Bitlis Düşünce ve Akademik Çalışma Grubu
$ DOLAR → Alış: 3,85 / Satış: 3,86
€ EURO → Alış: 4,54 / Satış: 4,55

Kürdistan Kralı Şeyh Mahmut Berzenci ve Hayatı

Kürdistan Kralı Şeyh Mahmut Berzenci ve Hayatı
  • 19.11.2015

Şeyh Berzenci Bitlis

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dünya Emperyalizmi Birinci Dünya Savaşı sonrası, dünya düzenini yeniden dizayn etmeye çalışılırken, Ortadoğu coğrafyasının paylaşımı, sömürge sistemleri için üzerinde ittifak edemedikleri en önemli meseleydi. Halkların özgürlüğü adına bir araya gelip masa başlarında anlaşmalar imzalayan sömürgeci sistemler, değil halkların özgürlüğünü kazandırmak, yapılan anlaşmalarla dünya halklarını yeni bir esaret dönemine mahkum etmişlerdir.
Kürdistan’ın paylaşımı üzerine gizli pazarlıklar yapılırken Musul üzerinde ittifaka varamayan İngiltere ve Türkiye’nin kendi aralarında yaptıkları müzakerelere Kürdistan’dan tek bir temsilci dahi çağırılmamıştır. Bu süreçte Güney Kürdistan’da bağımsızlık mücadelesi veren Kürt Halkı’nın öncülüğünü Şeyh Mahmut Berzenci yapmıştır. Süleymaniyeli olan Şeyh Mahmut, Şeyh Said Berzenci’nin oğludur.

Şeyh Said Berzenci, Güney Kürdistan’ın henüz Osmanlı egemenliğinde bulunduğu dönemlerde İttihatçıların başa gelmesiyle birlikte 1908’de yeni yönetime karşı kıyam başlatır. Kıyama oğlu Şeyh Mahmut da destek verir. Kıyam, Jön Türkler tarafından bastırılır, ardından Şeyh Said, Şeyh Mahmut ve kıyama katılanların bir kısmı Musul’a sürgün edilirler. İttihatçılar sürgünde olan Berzenci ailesini tamamıyla ortadan kaldırmayı hedeflerler. Bu doğrultuda Musul’da Berzenci ailesi hakkında karalama kampanyası başlatılır. Berzenci ailesine burada düzenlenen bir suikast sonucu Şeyh Said Berzenci ve oğlu Şeyh Ahmet katledilirler. Bu katliam sonrası Şeyh Mahmut gözetim altına alınıp Musul’dan çıkışı yasaklanır. Olaylar Kürdistan’da yankı uyandırır ve Kürt aşiretleri Şeyh Mahmut’un serbest bırakılmasını, aksi takdirde Musul’a saldırıp Şeyh Said ve Şeyh Ahmet’in intikamını alacaklarını belirtirler. Bunu üzerine Şeyh Mahmut serbest bırakılır ve Süleymaniye’ye gitmesine izin verilir.

Şeyh Mahmut’un Süleymaniye’ye dönmesi İttihatçıların endişelenmesine neden olur. Şeyh Mahmut, 1918’de Kerkük’teki İngilizlerin başkomutanına ve Wilson’a bir mektup gönderir. Mektubunda; Kürdistan’da bağımsız bir hükümetin kurulmasına dair bir teminat verilmesini ister. Kürt Hükümeti’nin başına geçmek istediğini de mektubunda ifade eder. İngilizlerin bu dönemde bölgeden çekilmesiyle beraber, İttihat Terakki yönetimi Şeyh Mahmut’u bu mektubundan dolayı yakalayıp mahkemesini kurar. Mahkeme, Şeyh Mahmut’un idamına karar verir. Ancak Şeyh Mahmut’un idamının halk arasında büyük bir ayaklanmaya sebep olabileceği korkusuyla idam kararı geri alınır. Şeyh Mahmut’un Wilson’a gönderdiği mektubun ardından, Binbaşı Noel eşliğinde bir İngiliz heyeti Şeyh Mahmut ile görüşmek üzere Süleymaniye’ye gelir. Görüşmeler sonucunda Şeyh Mahmut’un Irak’taki genel hükümdar tarafından “Kürdistan Yöneticisi” olarak atandığı açıklanır. Şeyh Mahmut bu süreçte Paris Barış Konferansı’na gönderilmek üzere bir müzakere mektubu hazırlar, Reşit Kaban ve Seyit Ahmet Berzenci aracılığıyla Paris’e gönderir.

 

berzenc3

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Şeyh Mahmut hükümdarlığı süresince idari alanda bazı boşlukların yaşanması sonucu; İngilizler bazı idari dairelere kendi adamlarını yerleştirip, Kürtler’i yönetimde etkisiz bırakmaya çalışıyorlardı. İngilizler devamlı olarak Şeyh Mahmut’un nüfuzunu kırmaya ve halkı kandırıp kendi yanlarına çekmeye çalışıyorlardı. İngilizlerin güven kırıcı siyasetleri karşısında Şeyh Mahmut, Kürt aşiretleri ile görüşmelerde bulunup başkaldırı hazırlığı yapmaya başlar. Dızli Aşireti lideri Mahmut Han’dan, Süleymaniye’yi almasını ister. Bunun üzerine Mahmut Han, silahlı güçleriyle 21 Mayıs 1919’da Süleymaniye’yi ele geçirir. Aynı zamanda İran Kürdistanı’nda bulunan birçok aşiret, hükümete karşı ayaklanarak İran ile Irak Kürtleri’nin birleşmesi ve Şeyh Mahmut öncülüğünde büyük bir Kürdistan’ın kurulmasını talep ederler. Süleymaniye’de başlayan ayaklanma kısa sürede Kürdistan’ın birçok bölgesine yayılır.

Şeyh Mahmut da ordusuyla birlikte Derbendi Baziyan’da konumlanmıştı. Bir bölük İngiliz askeri de Çemçemal’de 17 Haziran’da Şeyh Mahmut kuvvetlerine saldırmak için bekliyordu. İngiliz kuvvetleri Derbendi Baziyan’ı arkadan kuşatarak, Kürt kuvvetlerini bombardımana tutar ve bu sırada Şeyh Mahmut yaralanır. Şeyh Mahmut’un yaralanmasıyla birlikte öndersiz kalan Kürt kuvvetleri dağılmaya başlar. İngilizler Şeyh Mahmut’u ve damadı Şeyh Hama Garib’i yaralı ele geçirip Bağdat’a gönderirler. Bağdat’a askeri bir mahkeme kurulur ve Şeyh Mahmut şu suçlardan yargılanır;

1-Büyük Britanya Devleti’ne karşı isyan etmek ve kan akmasına neden olmak.
2-Britanya bayrağını indirip, yerine Kürdistan bayrağı asmak.

Şeyh Mahmut kendisine isnat edilen suçları kabul etmeyip, İngilizlerin kendisine verdikleri sözü tutmadıklarını ve akıtılan kandan da İngilizlerin sorumlu olduğunu ifade eder. Mahkeme, Şeyh Mahmut’un idamına karar verir. Daha sonra bu ceza 10 yıl hapse ve Hindistan’a sürgüne çevrilir. Wilson, mahkemenin bu kararını tehlikeli bulup şunları ifade eder; “Şeyh Mahmut’un hayatta kalması onun dostları için büyük bir umuttur. Düşmanları için de büyük bir tehlikedir. Şeyh Mahmut’un dostları onun döneceği ümidiyle eski tutumlarına devam edeceklerdir. Düşmanları da döneceği korkusuyla rahat bir yaşam yaşayamayacaktır. Yani kısaca, Şeyh Mahmut hayatta olduğu sürece Kürdistan’da istikrar olmayacaktır.”

 

berzenc'1

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İngiltere’nin sömürgesi durumunda olan Irak’ta özellikle Güney Kürdistan’ı kapsayan topraklar İngilizler için büyük bir önem arz etmekteydi ve burada mutlak anlamda kendileri hüküm sürmek istiyorlardı. 24 Temmuz 1920’de Fransızların Şam krallığından düşürdükleri Faysal, 23 Ağustos 1921’de (Kerkük ve Süleymaniye’den tek bir Kürt delegenin katılmadığı) bir törenle İngiltere tarafından Irak Kralı ilan edilir. Faysal, İngilizlerin kendisine bağışladığı Krallığın sınırlarını genişletmek ve Irak’ta egemenliğinde yaşayan bütün halklara hüküm sürmek istiyordu. Bu minvalde denilebilir ki özellikle Kürt Halkı gibi savaşçı ve özgürlüğüne tutkun bir halkın önünü kesmek, Faysal’ın en önemli hedefiydi.

Şeyh Mahmut’un Hindistan’a sürgün edilmesinden sonra da Güney Kürdistan’da halk özgürlüğünü elde edebilmek için farklı bölgelerde ayaklanmıştır. Amadiye bölgesinde halk 15 Temmuz 1919’da Hacı Şaban Ağa önderliğinde ayaklanmış, Aqra’da Barzaniler öncülüğünde irili ufaklı ayaklanmalar olmuştur.

1921 ve 1922 yılları arasında İngilizler ve Kemalistler arasında Musul’un paylaşılması konusunda sorunlar çıkmıştı. Kemalistlerin, Musul’da hak iddia etmelerine karşılık İngilizler de Kürdistan’ı öne sürerek Musul üzerinde hak talep ediyorlardı. Bu ikircikli politikalar sonucu İngilizler Kürt Hükümetini yeniden kurma girişiminde bulunurlar. Bunun için de sürgünde olan Şeyh Mahmut’u tekrar Süleymaniye’ye çağırırlar. Güney Kürdistan’da yaşanan ayaklanmalarını önünü alamayan ve maddi anlamda büyük kayıplara uğrayan İngiliz yönetimi sorunu politik açıdan halledip, maddi kayıplarını önlemek istiyordu. Bütün bu sebepler ve Kürt halkının Şeyh Mahmut’a olan bağlılığı, Şeyh Mahmut’u tekrar Süleymaniye’ye getirtmiştir. Şeyh Mahmut, Kürdistan’a tekrar “Kürdistan Yöneticisi” olarak geri döner. Ardından yeni bir kabine kurulur ve bakanlıklar belirlenir. Bakanlıklara atanan isimler Güney Kürdistan’da yayın yapan Bangi Kurdistan Gazetesi’nde yayınlanır. Bakanlıklara getirilen isimler şunlardır:

1- Başbakan Şeyh Kadiri Hefid
2- İçişleri Bakanı Şeyh Muhammed Garip
3- Maliye Bakanı Abdulkerim Alaka
4- Eğitim Bakanı Mustafa Paşa
5- Savunma Bakanı Salih Zeki Sahibkıran
6- Adalet Bakanı Hacı Molla Sait Kerkükizade.

İngilizler Şeyh Mahmut’tan Türkleri Musul’dan uzaklaştırıp Musul sorununda kendilerinin galip çıkmalarını istemişlerdi. İngiliz temsilcileri ve Kral Faysal, Şeyh Mahmut’a Kürdistan’ın bağımsızlığının tanınacağına dair söz vermişlerdi. Şeyh Mahmut kendisine verilen sözlerin yerine getirilmesini beklemeden Kasım 1922’de kendi “Kürdistan Yöneticisi” unvanını değiştirerek kendisini “Kürdistan Kralı” ilan eder. Irak yönetiminde bulunan Kürdistan’a ait bölgeleri kendi yönetimine alıp Güney Kürdistan’da bağımsızlığını tamamıyla kazanmak istiyordu. Kerkük bu dönemde resmi anlamda Bağdat’a bağlı bulunuyordu. Bu bağlamda 1922 yılının Aralık ayında kendisine, Kerkük’ten iki yardımcı tayin eder.

Şeyh Mahmut daha önce de İngilizlerin kendisine karşı dürüst davranmadıklarını bildiği için, siyasi kararları kendisi belirliyordu. İngiliz yönetimi Şeyh Mahmut’u Türklere karşı kullanmak isterken, Şeyh Mahmut İngiltere ve Türkiye arasındaki çelişkileri kendi lehine kullanmaya çalışıyordu. 1922’de İngiliz Yüksek Komiserliği tarafından bir bildiri yayınlanır ve bu bildiride şunlara yer verilir: “İngiliz ve Irak hükümetleri, Irak sınırları içinde yaşayan Kürtlerin, bu sınırlar içinde bir devlet kurma haklarını tanımaktadır. Umut edilir ki, çeşitli Kürt unsurlar en kısa zamanda aralarında anlaşmaya vararak, söz konusu hükümete verecekleri biçimi, otoritesinin neleri kapsayacağını bildirmeleri ve İngiliz ve Irak hükümetleriyle ekonomik ve siyasi ilişkilerini tartışmak üzere yetkili delegeleri göndermelerini beklemekteyiz.”

Bu bildiri hiçbir zaman uygulamaya geçmemiştir. Bu durumdan da anlaşılacağı üzere, Kürt halkının hayati öneme haiz istemleri, işbirlikçi ve sömürge güçler tarafından hafife alınmış ve kirli emellerine alet edilmiştir.

1923’te Lozan Antlaşması’nın ilk sonuçlarının belirlenmesiyle birlikte Kürdistan’ın bir çok bölgesinde kıyamlar baş göstermiştir. Şeyh Mahmut, İngiliz ve Irak yönetiminin vaatlerinde samimi olmadıklarını görünce büyük ve genel bir ayaklanma hazırlığı yapmaya başladı. Bunun için de Necef ve Kerbela’daki Şii liderlerle de temasa geçti. Gelişmeleri haber alan İngiliz yönetimi ve askeri kuvvetleri Bağdat’ta bir araya gelerek Şeyh Mahmut ve yönetimine yönelik kararlar alırlar. Bu minvalde 21 Şubat’ta Şeyh Mahmut’a şu ültimatomu gönderirler: “Ya tüm idari konseyinle Bağdat’a gelip durumu izah edeceksin ya da görevden alınacaksın.” Bu durum Süleymaniye halkına, uçaklardan atılan bildirilerle haber verilir ve halkın direniş göstermesi halinde kentin bombalanacağı bildirilir.

Şeyh Mahmut’un bu ültimatoma karşılık direnişe geçmesi üzerine 22 Şubat 1922’de Süleymaniye kentine tekrar uçaklardan bildiriler atılır. 24 Şubat’ta Şeyh Mahmut İngiliz temsilcisi Edmons ile telgraf aracılığıyla görüşür ancak sonuç alınamaz. Şeyh Mahmut ve hükümet temsilcileri 3 Mart’ta Kerkük’e geçerler. Aynı gün Süleymaniye bombardımana tabi tutulur. Daha sonra Şeyh Mahmut, Serdeşt yakınlarında bir mağaraya yerleşip 8 Mart’ta Bangî Heq adlı bir gazete çıkarıp ilk sayısını “cihad” çağrısına ayırır. Salih Zeki komutasında “Kürt ulusal ordusuyla” kıyam hazırlığını sürdürür.

Rewanduz’un İngiliz ve Faysal birlikleri tarafından işgalinden sonra, işgalciler 8 Mayıs 1923’te Süleymaniye’ye yönelir. 12 Mayıs’ta Hint ordusunun iki taburu, Edmons ve bazı İngiliz subaylar eşliğinde Kerkük’e doğru hareket eder. İngilizler etrafını kuşatınca, Şeyh Mahmut geri çekilir ve Süleymaniye savaşılmadan işgal güçleri tarafından ele geçirilir. 20 Mayıs’ta Şeyh Mahmut bazı askeri kuvvetleriyle birlikte İran’a gider.

Güney Kürdistan halkı İngiliz yönetimi ve işbirlikçi Faysal yönetimini kabul etmedikleri için Süleymaniye’de gereken hakimiyet kurulamıyordu. 17 Haziran 1923’te İngiliz yönetimi Süleymaniye’den çekilme kararı alır. Bunun üzerine 11 Temmuz 1923’te Şeyh Mahmut tekrar Süleymaniye’ye döner. Ancak İngiliz kuvvetleri Güney Kürdistan’daki bir çok şehri Irak yönetimine bağlayarak Şeyh Mahmut’un etki alanını daraltmaya çalışmıştır. Şeyh Mahmut İngiliz yönetiminin bütün uyarılarına rağmen Kürdistan’ın diğer bölgelerinin de içişlerine karışıyordu. İngiliz kuvvetleri, tehdit amacı ile Şeyh Mahmut’un genel karargahına bombalı saldırıda bulunurlar.

İngiliz yönetimi “silahlı kuvvetlerin izni olmaksızın asker toplamak, kanunsuz vergi toplamak, ülkenin düşmanlarıyla ilişki kurmak”la suçladıkları Şeyh Mahmut’tan kurtulmak istiyorlardı. 20 Mayıs 1924’te, Şeyh Mahmut’un beş güne kadar teslim olmaması durumunda kentin yeniden bombalanacağı bildirilir. Şeyh’in teslim olmaması üzerine 27 ve 28 Mayıs’ta İngiliz Hava Kuvvetleri Süleymaniye’yi bombalar. Bombardımanın şiddeti sonucu şehrin nerdeyse üçte ikisi yıkılır.

Şeyh Mahmut askeri güçleriyle tekrar şehri terk edip uzun bir süre direnişe devam eder. Ancak Güney Kürdistan işgal güçleri tarafından kuşatılır. Şeyh Mahmut’un şehri terk etmesiyle beraber Faysal, ilk defa Kerkük’e gider ve burada Irak bayrağı Kerkük Kalesi’ne dikilir. Şeyh Mahmut da İran’a iltica eder. 9 Ekim 1956’da vefat eder.

Kaynak: Dirok & Bydigi sitelerinden Haberdiyarbakir tarafindan derlenmiştir.

İsmet İnönü’nün Kürt Raporu
Erzincan Kürt merkezi olursa Kürdistan’ın kurulmasından korkarım. Van ve Erzincan’da acele olarak, Muş ovasında tedricen ve Elazığ ovasında kuvvetli Türk...
Ah Tamara…
Van’daki Akdamar Adası’na da ismini verdiği rivayet edilen Akdamar efsanesi, zamanında bu adada yaşayan baş keşişin güzelliği dillere destan kızı...
Xelil Xeyali’nin Kürt Dili Üzerine Görüşleri
“Yayın yöntemi”ne ilişkin görüşü ikinci yazıya bırakmıştım. Fakat bu yönteme ilişkin ayrıntılı bilgiler vermeden önce onun temelini oluşturan bazı işlerden...
Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Kürt Şehri Bitlis
  Wilhelm Köhler/Kitap  17. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliği altında bulunan geniş coğrafyada sürüp giden yaşamla ilgili bugün elimizdeki en önemli...
Bitlis Beyliği’nin Statüsü,Rolü ve Önemi – Araştırma
Mela Mahmud Beyazidi; “Yabancı devletler, Kurdistan’ı işgal edebilmek için, herşeyden önce, Bitlis Beyliği’ni zapt etmeye yeltenmişlerdir.”        ...
1838’in Bitlis’i ve Southgate’in Kürd Şerif Bey ile tanışması
Bu çeviri, Amerikalı Misyoner rahip Horatio Southgate’in 1838 – 1839 yılları arasında Bitlis’ten geçerken tuttuğu notların İngilizce aslına sadık kalınarak...
Said Nursi’de Özgürlük Söylemi
  Gençken içine girdiği ilim dünyasında özgürlüğü bir hayat biçimi olarak benimsemiştir. İlk hayatı hocaları ile olan serüvende onun düşüncelerini...
Kırd,Kırmanc, Dımıli veya Zaza Kürtleri
Bazı illerde ise denebilir ki sadece birer ilçenin sınırları içinde Dımıli lehçesi konuşulur. Semsûr’un Alduş (Gerger), Ruha’nın Sêwreg (Siverek), Bedlis’in...
Kerkük Kan Ağlıyormuş
“Kerkük, Kürdistan´ın bir parçasıdır. Oradaki Türkmenler, Kürtlere sığınmış muhacir ve sığınmacılardır. Kerkük, Azerbeycan´da bir kent değil ki Türk´ü kan ağlasın....
Şekerci Hanı ve Said-i Kurdi’nin Dünyası
  Bediüzzaman Saidê Kurdî Henüz 30 yaşlarında Van’dan İstanbul’a gidip Fatih’te bulunan Şekirci Hanı’na yerleşiyor. Ve odasının kapısına bu yazıyı...
Pîyesa ‘Bîdlîs’ ya Wîllîam Saroyan
Ehmed Kurd nîne, ji hindikayî (kêmhejmaran) ye, ango ji tirkan. Lê ferqa wî ew e ku xwediye loqonteyek e. Ji...
Vasa’yı kurtarmak, Hasankeyf’i öldürmek
On milyonluk nüfusu ile bir İskandinav ülkesi olan İsveç’te 1700’e yakın müze bulunmaktadır. Bu müzelerden dünyanın ilk açık hava müzesi...
Tarihte Kerkük ve Kürtler
  Kerkük tarihine kısaca bir bakalım; Arkeolojik kazılar sonucunda Kerkük’te 28 bin yıl önce Neandertallerin yaşadığı kanıtlanmıştır. Şehir bir çok...
Yol Ayrımı; Askeri Uçak ve Milletin Özgür İradesi
  Irak, denilen devlet 1926 yılında Gertrude Bell’in Kral Faysal ile misterik aşkının imkansız çocuğu olarak dünyaya geldi. Irak bir...
Lozan, Ankara ve Sevr Antlaşması
    Türkiye Lozan ve Ankara kartını Uluslararası topluma ve Kürtlere gösterirken, Sevr antlaşmasından neden söz etmez? İşte, Lozan, Ankara...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ