Bitlis Düşünce ve Akademik Çalışma Grubu
$ DOLAR → Alış: 6,36 / Satış: 6,38
€ EURO → Alış: 7,43 / Satış: 7,46

İdris-i Bitlisi ‘Elli bin Kızılbaş öldürüldü’ Demiyor

İdris-i Bitlisi ‘Elli bin Kızılbaş öldürüldü’ Demiyor
  • 19.11.2015
  • 2.300 kez okundu

 

Dr Ali K. Yıldırım’ın 22.04.2014 tarihinde Rizgari online sitesine yüklenen ve daha önce yazdığı ‘İdrisi Bitlisi Mirası ve Statüko’ adlı makalesine* gelen eleştirileri cevaplamayı amaçlayan yazısında katılmadığım pek çok nokta olmasına rağmen onlara değinmeyecek.

 

 

 

 

 

 

Sadece İdris-i Bitlisi’nin 16. yüz yıl başlangıcı Kürt tarihi açısından hemen hemen Şerefname kadar önemli olan Selimname (aslında Selim Şah-name MC) adlı eserinde olduğu iddia edilen hatalı bir bilgiyi sıcağı sıcağına düzeltmenin faydalı olacağını düşünerek bu yazıyı sunuyorum.

Söz konusu bilgi hatasını, Yıldırım, değerli yazar ve araştırmacımız Mehmet Bayrak’ın Evrensel gazetesinde yayınlanan bir yazısından aktarıyor:

”İdris-i Bidlisi, Yavuz Selim’in hükümdarlık dönemini işlediği Farsça Selimname’sinde (Osmanlı literatüründe 25 adet Selimname vardır MB); bu aşamada katledilen Kızılbaşlar’ın sayısının 50 binden fazla olduğunu (ben vurguladım MC) şu Farsça sözlerle ifade eder: “Ve ez ibtida huruc-u an Cemaat der Vilayet-i Anatoli ta an ki Ali Paşa-yı Vezir maktul şüd mütecaviz ez pencah hezar nefs ez tarafeyn der Anatoli bekatl amed vü çendan hezar hanedar menhub ü esir şüd.” (Bkz. Selimname’den aktarılarak, Prof.Dr. M. C. Şehabeddin Tekindağ: Yeni Kaynak ve Vesikaların Işığı Altında Yavuz Sultan Selim’in İran Seferi; İst. Ed. Fak, Tarih Dergisi, Sayı: 22, Mart- 1967).

Farsça metinin Türkçesi, eserin Türkçeye çevirisinde şöyle: ’’Anadolu vilayetinde bu cemaatin ortaya ilk çıkışından vezir Ali Paşa’nın öldürülüşüne dek geçen süre içerisinde Anadolu’da iki taraftan elli bini aşkın insan öldürüldü ve binlerce ev yağmalanıp halkı da esir edildi.’’

Bilgi hatasının nerede olduğuna geçmeden önce Yıldırımın yaptığı alıntının Sayın Bayrak tarafından da Prof. Dr. M. C. Şehabeddin Tekindağ’dan yapıldığına dikkat çekmek gerekir. Yani her iki yazarımız da alıntıyı bizzat İdris-i Bitlisi’nin eserinden almıyorlar.

Elimin altında eserin Farsçası yok ama Selim Şah-name adıyla Türkçeye yapılan çevirisi var. En azından söz konusu Farsça tekstin Türkçe çevirisinin aslına sadık olduğunu söyleyebilirim. Bu nedenle Farsçasına gerek kalmadan Türkçesi de çok rahatça kullanılabilir.

Eserin Türkçe çevirisinde ilgili bölüm okunduğunda, onun hiçbir biçimde Sultan Selim’le ilgili olmadığı derhal anlaşılır. Olayın daha Selim şehzade, babası Bayezid padişahken 918 Hicri(1511) yılında meydana gelen Şah Kulu Tekeli isyanıyla ilgili olduğu açıkça görülür. Üstelik İdris-i Bitlisi elli bin Kızılbaş’ın değil, iki taraftan Anadolu’dan elli bin insanın öldürüldüğünü belirtir. Hatta olayları anlatışından katliamın büyük bölümünün Sah Kulu isyancıları tarafından yöre halkına ve yöneticilerine yapıldığını iddia eder. Yani yazarlarımızda, İdris-i Bitlisi’nin iddia ettiğinin tam tersine bir anlamda verilmiştir Farsça alıntı.

idris13

 

 

Tabi ben bu konuda ne Yıldırım’ı ne de Bayrak’ı suçlamak isterim. Prof. Tekindağ’ın makalesini de görmediğim için bir yargıda bulunamam. Ama Kemalist Türk ve Alevici tarih yazımlarında Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasında meydana gelen Çaldıran Savaşı’na ait bilgilerde, Yavuz’un Kızılbaşları katletmesi ile ilgili iddialarda, 16. Yüzyıl başındaki Osmanlı Safevi ilişkilerinde; özellikle bu ilişkilerde İdris-i Bitlisi’nin ve Kürtlerin oynadıkları rol konusunda çok büyük çarpıtmalar, ters yüz etmeler ortada dolaşmakta, bunlar, bugünkü Alevi-Sünni, Kürt-Türk, hatta sözüm ona devrimci-ilerici-gerici kavgalarına malzeme edilmektedir.

İdris-i Bitlisi’nin (resmi Osmanlı-Safevi orduları arasındaki savaşlar ya da Kürt ordularının Safevileri Kürdistan’dan kovmak için yürüttükleri ayaklanma ve savaşlar dışında) hiçbir sivil saldırı ve katliamda dahli olmadığı, sadece kendi bildiklerinden hareketle o dönemin olaylarını anlattığı için bile, büyük bir nefretle ona kara çalınmakta, nerdeyse o dönemin sultan ve şahlarından daha çok ona saldırılmaktadır.

Oysa İdris-i Bitlisi çağının büyük bir Kürdistan alimidir. Alevi Sünni ayırdetmeksizin o dönemin Kürt halkı ve beylerinin tümü arasında büyük bir saygınlığı vardır.

Öte yandan, aslında tahta oturunca Sultan Selim ilk iş olarak İran’a; Safeviler üzerine değil, Macaristan üzerine sefer yapmayı planlamıştır ve bunun hazırlıklarını yapmaktadır. Bir yandan Macar Kralının, Papalığın ve diğer Avrupa devletlerinin savaşı önlemek için gösterdikleri çabalar, diğer yandan Safevi istilası altında, toprakları ve mirlikleri ellerinden alınıp Kızılbaş Türkmen beylerine verilen, kendileri sürülen, hapsedilen Kürt Beylerinin ittifakıyla Osmanlı başkentine (İstanbul’a ve Edirne’ye) gönderilen İdris Bitlis’i başkanlığındaki Kürt heyeti, İran’dan gelip, Safevilerin zorbalıklarından şikayet eden başka heyetlerle birlikte gösterdikleri çabalar, Sultan Selim’i Macaristan üzerine değil de İran Safevi devleti üzerine sefer yapmaya ikna etmiştir.

Esasında Sultan Selim’in Safevilere, ya da Kızılbaşlara yönelik politikaları ve sefer hazırlıkları, 1514 yılı ilk baharında yani Çaldıran Savaşı’ndan yaklaşık altı ay önce oluşmuştur. Ondan önce Anadolu’daki Kızılbaş-Sunni isyan ya da savaşlarında Selim’in doğrudan rolü yoktur. Hatta Şah İsmail’in emriyle Çemişkezek’i onun Kürt Beyi Hacı Rüstem’den alıp kendi idaresi altına alan Safevi beyi ve komutanı Nur Ali Halife’nin Çemişkezek’ten Amasya ve Tokat yörelerinde başlattığı isyanları (Nur Ali Halife İsyanı’nı), Selim o dönemin şehzade kardeşleri arasındaki taht kavgalarına denk geldiği, Şehzade Ahmet’in başını ağrıttığı, onu taht kavgasından uzaklaştırıp zayıf düşürdüğü için kendi menfaatine bulmuştur.

Çaldıran Savaşı’nın (1514) ve Osmanlı – Kürt İttifakı’nın 500. Yıldönümü dolayısıyla yaptığım ve bitirmek üzere olduğum, sonbaharda da yayınlanmasını umduğum hem Kürtçe hem de Türkçe bir çalışmada yeni belgelerin ışığında bunlara ve pek çok başka ilgili konuya değiniyorum.

Bu yazıda söz konusu ettiğim üç yazarda dile gelen hatayı düzeltir umuduyla İdris-i Bitlisi’nin eserinin Türkçe çevirisinde ele aldığı biçimiyle Şah Kulu Tekeli isyanını ve ardından gelen gelişmeleri aktarıyorum. Ardından sadece ‘Yavuz Sultan Selim yanlısı İdris-i Bitlisi’nin verdiği bilgi’yle yetinmemek için, meşhur Safevi tarihçisi Hasan Rumlu’nun Ahsenü’t-Tevarih’inden aynı olayla ilgili bölümü de veriyorum. Önce İdris-i Bitlisi’nin bilgilerine bakalım:

idris15

 

’’Sağlığının yerinde olmayışı nedeniyle Bayezid Han’ın tacında ve tahtında tam bir fetret ortaya çıkmıştı. Anlatılacağı gibi zamanın yaygın fitnelerinden birkaç büyük olay, Osmanlı memleketlerinde özellikle Anadolu vilayetinde baş göstermişti. Saltanatın önemli işlerinin dizginleri, iktidar ve yetki sahibi vezirlerin eline geçtiğinden, görüş birliği edip bir toplantı yaparak Sultan’ın hayattayken hilafetini Sultan Ahmed’e devretmesini teklif ettiler. Onların bu düşüncelerinin sebebi şuydu: Adı geçenin babasının vezirleriyle yakınlık ve işbirliği içinde bulunması nedeniyle saltanat ona verilince yönetim ve maliye yetkisi yine aynı vezirlerin ve naiplerin elinde kalacaktı. Bu bakımdan vezir-i azam Ali Paşa, Anadolu memleketlerinin durumunu düzeltmeyi taahhüt etmişti Öyle ki memleketin İsmailiye Rifızilerinden olan bazı asilerin fitne ve fesatlarından temizlenmesi, Sultan Ahmed’in (Şehzade Ahmet MC) desteğiyle olmuştu. O haricilerin başı darağacına layık reisleri, Şahkulu adlı bir Kızılbaş olup Tekeili vilayetinde çirkin ve sapık Kızılbaş şahına (Şah İsmail’e MC) bağlılık iddiasıyla isyan etmiş ve Anadolu memleketlerinde yirmi bine yakın kan emici, halk düşmanı bozguncu çoluk çocuklarıyla, mallarıyla mülkleriyle ve bir sürü hayvanlarıyla birlikte harekete geçerek önemli beylerden birkaçını öldürdüler. Bunlar arasında Anadolu Beylerbeyi Karagöz Paşa’yı asarak katlettiler. Bu sırada Sultan Ahmed (Bayezid’in oğlu Şehzade Ahmet MC) ve çocukları harekete geçtiler. Sultan Ahmed Karaman vilayetine yöneldi.

Sultan Korkut (Bayezid’in oğlu Şehzade Korkut MC) ise Mısır tarafına kaçmıştı. Sultan Bayezid Mısır sultanına elçi göndererek Sultan Korkut’u geri getirtti ve Tekeili sancağını ona verdi. Oradan tekrar Manisa vilayetine ve Saruhan İli’ne döndü.

Bu fetret günlerinde dinsiz Hariciler İslam memleketlerini ve vilayetlerini çeşitli yıkımlar, cinayetler ve yağmalarla darmadağın ettiler. Bu haberler, bölgenin hakimlerince o sırada saltanat tahtında bulunan kutlu Sultan Bayezid’e ulaştırılınca Vezir-i Azam Ali Paşa’yı böyle büyük bir fitneyi önlemek üzere alemin sığınağı olan eşiğinin seçkin kullarından ve çeşitli memleketlerin askerlerinden oluşan bir grupla birlikte görevlendirerek yola çıkardı. Adı geçen paşa, Sultan Ahmed’e katılıp bu isyankar ve dinsiz taifenin fesadını ortadan kaldırmak üzere harekete geçti. Ali Paşa Ankara’da Sultan Ahmed’e katıldı. Büyük bir ordu oluşup o ‘Harici-Rafızi’ taifenin toplandığı Tekeili’ne yönelince o Türk topluluğu vatanlarını terk ederek toplam yirmi bin fedai hep birlikte Karaman’a yönelip Acem diyarına gitmek ve Şah İsmail’e katılmak üzere yola koyuldular.

Onları ortadan kaldırma konusunda Sultan Ahmed’le Ali Paşa istenilen sonuca ulaştıracak bir tedbir alamadılar. O istenmeyen topluluk hızla Kayseri yolundan Sivas’a yöneldi. Ali Paşa geri kalan beylerle birlikte onların askerlerini takip etti. 917 (1511-12) yılının aylarında Gökçay diye bilinen yerde o taifeye ulaştı. Savaşı başlatınca onlar da kendilerini savunmak için canla başla çabaladılar.

Bazı Karamanlı askerler özlerinde gizli olan sadakatsizlik nedeniyle savaşta gevşeklik gösterdiler. Ali Paşa akılsızlık yaparak kendini öne sürünce, göğsüne bir ok geldi ve helak toprağına düştü. Ordunun başı ölünce ordu hezimete uğradı ve o taife kurtularak oradan hiç duraklamadan (İran Safevi devleti sınırları içinde kalan MC) Azerbaycan’a doğru yöneldi. Azerbaycan’a varıncaya dek yolda yağma ve talan ederek ilerledi. Tebriz halkından büyük bir kervanı ve başka kimseleri katlettiler.

Bu cümleden olarak büyük alimlerden Enbiya-name’nin nazmedicisi Şeyh İbrahim Şebisteri’yi ve oğlunu öldürerek mallarını yağmaladılar. Hiç düşünmeden Tebriz’e vardılar. Şah İsmail o sırada Irak’taydı. Onların hiddet ve hareketinden dolayı Azerbaycan’a geldi. Çok öfkeli görünüyordu. Tebriz halkının ve öldürülenlerin varislerinin şikayetleri de hükümete ulaştırılıyordu. Önde gelen beylerinden birini onları karşılamaya gönderdi. Görünüşte onlara izzet ve ikramda bulundu. Kış yakın olduğu ve Irak’ta kışlak gereçlerinin temin edilmesi zor olduğu için onların ileri gelenlerinden üç yüz kişinin huzura gelerek terbiye ve yardıma mazhar olmalarını emretti. Geri kalanlarına da Azerbaycan vilayetinde ayrı ayrı kışlak yeri belirlediler. Maksat onları dağıtmaktı. Şah İsmail, otağına gelen ordu komutanlarını, ziyafet vermek üzere meclisine çağırdıktan sonra katletti.

BEYIT: (…)

Anadolu vilayetinde bu cemaatin ortaya ilk çıkışından vezir Ali Paşa’nın öldürülüşüne dek geçen süre içerisinde Anadolu’da iki taraftan elli bini aşkın insan öldürüldü ve binlerce ev yağmalanıp halkı da esir edildi.’’ (İdris-i Bitlis, Selim Şah-name, Hicabi Kırlangıç’ın Türkçeye çevirisi, TC Kültür Bakanlığı Kültür Eserleri, 2001 ANKARA, s.87-89)

Şimdi de Safevi tarihçisi Hasan Rumlu’dan alalım bilgiyi:

’’Tekeli Şah Kulu Baba, Teke ili diye ünlenen Menteşe ve Germiyan vilayetlerinden bir grup sûfî ile Cem (Firdevsi’nin Şehname adlı kitabına göre, Pişdadilerin dördüncü padişahı Cemşid’in kısaltması, ç.) mertebesindeki Hakan Dergahı’na (Şah İsmail’e MC) gitmek için ihram bağladı ve Azerbaycan’a yöneldi. Teke ili vilayetinin Egemeni, Sultan Bayezit’in hizmetinde olduğu için, dört bin savaşçı atlıyla çok sayıdaki sûfileri defetmek için harekete geçti. Şah Kulu Baba yüce gayretli gazilerle (Şah kulu askerleri) RumIarı karşıladı. Askerler arasında çatışma ateşi alevlendi. Doğru yolda olanlar karanlıktan yana olanları yendiler ve onların komutanını öldürdüler. Rumlardan (Osmanlılardan MC) çoğu yakalandılar ve tutsak edildiler. Şah Kulu Baba tüm tutsakları kılıçtan geçirdi. Baba’nın zafer haberini alan Hanedan müritleri söz konusu vilayetin çevresinde silahlanarak, Baba’ya katıldılar ve Karaman vilayetini ele geçirmek için o civarda konuşlandılar.

Sultan Bayezit tarafından o vilayetin egemeni olan Karagöz Paşa durumu öğrenince, savaş amacıyla askerlerini düzenlemeye başladı ve tarafların karşılaşmasından sonra savaş ateşi yakıldı ve her iki taraftan da ölenler oldu. Fetih esintisi Baba’nın bayrağından yana esmeye başlayınca, Karagöz Paşa kaçmaya karar verdi. Sûfiler de onları kovaladılar ve mallarına el koyarak, Sivas’ a yöneldiler.

Bu yenilginin haberini alan Sultan Bayezit, Sadrıa’zamı Hadım Ali Paşa’yı elli bin atlıyla Baba’nın üzerine gönderdi. Adı geçen Paşa, karanlık gecede mızrak ucuyla Ay’daki lekeleri yok eden bir grup askerle Sûfilere doğru harekete geçti. Şah Kulu Baba düşmanların gelişini öğrenince askerlerini düzenlemeye koyuldu ve beraberinde bulunan bin Habeşistanlı genci (Bunlar Habeşistanlı köleler olmalı MC) ordusunun önüne yerleştirdi. Diğer yandan Ali Paşa da ordusunun sağ ve solunu düzenledi ve savaş meydanına geldi. Rum askerleri (Osmanlı askerleri MC) aniden, gazilerin önünde bulunan piyadelere saldırdılar ve yaklaşık beş yüz kişiyi öldürdüler. Kalanlar ordunun ortasındakilerle birleştiler. İki kanadı merkez ile birleştiren Baba, kendini feda edercesine Ali Paşa ‘ya saldırdı. Şiir(….)

Tanrısal yardımın esintisinin gelmesiyle beraber düşmanların yürekleri çarpmaya başladı. Ali Paşa yenilmiş ve kaçmaya başlamıştı. Şiir(…)

Tekeliler Ali Paşa’yı bir grup Rumlu (Osmanlı MC) ile birlikte, pusuya düşürerek, kesici kılıç darbesi ve can alan mızraklar ile öldürdüler. Bu arada Baba da şehadet şerbetini içti. Sûfiler Halife Baba’yı kendilerine komutan olarak seçtiler ve Erzincan’a yöneldiler. Bu belde civarında bulundukları sırada, beş yüz tüccarın çok miktarda mal ile Tebriz’den Rum’a(Osmanlı’ya MC) gelmekte olduğunu öğrendiler. Tamah güçleri harekete geçti ve ansızın gelen bir bela gibi o çaresizlere saldırdılar ve hepsini öldürdüler. Şiir (…)

Onların mallarını yağmaladıktan sonra, Yüce Dergah’a (Tebriz’e, Şah İsmail’e MC) yöneldiler. O sırada Hakan İskender Şan (Şah İsmail) Horasan’dan dönmüş ve Rey yakınındaki Şehriyar’da konuşlanmıştı. Tekeli sûfiler padişah alayına katıldılar ve niyaz ile onurlandılar. Hazret (Şah İsmail MC), tüccarı öldürdükleri gerekçesiyle onların komutanlarını cezalandırdı ve askerleri emirler arasında bölüştürerek, hizmetine aldı.) Hasan Rumlu, Ahsenü’t-Tevarih, Türkçeye çeviren Cevat Cevan, Ardıç Yayınları, 2004 Ankara, s. 153-155)

O dönemin başka tarihçileri, İran’a; Tebriz’e gelen Tekelilerin 15 bin dolayında olduklarını, aslında Şah İsmail’in onların Osmanlı topraklarını; Teke ilini terkederek tarikat mesajını oralarda yaymaktan vazgeçmelerinden ötürü kızgın olduğunu ve bu nedenle cezalandırıldıklarını, 300 önde gelenlerinin yemeğe davet edilerek kılıçtan geçirildiğini, bunların önde gelen iki komutanının da ortalığa ateşin üzerine konan su kazanlarına atılarak diri diri pişirildiklerini iddia ederler. Geriye kalan askerlerin de her hangi bir tehlike oluşturmasınlar diye üçe ayrılarak uzak bölgelerdeki Safevi ordusu arasına serpiştirildiklerini belirtirler.

Murad Ciwan

Etiketler: / / / / / / /

Bitlis’e tütün ne zaman geldi?
Tütün denince akla hep Bitlis tütünü ve sigarası gelir. Peki tütün köken olarak hangi coğrafyaya aitti? Kaçıncı yüzyılda Osmanlı’ya ve...
Tarihimizden Bir Portre: Mela Selim Efendi
Hizan şeyhlerinden biri olan Mela Selim Efendi***, yaşadığı döneme göre oldukça bilgili ve gelişkin biri olduğundan Hizan şeyhi Sebgetullah Hizanî’nin...
1913’ün Bitlis valisi ve Hizanlı Şeyh Seyyid Ali
Bu anlatım, 1908-9 yılları arası, Bitlis ve Van’da Britanya Konsolos Yardımcısı olarak görev yapmış Arshak Safrastian’ın, 1948 yılında yayımladığı ‘Kurds...
Bîblîyografyaya Kirmanckî [Zazakî]  1963-2017 weşanîyaye
  Bîblîyografyaya Kirmanckî I1963-2017I ke hetê Mutlu Canî ra sey xebata tezê masterî amebî amadekerdiş, hetê weşanxaneyê Vateyî ra...
“ZAZA” ADININ KAYNAĞI HAKKINDA BİRKAÇ NOT
Bir Kürt toplumsal grubu olan Zazalarla ilgili yazılan yazıların kimisinde sırf mülahaza olsun diye neredeyse içinde “z” harfinin geçtiği her...
Ahlat’ın 1046’daki Kürd hükümdarı ve Nasır-i Hüsrev’in Bitlis ziyareti
İran ve İslam dünyası edebiyatı içerisinde önemli bir yere sahip olan Nasır-i Hüsrev, 1045 yılında çıktığı yedi yıllık seyahati sırasında...
“ŞÊX EVDIREHÎM ASLA TESLİM OLMAZ!”
  Ben 1929 yılının onbirinci ayında, Pali’nın (Palu’nun) Xoşmat köyünde doğmuşum. Xoşmat, esasen eski bir Ermeni köyüdür. Orada çok arazi...
Bitlis kralının başının kesilmesi ve Prenses Gülşenraz
Üzerinde Fransızca olarak ’bakın Bitlis kralının başını kesip bu sepet içerisinde size getirdim’ yazısı olan bu gravür için, daha önceki...
Bitlis nire Albanya nire?
1911 28 Eylülünde İtalyan-Osmanlı harbi başladı, 1912 8 Ekiminde küçük Karadağ krallığının Osmanlı devletine savaş ilan etmesiyle sona erdi. Bir...
Kızıl Meydan’ın sosyalist dengbeji: Sûsika Simo
Ayağındaki prangaları kopardı, sesini tüm Sovyet ülkesine duyurdu, Lenin’e yazdığı kılamlarla anıldı. İyi ki vardı, iyi ki yaşadı…   Elvan...
Tavernier 1660’larda Bitlis ve Tatvan’dan geçerken
‘Bitlis beyi ülkenin en güçlüsü. Diğer beyler ya Osmanlı Padişahı’na yada İran Şahı’na bağlı olup biat ederken, Bitlis Beyi kimseye biat...
Kayıp Kürt kolonileri – Mısır, Ürdün, Lübnan, Filistin ve Yemen Kürtleri
      Kayıp Kürt kolonileri Ortadoğu’daki Arap devletlerinde yaşayan Kürtler’in tarihi, yayılmanın efsanevi Kürt Sultan Selahaddin Eyyubi döneminde başladığını...
27 Temmuz 1655, Bitlis şehrine saldırı ve Abdal Han
‘Bitlis Kalesi’nin Osmanlı ile ne alakası ola. Bu kale Osmanlı kalesi olsa içinde Osmanlı kulu olurdu. Biz Osmanoğlu’nun kulu değil,...
Cuinet’in 1889 tarihli Bitlis Vilayeti raporu
Bu çeviri, Fransız araştırmacı yazar Vital Cuinet’in 1889 yılında Bitlis Vilayeti hakkında tuttuğu Fransızca raporun Türkçe’ye çevirisidir. Cuinet’in 1894 yılında yayımladığı...
Hırvatların Kürtlüğü üzerine
    ABDULMELİK Ş. BEKİR Hırvatların köken olarak Kürt olduğuna dair bir söylentinin zaman zaman gündeme geldiği oluyor. Halkların kökenine...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ