aracı olurdu. Örneğin hac ödevini yerine getirmek için Mekke’ye yolculuk gibi zorunluluklarla “Ukaz Pazarı” ve “El-Mecenne Pazarı” gibi sosyal kurumların yüzyıllarca sürekliliği, pek aykırı Arap lehçelerinin tasfiyesini ve nihayet “Kureyş dili” şeklinde birleşmesini sağlayabilmiştir.

Fakat Kürd dili için bu şekilde bir tasfiyenin meydana gelmesini beklemek olanaksızdır. Kürd’ün üzerinde yaşadığı toprakların coğrafi durumu ve zamanımızın böyle bir tasfiye ve birleşmeye kesinlikle elverişli bulunmaması bizi, başka bir faaliyet biçimini kabul etmeye iter; o da “yayın yöntemi” dir.

Buna ilişkin görüşlerimi ikinci yazıya bırakıyorum.

Etiketler: / /

Arnavutluk’un İskender Bey’i, Bitlis’in Şerif Bey’i
Arnavutluk’un başkenti Tiran’ı ziyaretimde, havanın yağmurlu olmasını fırsat bilerek Milli Kütüphane olan Biblioteka Kombëtare binasını ziyaret ettim. Hem arşivlerini incelemek hem...
Bitlisli Kürd Zaro Ağa da 1931 yılında Liverpool’da futbol oynadı
İngiliz futbol takımı Liverpool’un Barselona futbol takımını dün akşam Liverpool Anfield stadyumunda 4-0 yenmesi ile biten o tarihi maç, dünyanın...
1914 Tarihli Bitlis İsyanının Osmanlı Arşiv Belgelerindeki Yansımaları – Cezalar, Mükâfatlar
1914 yılının ilk aylarında İttihat ve Terakki yönetimine karşı Bitlis’te bir isyan meydana gelmişti. Ayaklanmanın liderleri, Hizan bölgesinin tanınmış dini...
Kürt Şarkılarında Ermeni Dostluğu / Gülizar’ın Feryadı
Kürt ve Ermeni ilişkileri tarihinde dikkat çeken önemli olaylardan birisi de 1889 yılında Ermeni kızı Gülizar’ın Kürt aşiret lideri Hacı...
Nivîskarno! Zarokên Me Heyf in
Ji ber ku min çîrokeke zarokan a sosret xwend, mecbûr mam ku vê gotarê binivîsim. Lewra zarokên me heyf in,...
Malazgirt savaşı ve Kürtler
Bu Savaş, Türklere Anadolu’nun kapılarını açmak için değil, amacı Malazgirt ve Ahlat’tan Rey ve Hemedan’a kadar olan İslam topraklarını ele...
1510’ların Bitlis’ini, Van Gölü çevresini ve Van’ı anlatan İtalyan tüccar
İtalyan bir tüccarın 16. yüzyılda kaleme aldığı anlatımından, kendisinin 1507 yılında Şah İsmail’in ordusu ile birlikte Erzincan’a geldiğini öğreniyoruz. Kırk...
Bitlis’in tarihi mahalleleri ve yerli aileleri
’Bu şehrin büyüleyiciliğini dün akşam vadiden geçerken hissetmiştim, ancak bu sabah gördüklerimden sonra, buranın yapısı ve konumlandırılması itibari ile Batı...
Şerefxanê Bedlîsî – Yaşamı ve Eserleri
Şerefxanê Bedlîsî, 25 Şubat 1543 yılında Mir Şemseddin’in oğlu olarak İran’ın Kerehrud şehrinde dünyaya geldi. Çocukluk yılları Safevi devletinde geçti....
Selahaddin Eyyubi’nin kendi kaleminden Kürdler ve hayatı
İskenderiye Kütüphanesinde bulunan Selahattin Eyyubi’nin el yazması günlüğü, Fransız kadın yazar Genevieve Chauvel tarafından romanlaştırılmış. Mısır, Suriye, Yemen ve Filistin...
Bitlis’te konuşulan dillerin tarihçesi, inkar ve asimilasyon
Bir çok kavim ve medeniyete ev sahipliği yapmış olan Bitlis, hem mimari hem de kültürel olarak muazzam bir geçmişe sahiptir....
Antik Çağ’da Kürdler
Kürtler, Ortadoğu’nun en eski halklarından olup Toros dağlarından Zagros dağlarına kadar uzanan coğrafyada yaşayan ve Hint-avrupa dil grubuna ait bir...
Seyyahların gözüyle  Bitlis ahalisi ve giyim kuşamları, 1600 -1900
‘Bitlis çarşısının üzeri örgülü hasır halılar ve kuru dallarla örtülmüş dar sokaklardan oluşmakta. Tezgahlar çok zengin meyve ve sebze çeşitleri...
Bitlis’in Deliklitaş’ı
’Bu Delikli Taş aynı zamanda bir pınardır’ diye yazmıştır Şerefxanê Bedlîs-î Farsça olarak Bitlis’te kaleme aldığı ve 1597 yılında tamamladığı...
Şerefxanê Bedlîsî ve Osmanlı Padişahı III.Murad minyatürü
Bitlis’in Kürt Hükümdarı Şerefxanê Bedlîsî (sağda ayakta) ve Osmanlı Padişahı III.Murad’ı gösteren minyatür.   ‪Şerefxanê Bedlîsî’nin babası Mir Şemseddin, Osmanlı’yla...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ