Bitlis Düşünce ve Akademik Çalışma Grubu
$ DOLAR → Alış: 3,86 / Satış: 3,87
€ EURO → Alış: 4,55 / Satış: 4,57

Kazım Beg veya Kazım Of kimdir?

Kazım Beg veya Kazım Of kimdir?
  • 19.11.2015

kazimbeg1

 

 

Ya da diğer namıyla Kazım Of, kimdir…?
Kendisi, Malazgirtlî ve Hesenan aşireti mensubu ve soylu bir aîlenin ferdîdir.

 

 

 

 

 

 

 

 
Vakur duruşuyla o, zamana direnen delî bir fişek ve onurlu bir duruşun adıdır.
Ömrü onun sıradan bir ömür değildir; çileli ve bir o kadar da soylu bir soluktur.
Onun acılı yaşam hikayesinde bitmek bilmeyen bir keder, onurlu bir kavga, sürgün, karanlık zindan ve gururla söylenecek bir yiğitlik vardır.
Süreç itibarıyla onun yaşamı, destansı ve hayatımızın bir parçsıdır.
Babası, Silêmanê Ehmed Beg ve annesi de soylu bir hanım olan, Asya Xanımdır.
Üç kardeşin de ortancasıdır, Kazım Beg. Erkek kardeşlerinden büyüğü Ferzende Beg ve bır ufağı da Eliziver Beg dir.
Kazım Beg, onurunu miheng taşında bilemiş soylu bir damarın inatçı ruhudur. Mücadeleci ve inançlı bir karektere sahiptir o. O, bükülmez ve dize gelmez bir iradenin sahibi ve ölümsüz bir addir. Son nefesini verdiğinde de yine heybetli ve vakur duruşludur.
Soylu duruşundan tek bir taviz vermez ve teslimiyeti red eder ve asla kabul etmez. İnsan onur ve duruşuyla insandır.
Onun kitabında teslimiyete yer yoktur. Teslimiyet, insanlık onuruna sürülmüş bir lekedir ve o bunu asla kabul etmez. O, bunu böyle bildiği için ölümsüzleşmiş ve asil ruhun timsali olarak tarihte kendine yer edinmiştir.
Kavganın her safhasında o; tavizsiz, kararlı ve merttir. Ve yine o, o acılı yılların yılmayan çığlığı, cesaretin ve vakurlu duruşun da adıdır.
Yıl, 1916 ve işgalin ayak sesleri yankılanmaktadır ülkemde. Birinci dünya savaşının yıkıntıları arasında ayakta durmanın ne olduğunu, onu yaşıyanlar bilir. Ölüm kapıda ve ülkem paylaşıma tabi tutulmuş ve yaşanan acımasız bir savaştır.
Kürdistanın dağlarını kara bulutlar kaplamıştır.
Doğuda Rus işgali, Güney de İngilizler ve Güney Batı da da Fransızlar atını koşuşturmaktadır.
Ülkemin kaderi, o günlerin dayanılmaz acılarıyla peyder pey şekillenecektir. Kürdistan, sınırlarıyla birlikte adım adım karanlıklara gömülmektedir. Öyle buyurmuştur bir el ve öyle de olacaktır.
Kazım Beg, asaletîni babasından ve yiğitliğini de Ferzende Begden almıştır. O, asil bir aneden terbiye ve ahlaki değerlerini alarak şekillendirmiş ve sürdürmüştür.

Gençliğinin baharında o, Bilîcan dağlarında ve Rus işgaline direnen soylu bir soluktur.
Ferzende Beg, ki ustasıdır onun; çelikten bir yürek ve ölümsüz bir ad.
Savaş bir hüner îse eğer, o hünerin de bir ustası vardır. Ve hiç kuşku yok ki o usta da Ferzende Begdir.
Kazım Beg, bunu böyle bilir ve böyle söyler. Haksız da değildir. Onlar ki Rüstemê Zalın soyundan ve kahramanlıklarıyla bilinirler ve düşmanlarına kök söktürmek de onlara yakışır.
Kazım Beg, savaşın her alanında düşmanına kök söktürmüş biridir…Gel gör ki, Kürd Kürdün düşmanı ve yarınlar umuda gebe değildir. Kürdün yarası, kendisidir. Ataları boşuna dememiştir:
” Kurme darê ji darê nebe dar narize.”
Yıllar, ulusal bilincin yara aldığı yıllardır.
Bir taraftan aşiret kavgaları ve birinde de ihanet yol vermez ki, Kürd muradına ere.
Dört tarafı ülkemin puşt zulası ve bahtı karadır. Dîn ve mezhep çelişkileri de ayrı bir sorun.
Yol vermez, yol vermez Kürde; Kürd, kendi kaderlerinin efendisi olsun, birliktelik renk alsın ve düşmana karşı direniş sergilensin.
Kavga, ki Ferzende Begin sesinde hoş bir seda ve gür yankılanır.
O, savaş meydanlarında şöyle seslenir:
“Ölüm ve kavga, erkek ve yiğitçe olduğu zaman güzeldir.(‘Mirin bi mêr û mêrxasiyê xweş e.’ F.Beg)
Bu topraklarda savaşın da bir kuralı vardı ve kuralsızlığa da karşı çıkrak en anlamlı ve görkemlisine soyunmuştu o.
Ondan daha iyi savaşanların sayısı da kalsın ve o ustaca tarihe mirasını bıraktı.
O, silahı en iyi kullanana ve atını da ustaca ayağa kaldırabilen bir başka adamdı.
Ona hiç kimse boşuna Sîwarê Eznawir û bavê Elfesya…”demedi. Evet, yıllar da geçse onun adı ve sanı bu topraklarda yankı yankı yankılanacaktır. O, bu toprakların bir destanıdır.
Kazım Beg, gençliğinin baharında ustasıyla birlikteydi.
Tarih itibarıyla Rus işgali ve zulmuna karşı direnerek bilenir ve sıraya Romiler girene kadar da böyle sürer direnşi.
17 Ekim, Rus devrimiyle birlikte Ruslar işgale son vererek çekilir ve boşalan topraklara işgalci ordunun askerleri peyder pey doluşmaktadır. İttihat Terakki bu topraklarda zulmun adıdır ve yeni isyan da ona karşıdır. Gayrı analar ağlasın ve bacılar yas tutsundu. Kemalistler ki dinini imanını satmış ve zulumlarıyla bilinir.
Kürdistan nazlı bir gelin ve muradına daha ermemiştir.
Muradını alsın diye humalı çabanın içinde olanların sayısı da gün be gün artmakta ve analar da bu günlere yiğit doğurmuştur.
Onların en önde geleni ve bu uğurda kavgayı kavgaya ekleyerek düşmana diş beleyen biri vardır. Adı onun, Xalid Begê Cibrîdir.
Xalid Begê Cibrî, ki soylu bir adamdır. Düşmanı düsman ve dostu da dost bilir. Onun davası, davaların en yücesi ve bu uğurda o, rêya yar û miradê de davaya baş koymuş ve hayatını adamıştır. Dönüşü olmayan bir yoldur bu yol.
Dava kutsal olursa kavgası da amansız olur.
Dava adamı için ölümün en güzeli direnerek var olan kavgayı alevlendirmektir. Xalid Beg bunu böyle bilmiştir bir kez. Dönüşü olur mu hiç.
O, zamana meydan okumuş, Mustafa Kemale restini çekmiş ve etrafına da dostlarını toplamıştır. O, anaların doğurduğu ak yüzlü bir yiğit ve tarihe meydan okuyan biridir.
Ey acımasız! Umut nedîr, gülmeyecek mi bu mazlum halk.
Her dava adamı ki kavganın gür sesidir ve ona artık Xalid Beg yanıt olsun. Kemalin adi oyunbaz, sinsi ve kaleşe çıkmıştır ve bunu en iyi Xalid Beg bilir ve kılıç kınında sessiz kalmaz gayrı. Oyun büyük ve talebi onun bağımsız Kürdistandır artık. O, bağımsızlık şiyarını esas alarak 24 can yoldaşıyla birlikte Erzurumda Azadiyi kurar.
Kürdistanda, kavga dalga dalga yayılmakta ve Azadinin saçtığı ışık Muş Ovasını baştan başa aydınlatmaktadır.
Mustafa Kemal şaşkın ve Erzurumun yıldızı da o günlerde kimi zaman Kürden ve kimisinde de düşmanından yana parlamaktadır.
“Rom xayin e, û bextê Romiyan nîne” sözü o günlerden kalma bir sözdür. Ve artık söze ne hacet. Kemal, yalan ve hileleriyle Kürde yaklaşmakta ve Kürdistanda tahribata tahribat eklemektedir.
Kürdistanda hava pusuludur ve kurt da dumanlı havayı sever. Kemal, bir kez el atmıştır Kürde ve gün be gün çember daralmaktadır. Bu da ayrı bir hikaye ve biz yine dönelim Kazım Bege.
Ey kahraman Kürd yiğitleri!
Ne zaman Azadili günlere tok bir ses olursunuz.
Ey asaletleriyle ölüme meydan okuyan Kürd kahramanları!
Tek yürekte birleşmenin vakti gelmedi mi daha?
Kazım Beg, babsından aldığı asalet ile birlikte bu sese kulak kabartanlardandır. Ve ekilen tohum giderek filiz vermekte ve umut dalga dalga yayılmaktadır. Zaman, kavgayla güzelleşir ve kavga da erken geçer.
Karanlık ağırlaşmış ve ülkemin yiğitleri bir bir sıraya alınmıştır. Önce Yusuf Ziya tutuklanır ve sıraya Xalid Begê Cibrîyî alınmıştır.
Hile ve entrika Kürd düşmanının hüneridir ve Xalid Beg de bu hile ile tutuklanış ve umuda gölge düşmüştür gayrı.
Felek xayîn û ji tukesî re ne yar e.
Ey Erzurum!
Erzurum, adın ki güncesinde ülkemin hep kara ve yüreğimiz senden yana yaralıdır.
Xalid Begê Hesenî adında bir namlı adam vardır. Azadînin üyesi ve Xalid Begê Cibrînin de kadim dostudur. Sevdaya birlikte baş koymuşlar ve ölüme de bilerek koşmuşlar. Hangî kavgadır, ki ölümler destansız ve çığlıklar acısız olsun.
O, dostluğuna asla leke sürmeyen Hesenanlı bir kahramandır. Asalet, dar günde imdada yetişmektir. Hesenanlı Xalid, bunu böyle bilir ve başka türlüsü de zaten şanına yakışmaz onun.
Xalid Beg Hesenî, Kürd yiğitlerinden bir deste seçer ve Xalid Begê Cibrîyî kurtarmak için yola çıkarır. Bu gurupta Ferzende Beg, Evdilbaqî ve daha bir çok namlı kahraman vardır.
Yola çıkarlar çıkmasına ama, geç kalınmıştır. Ok bir kez yaydan çıkmış ve talih yaver gitmemiştir.
Amaç, Xalid Beg Cibrîyî Bidlîse varmadan kurtarmaktır.
Malesef geç kalınmış ve zaman akıp akıp geçmiş ve yiğitler, kadere küfr ede ede gerisin geri gelmiştir. Kader ağlarını örmüş ve felek de hayın çıkmışsa, gayrı yapılacak bir şey kalmamıştır.
Her hikaye başlı başına bir konudur ve her konunun da bir analatanı ve bir de dinleyeni vardır mutlak. Biz bu hikayeyi en iyi bilen Kürd dengbêjlerine bırakalım ve 1925 yılına gidelim.
Zamansız bir ayaklanmanın ayak sesleri duyulmaktadır.Tohum ekilmiş ama, zamansız filiz vermiştir. Kendisini savaşın ortasında bulan aşiretler, bir bir silaha sarılmıştır; Hesenanlılar, Cıbranlılar, Zırkanlar, Mıstanlar ve daha birçok aşiret…
Ama hareket dağılmış ve yenilginin acımasız soluğu bu topraklara yayılmıştır. Harabelerin arasından sıyrılp uzaklaşmak da varmış kısmette 500 atlı, aileleriyle birlikte yola çıkar. Gayrı yol görünmüş ve Kürdistan da yaşam hakkı kalmamıştır. Kemalistler ülkem de kan kusturmakta ve taş üstünde taş bırakmamaktadır.
Hesenanlılar, baba topraklarını terkederek İrana doğru çeklimeye karar vermiştir bir kez, başka da çare kalmamıştır.
Bahtın karaya çaldığı ve umudun yaralı olduğu yıllardır. Gayrı analar ağıt yaksın ve sesleri dağlarda yankılansındı. Yolculukları ıstıraplı ve geçişleri de sancılıdır. Çatışmasız gün olmuşmudur ki şimdi de olsun.
Kafile yorgun, çoluk çocuk perişan ve yarınlar soluktur artık. Heyderan bölgesinden geçmek te başlıbaşına bir zorluktur. Düsmanlık had safhada ve puştluk pusudadır.
Dağ taş ve her taraf asker kaynamaktadır, kuşatılmışlar ve yol almakta zor. Ve buna bir de Kürd çeteleri katılmıştır.
Süleymanê Ehmed, ki yaşamış ve gün görmüş günlerden beter.
O, ak saçlı bir bilgedir. Ve o, oradan geçerken iç çeker dağlara bakar. Belki de son bir bakıştır, bakışı.
Onlar, atlarıya birlikte oradan geçerken bir çiftçi toprağında çiftini sürmektedir. Çiftçi, gözyaşlarını içine gömer, kafileye bakar ve hidetlice öküzüne sopasıyla vurur.
Ses garip ve kızgınlık sebepsiz değildir. Amacı sinyali vermektir. Kızgınlığı onun yaşanan durumadır.
Çiftçi, sopayı vururken öküzüne de şöyle seslenmiştir;
“ Gözün kör müdür, önüne baksana sen…!”
Sülêyman Beg, çiftçinin sinyalini almış ve sonrasında da gözcü kolunu öne çıkarmıştır.
Gözcüler etrafa göz atmış ve sonrasında da gerekli olan haberi getirmiştir; önlerinin kesilmiş olduğu ve her tarafın türk askeriyle çevrili olduğu, kuşatılmış olduğu söylenmiştir. Ve sonrasında da güzergah değiştirilerek adım adım, peyder pey yol alınır; kimisinde çatışmalı ve kimi zaman da sessizlik dağı taşı kaplamıştır. Kör Hüseyin Paşa da yol kesen olmuş ve geçişlerine engel çıkarmıştır.
İran sınırını aşarak gitmekten başka seçenek yoktur ve mutlak gidilmelidir. Simko Şikakî, bu toprakların aziz evladı, oraya gidilmeli ve yaraya melhem sürülmelidir.
Asıl acı olan düşmanın kuşatması değil ama, acı veren Kürd aşiretlerinin yol vermemesidir. Kürdün kara talihidir bu ve bunun adı da ihanetin çemeberidir. Bu çember kırılmalıdır ve yol görünmelidir.
Kürd onuryla yaşar. Onur yaralı ve yüreklere ihanetin hançeri sokulmuştur. Dağlarda çığlık, acı acı yankılanmaktadır.
Kazım Beg, bu lanetli duruşa derinden derine iç çeker. Ve kendi kendine söylenir:
“ Bu yaşananlar birer ihanet ve ihanet her zaman acı vericidir. Düşman düşmanlığıyla bilinir ve acısı ihanetin yarattığı acıdan daha fazla değildir…”
Kafilede yer alanların her biri bir vatan parçasıdır. İçlerinde biri var ki, adıyla nam salmıştır; Zırkanlı Kerem Beg. Beylik ona yakışır. Kemal’e yeminli ve onurlu bir duruştur Kerem Beg.
O, kader arkadaşı Xalid Bege Heseniye bakar, bakar da iç çekerek bakar. Ve sonrasında şöyle der:
“Xalid! Biz nerede ve niçin kaybettik. Azadi umudumuzun hikayesiydi. Biz bu davayı kaybetmemeliydik. Kaybetik mi…!?”
Xalid Begê Hesenî, o azametli duruşuyla elini omzuna koyar dostunun ve onunkisi sıcak bir bakıştır.
Şöyle yanıtlar soruyu:
“Biz kaybetmedik dostum. Derinden bir yaradır aldığımız. Her birimiz şimdilik yaralı bir aslanız. Bunun da devamı olacaktır. Biz haklı bir davanın peşinde ve yarınlar mutlaka bizim olacaktır. Sen de bilirsin ki umudunu yetirenlerin yarınları hiç olmamıştır. Umutlar var oldukça kavgası da hep olacaktır. Bizim asıl kaybımız, Xalid Begê Cibrînin ta kendisidir.
Onun yokluğu ölümün soluk yüzüdür. Yusuf Ziya, Dr. Fûad, Bavê Tûjo, Elî Riza ve daha nice nice babayiğitler bu uğurda canlarını feda etti. Onların yokluğu acının dayanılmaz adıdır. Yarınlar mutlaka zaferle taçlanacaktır. Bizsiz de olsa yarınlar umuda gebe ve mutlaka zafer bizim olacaktır….”
Her yaralı aslanın bir ahı ve her dostun da mutlak bir sözu vardır. Sülêymanê Ehmed, Şeyh Eli Rızan’ın yanıbaşında atını sürmektedir. Her Kürd gibi efkarlıdır.
Döner şeyhe, şöyle der:
“Bu kavga bizim kavgamızdı. Kürdün bahtı kara ve yaşanan ise içler acısı bir zulumdur. Ama torunlarımız var oldukça, bu kavga daha çok sürecektir. Hiç ama hiç kuşkum yoktur ki Kürdistan mutlaka muradına erecektir. Gelecek kuşaklar şunü iyi bilsin ki zulum ile şan ve şeref elde edilmez ve bu haklı dava böyle sürmez…Kim ne derse desin gelecek mutlaka bizim olacaktır…”
Evdibaqi, ki kardeşliğini hep Fezende Beg ile sürdürdü ve onunla dava adamı misyonunu yüklendi.
Kavgayı hep birlikte verdiler ve bir gün olsun teslimiyet kavramına sıcak bakmadılar.
Şemsedine Xalid, babsınca kavgaya adanmış bir armağandı. Genç bir filinta ve onurun mihenginde dövülmüştür.
İran, düşman ve sömürgeci karekteriyle yıllar yılıdır Kürde kin besler. Yeni bir kavga daha kapıda, yol vermezler gelenlere.
Silahınızı teslim edin derler.
Kürdler, ki silahı namus bilmiş. Hiç olur mu, namus düşmana teslim edilir mi?
Tarih yazmamıştır ve görülmemiştir Kürdlerin silahını elleriyle düşmana teslim ettiği.
Kavga yeniden gürleşmiş, İran pasdarları ile Kürd yiğitleri arasında gelişen bu kavga ölümlerle sonuçlanmıştır.
Kerem Beg, Şemsedinê Xalid, Sülêymanê Ehmed Beg ve daha onlarcası kuşunlara hedef olmuş ve şehadet şerbetini içmiştir. Onlar, ölümsüzlüğün adı ve Ferzende Beg de yaralıdır.
Kürdün kavgası bitmez, ölür ama teslimiyete sıcak bakmaz.
Haksızlığa karşı Kürdün davası haklı ve soylu bir davadır. Kurşun sesleri bu kez Ağrıda yankılanmıştır.
Ağrı, Bro Heskenin sesiyle yankılanmış ve isyana yönelmiştir.
1926 yılı şanlı başlangıçtır.
Bro Heske Tellinin çığlığı yankı yankı yankılanmış ve ses Doğu Kürdistanda duyulmuştur.
Hesenan aşiretinin akyüzlü yiğitleri, bu sese kulak vererek rotalarını Ağrıya çevirmiştir artık.
Babayiğitler, Ağrı Dağını adres bilerek yola çıkmış ve bu direnişe renk katmıştır. Ferzende Beg, Evdilbaqî, Kazım Beg ve daha bir çok nefer, ulusal mücadelenin öne çikan isimleri olacaklardır.
Analar ki yiğit doğurur ve yiğitler destan yazar.
Bir nebzecik de olsa Asya Xanımın ağıtları dinmiş ve o, dualarıyla yönünü Ağrıya çevirerek beklemeye koyulmuştur.
Bir bekleyen yalnız o değildir ve yanıbaşında da gelini, Ferzende Begin hanımı Besra da durmaktadır.
Geleceğe umuttur bekleyiş.
Ve Ağrı Dağı direnişi bir ayrı destandır. O bütün görkemiyle bir tarafta kalsın. Ağrı direnişinin düşmesiyle birlikte yiğitler, bir kez daha yönünü İrana çevirir. Yeni bir macera ve yeni bir zulum.
Dil varmaz anlatmaya, acılı bir sayfadır. Ferzende, ki deli dolu bir yürektir. Kavgası diller destan, hançeri durmaz kınında. Ondan yana gün var ki kavgasız geçsin. Kurşun namluda suskunluğu bilmez ve çatıktır kaşları, Ferzende Begin.
Bir olaydan dolayı İran pastarlarınca yaklanır ve zindana atılır. Deli yürek suskunluğa gebedir. Hapishane görüş gününe kapalı ve Besra artık o şiire küskündür.

“Bu gün görüş günümüz
Dost kardeş bir arada
Telden tele mendil salla el salla
Merhaba,
Izin olsun mapushane içinde
Seni senden sormalara doyamam
Yarım döner cıgaramın ateşi
Gitme ne olur dayanamam.”

Ferzende Bege zehir verilerek hayatına kıyılır. Yürek dayanmaz bu cefaya. Evdilbaqî ki Simkoyla oturmuş ve kavganın hikayesini anlatmış asaletli bir adamdır. Mir olarak adlandırılmış ve şanına layık bir sıfatla onurlandırılmıştır.
Onun kalbí, Ferzende’nin katledilişini kabul etmez. Ferzende Begden sonra o da sırada ve 15 gün sonra şahadete ulaşır.
Yiğitler bir bir düşmekte toprağa ve gün solumakta. Anaların ağıdı dalga dalga yayılarak Bingöl dağlarının eteklerinde yankılanır.
Kazım Beg, zindanlı günlerin akibinde Güney Kürdistana geçer ve peşmergelerin safında yer alır. Ve sonrasında o, Mele Mıstefa Barzani ile birlikte Mahabadın kuruluşunda da yer alır. Qadı Muhammedin divanı, ki her zaman yiğitlerin sığınağı ve hoş sohbetin konuşulduğu yerdir.
Qadı, döner Kazım Bege ve sorar:
“Hele şu suskunluğunu boz ve olup bitenleri anlat bana. Seni dinliyorum, Kazım Beg…” Qadî Muhammed, sadece kapıyı aralamış ve sözü Kazım Bege bırakmıştır.
Kazım Beg, hangi birini anlatsın. Zaman yeter mi, yürek dayanır mı anlatımlara.
O, acısını yüreğine akıtarak yavaş yavaş, kelimeleri incitmeden başlar geceyi sabaha devirmeye. Kazım Beg anlattıkça, Qadî’nın ağzından sadece bir “off û offf!” çıkar. Dil suskun ve divan sessizdir, akşam sancılıdır.
O akşam, o kederli akşamda Kazım Begin acılarına ortak olan Qadî Muhammed, onu Kazım ‘Off’ olarak beleklere kazımıştır. Off ki off! Kazım Beg, artık Kazım Off’tur.
Kazım Beg, Mahabadın kuruluşuna katılarak tarihe not düşüren Kuzeyli bir Kürd olarak ne kadar bilinir bilinmez ama, bilinmemesi ayıptır.
TC, kanlı bir deryadır. Muradına ermiş ve mağrurdur. Kelleye kele ekliyerek muradına ermiştir. Hak ve hukuku ihlal ederek artık dünya devletleri safında yerini almiştır.
Sıra afta ve af ederek uzaklaşanlara bir tuzak kurulmuştur. Kazım Beg, onca acılı yıllardan sonra Kuzeye geçer.
Ne yuva kalmıştır, ne de bir umut ışımakta. Sessizlik dalga dalgadır, toprak bereketinden, tanrı rahmetinden esirgemiştir Kuzeyi. Xalid Begê Cibrî, Xalid Begê Heseni, Kerem Begê Zirkî’li günler geride kalmıştır. Dr. Fûad asılmış ve Bavê Tujo Kürd analarının yüreğinde ince bir sızı olarak gelip gelip geçmiştir.
Gün kara, umut yaralıdır.
Kazım Beg, Kayseriye sürgüne gönderilir. Kara günlerdir, hayattan murad alınmamış günlerdir.
Bilemem, çok da önemli değildir; íki ya da üç sene deyip, geçelim. Sürgün sonrasında Kazim Beg Malazgirte, baba topraklarına döner.
Yaş 50 yi çoktan aşmış ve o, bir evliliğe imza atar. M.Reşid ve Hanefi adında iki oğlu olur. Biz onları vurduk, ama onlar gitmediler ve onlar bizi vurdu biz tükenmedik.
Bir süre huzur olur belki, ama nafile. Kazım Beg, sürgün sonrası köyünde ve geçmişi yad ederek yaşamakta.
Bir gün süngülü Romi askerleri dayanır kapısına ve tebliğde bulunur:
“Kazim! Sen asker kaçağısın. Askerlik bir şerftir. Her Türk asker doğar. Sen Türkoğlu Türksün ve zamanı geldi, hemen büroya git ve askerlik işlemlerini başlat…” derler ve defolup giderler.
Ah, ömür!
Sen ki ey ömür, onca acıya ilmik attın ve onca kedere şahitlik ettin.
Kemalistler de ne din, ne de iman vardır. Yaşam, kanlı bir zindandır zindan içinde.
Ölüm çanlarını çaldığında ve vakti saati gelmişse aman dinlemez. Sadece hüzün büyür gözbebeklerinde ölümün.
Ölüm anan öle.
Bu işe ne akıl erer ne de yürek dayanır. Bu hem zulüm, hem de vijdana cefadır.
Kazım Beg, gökyüzüne bakar ve kadere yakınır. Onunkisi, zamana borçlu düşen bir son sözdür.
O, Bilîcan eteklerine bakar ve şöyle seslenir:
“Tanrım! Bu reva mıdır…”
Sonrasında yüreğini sıkar ve devam eder:
“Tanrım! Bana direnme ve güç ver. Bana bir kez daha silaha sarılmayı nasip et. Onurun ucuzladığı bir dünyada yaşamak bana azap ve ezyettir.
Eğer bana direnme ve yeniden silaha sarılmayı nasip etmiyorsan; hemen ruhumu al ve beni onursuzluğa mahkum etme.”
Der ve der demez de kalbine yenik düşer. Ruhu şad olsun…

NOT:

Kuzeyli Kürdlerin bir kısmı halen Ala Rengine karşıdır.
O bayrak Ağrıda ve Mahabad ta dalgalandı.
Ve o bayrak, Kazım Begin anısını taşır. Evdilbaqi’nin kavgasını simgeler, Ferzende Begin asíl ruhunu dillendirir ve temsil eder.
Geçmişi olmayanın geleceği olmaz. Geçmişini inkar eden haramzadedir.

Welî Sebrî
10 -05-2015

İsmet İnönü’nün Kürt Raporu
Erzincan Kürt merkezi olursa Kürdistan’ın kurulmasından korkarım. Van ve Erzincan’da acele olarak, Muş ovasında tedricen ve Elazığ ovasında kuvvetli Türk...
Ah Tamara…
Van’daki Akdamar Adası’na da ismini verdiği rivayet edilen Akdamar efsanesi, zamanında bu adada yaşayan baş keşişin güzelliği dillere destan kızı...
Xelil Xeyali’nin Kürt Dili Üzerine Görüşleri
“Yayın yöntemi”ne ilişkin görüşü ikinci yazıya bırakmıştım. Fakat bu yönteme ilişkin ayrıntılı bilgiler vermeden önce onun temelini oluşturan bazı işlerden...
Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Kürt Şehri Bitlis
  Wilhelm Köhler/Kitap  17. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliği altında bulunan geniş coğrafyada sürüp giden yaşamla ilgili bugün elimizdeki en önemli...
Bitlis Beyliği’nin Statüsü,Rolü ve Önemi – Araştırma
Mela Mahmud Beyazidi; “Yabancı devletler, Kurdistan’ı işgal edebilmek için, herşeyden önce, Bitlis Beyliği’ni zapt etmeye yeltenmişlerdir.”        ...
1838’in Bitlis’i ve Southgate’in Kürd Şerif Bey ile tanışması
Bu çeviri, Amerikalı Misyoner rahip Horatio Southgate’in 1838 – 1839 yılları arasında Bitlis’ten geçerken tuttuğu notların İngilizce aslına sadık kalınarak...
Said Nursi’de Özgürlük Söylemi
  Gençken içine girdiği ilim dünyasında özgürlüğü bir hayat biçimi olarak benimsemiştir. İlk hayatı hocaları ile olan serüvende onun düşüncelerini...
Kırd,Kırmanc, Dımıli veya Zaza Kürtleri
Bazı illerde ise denebilir ki sadece birer ilçenin sınırları içinde Dımıli lehçesi konuşulur. Semsûr’un Alduş (Gerger), Ruha’nın Sêwreg (Siverek), Bedlis’in...
Kerkük Kan Ağlıyormuş
“Kerkük, Kürdistan´ın bir parçasıdır. Oradaki Türkmenler, Kürtlere sığınmış muhacir ve sığınmacılardır. Kerkük, Azerbeycan´da bir kent değil ki Türk´ü kan ağlasın....
Şekerci Hanı ve Said-i Kurdi’nin Dünyası
  Bediüzzaman Saidê Kurdî Henüz 30 yaşlarında Van’dan İstanbul’a gidip Fatih’te bulunan Şekirci Hanı’na yerleşiyor. Ve odasının kapısına bu yazıyı...
Pîyesa ‘Bîdlîs’ ya Wîllîam Saroyan
Ehmed Kurd nîne, ji hindikayî (kêmhejmaran) ye, ango ji tirkan. Lê ferqa wî ew e ku xwediye loqonteyek e. Ji...
Vasa’yı kurtarmak, Hasankeyf’i öldürmek
On milyonluk nüfusu ile bir İskandinav ülkesi olan İsveç’te 1700’e yakın müze bulunmaktadır. Bu müzelerden dünyanın ilk açık hava müzesi...
Tarihte Kerkük ve Kürtler
  Kerkük tarihine kısaca bir bakalım; Arkeolojik kazılar sonucunda Kerkük’te 28 bin yıl önce Neandertallerin yaşadığı kanıtlanmıştır. Şehir bir çok...
Yol Ayrımı; Askeri Uçak ve Milletin Özgür İradesi
  Irak, denilen devlet 1926 yılında Gertrude Bell’in Kral Faysal ile misterik aşkının imkansız çocuğu olarak dünyaya geldi. Irak bir...
Lozan, Ankara ve Sevr Antlaşması
    Türkiye Lozan ve Ankara kartını Uluslararası topluma ve Kürtlere gösterirken, Sevr antlaşmasından neden söz etmez? İşte, Lozan, Ankara...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ