Bitlis Düşünce ve Akademik Çalışma Grubu
$ DOLAR → Alış: 8,54 / Satış: 8,57
€ EURO → Alış: 10,09 / Satış: 10,13

Kürt Mitolojisi – 1

Kürt Mitolojisi – 1
  • 19.11.2015

 

Kürt kültürünün temelinde, güneş ve su var. Güneş, kürtlerin kollektif bilincinde ve kollektif sosyal pisikolojisinde çok önemli yer tutar. Bununda nedeni yaşadıkları coğrafyadır. Kürtlerin, yaşadığı toprakların iklimine ve uğraşlarına bakıldığında güneşin ve suyun belirleyici rolü hemen anlaşılır.

 

 

 

 

 

 

Kürtlerin yaşadığı coğrafyanın, soğuk olmasından dolayı, halk bol yiyeceğe, sıcak barınaklara ve hayvanları için verimli otlaklara ihtiyacı vardı. Bütün bu gereksinimlerinin karşılanması için, güneş ve su gereklidir. Bereketin bu iki unsuru olmadan, zengin bir yaşamın olmıyacağını günlük yaşamlarındaki deneyimlerinden çıkaran Kürtler, hem güneşi hemde suyu yararlılıklarından dolayı kutsamışlar, tanrılaştırmışlar ve güneş ve suya bütün yaşamın ve canlılığın kaynağı olarak bakmışlar. Güneşin doğuşu, yeni bir günün başladığını müjdelerken, sevinçin ve umutların kaynağı olmuş. İnsanlar, güneş enerjisinin yaratıcı özelliklerini, belki bilimsel verilerle açıklama bilgilerinden yoksundular ama, deneyimleri onlara güneşin yaratıcılığını öğretmişti.

Kürt Mitolojisinde, güneş tanrısı MİTRA su tanrısı ise güzelliği ile ünlü ANAHİTA dır. Güneş, Zerdüşt dininde de önemli bir yer tutar. Ahura Mazda’nın özelliklerinde sayılan yaratıcı güç Vohumanah (Ameşa Spenta-Ölmez Azizler) dünyaya mutluluk veren güneşin ışığıdır.

ATEŞ KÜLTÜRÜ,

Kürtlerin, ateşi kutsal bir varlık olarak görmelerinin tarihi temeli, Medleri oluşturan kabilelerden biri olan magaların, eski dini olan Magilikten kaynaklanmaktadır. Magalar, diğer dinlerde olduğu gibi, tanrıya kayıtsız şartsız teslim olma sözkonusu değildi. Magalar, yaptıkları sihirlerle (MAGİ) tanrıları etkiliyeceklerini düşünüyorlardı. Bundan dolayı yaşam için gerekli olan aydınlığa ve ısıya kavuşmaları için, ateşler yakarak güneşi taklit ederlerdi. Böylece, tanrıları etkiliyerek, güneşin sürekli doğmasını sağlıyacaklarını ve arzuladıkları sonuca ulaşacaklarını sanıyorlardı. Bundan dolayı ateş, sürekli yanardı. Zerdüşt, ekonomik ve sosyal koşulların zorlamsı sonucu ari dinlerini, yeniden günün ihtiyaclarına göre düzenlemeye başladığında, eski dinleri tamimiyla dışlamamış, zamanın koşullarına göre yararlı olan bazı özelliklerini yeni dine aktarmıştır. Ateşin güzelliklerini Mazdaizme entegre etmiş ve Ahura Mazdayı, ışık ve ateşin tanrısı olarak nitelemiştir. Ateş kulelerinde, sürekli ateşler yanar. Ateş kulelerinde yanan ateşe dokunulmaz ve kirletilmezdi. Ateşin sürekli yanmasını sağlıyan kişi, ateşi nefesi ile kirletmemek için ellerinde eldiven, ağzını kapattığı bir peçe bulunurdu.
Kürtlerin ateşi kutsamaları iki ana nedenden kaynaklanır.

1- Güneşin, yeryüzündeki simgesi oluşu

2- Günlük yaşamdan kaynaklanan kullanım değeri (ısınma-ışığından faydalanma) ve temizliğin, bilgeliğin sembolü ve kötülükleri ortadan kaldıran niteliklere sahip olmasından dolayı. İnsanlar, ateşi çeşitli sebeplerden dolayı yakarlardı.

A- Dönemsel ateşler. Her yıl, aynı günde yakılan ateşler (Newroz) . Hayvancılık ve tarım, yaşamın temelini oluşturduğu için, mevsimler, Kürt yaşamında önemli bir yer tutar. Bahar mevsimi, diğer mevsimlere göre bir ayrıcalığa sahip. Doğa yeniden canlanıyor. İnsanlar karanlıktan kurtuluyor. Kışın, yokluklarına karşın toprağa bereket düşüyor. İnsanlar baharı kutlamak ve ona hoşgeldin demek için büyük ateşler yakarlarladı.

B- Kurban olarak. Zerdüşt dininden kaynaklanan bir düşünce. Zerdüşte göre, kurban kesmek müsrüflük sayıldığından, dini ayinlerde, hayvanlar kurban edilmez, onun yerine ateşler yakılırdı. Bu davranış, hayvancılığın başlıca geçim kaynağı olduğu dönemde İçanadolu kürtleri tarafında uygulanırdı. İçanadolu kürtleri, büyük sürülere sahip olmalarına rağmen, islam dinin öngördüğü kuralların dışında, kendi özel zevkleri için hayvan kesmezlerdi.

C- Özel günlerde yakılan ateşler.

Özel günlerde yakılan ateş, bereket getirmesi ve kötülükleri savması için yakılır ve insanlar alevlerin üzerinde atlarlardı. İnsanlar, yakılan ateşlerin alevlerinin üzerinde fenalıklardan korunmak, mutlu, sağlıklı bir hayat ve günahlarından arınmak için atlarlardı. İçanadolu kürtleri arasında düğünlerde sin sin ateşi yakmak ve üzerinde atlamak, çok sıkça rastlanılırdı. Ama son yıllarda bu gelenek tam değilsede, terkedilmiş görülüyor. Günümüzde hemen hemen kitlesel olarak ateş, sadece Newrozlarda (21 Mart) yakılıyor. Halbuki, düğünlerde yakılan ateş, düğünlere ayrı bir heyacan ve güzellik katardı. Üç etek giymiş kızlar, kadınlar ve gelinler sin sin ateşinin etrafında halay çekerlerdi. Gecenin karanlığını, ateşin alevleri ve renga renk elbiseler süslerdi. İnsanlar topluca ateşin üzerinden atlar, türkü söylerlerdi. Yakın zamanlara kadar, İç Anadolu kürtleri Ateşi su ile söndürmek güneşten ferekat etme anlamına geleceğinden, ateşi kendi kendine sönmeye terkedilirdi.

Kültürümüzü ve kimliğimizi anlamak, tarihimize süreklilik kazandırmak, kültürel birliğimizi oluşturmak ve kültürümüzü diğer kültürlerden farklılıklarını anlamak için, kültür değerlerimize sahip çıkmak, tarihi bir görevdir. Özelliklede, asimilasyonun canavarlaştığı günümüzde, kültür mırasımıza sahip çıkmak, bizi yabancılaşmaktan, köksüzlükten, dengesiz davranışlardan kurtarır ve asimilasyona karşı güçlü kılar.

İnsanlar her şeyden önce ortaya çıktıkları toplumsal ve kültürel ortamın ürünüdürler. Bu nedenle insanlığın uygarlığa geçmesiyle birlikte ortaya çıkan mitolojiler de, o dönemin üretim ilişkileri, gelenek ve görenek, inanç gibi kültürel yapılanmasıyla ilgilidir. Bu nedenle uygarlığın gelişimini ve mitolojileri tanrı ve tanrıçalarla, krallar arasındaki efsanevi olaylar bir de, efsanevi kahramanlara ait öyküler oluşturur. Kürt mitolojisinde Kürt kralı Nemrut ile Hz. İbrahim efsanesi, Nuh tufanı, Gılgamış, Demirci Kawa gibi mitoslarla ilgili anlatılar bulunur.

Batılı bir çok araştırmacı ve yazar tarafından yazılmış olan eserlerde tarihin ekonomik, sosyal ve siyasi gelişmelerin, insanlığın ilk yerleşim yeri olan Mezopotamya’ da temellerinin atıldığı ve sonraları çevre halklara giderek dünyaya yayıldığı yönünde. Kürt halkının öncüleri Guti’lerin bugünkü torunları Kürtler, atalarından aldığı güneş sevgisi ve mitolojide çok önemli yer tutan tufan efsanesi de Cudi dağında noktalanırken Mezopotamya’ya yerleşmiş Hurriler, kültür ve sanat etkinliklerini Anadolu toplumuna, özellikle Mitanilerin Anadolu’yu Mezopotamya ülkesine bağlayan uygarlık alışverişinde inanç kaynaşmalarında aracılık ederlerdi. Gutiler ve onların devamı olan Huriler, Mitaniler, Urartular, Medler bu çabanın yaratıcılarıdır.

Çok eski çağlarda insanları yok etmek amacı ile tanrı tarafından büyük bir tufan yapıldığı hikayesinin yalnız kutsal kitap Tevrat’ ta yazılı olduğu bilinirdi ancak geçen yüzyıl içinde yapılan kazılarda çıkan Asur kralı Asurbanipal’ ın kütüphanesi içinde bir tablette de aynı hikaye okununca büyük bir şaşkınlık yaşanmış ve bu inanç kökünden sarsılmıştır. Gılgamış destanının son kısmını oluşturan bu hikaye ölümsüzlüğü arayan Gılgamış’ a tufandan kurtulup tanrılar tarafından ölümsüzlük verilen Utnapiştim ( Nuh) tarafından anlatılmıştır. Bu araştırmaların en heyecan uyandıran sonuçları Filistin’ de değil, Mezopotamya’daki kazılardan gelmiş olmasıdır. (Muazzez İlmiye Çığ)

Ünlü araştırmacı tarihçi B. Hrozny’nin bilgilendirdiği kadarıyla, Yukarı Mezopotamya’ dan Hindistan’a daha çok tanrı ve tanrıçalar ihraç edildi. Yunanistan’da dahil Anadolu’yu etkileyen Yukarı Mezopotamya uygarlığıdır. Araştırmalar ilerledikçe Anadolu uygarlıklarının tümünde ve özellikle Hititler’ de varolduğu saptanan mitos ve ritusların çoğunun yukarı Mezopotamya halklarından Hurilere ait inançlardan ve bu inançlara bağlı efsanelerden oluştuğu anlaşılıyor.

Babil mitolojisinde belirtildiği gibi ilk yaratılan insanın isminin “Lulu” olduğu belirtilir. Bu isim geçmişten beri Zagroz dağlarının orta kesiminde yaşamakta olan ve dünyanın en eski devletini “Kammasi” adlı krallarının egemenliği altında kuran bir Kürt aşiretinin adıdır. Gılgamışın atası ve Tufan’ ın baş aktörü Sümerli Zisudra’nın , Babil karşıtı Utnapiştim ( Nuh) efsanelerde Nuh peygamber kral olarak geçer.

Mitolojide önemli yer tutan ay tanrısı Sin, Fırat üzerinde dolaştığında bu nehrin suya doyduğu yazılmıştır. Yazıtlarda Harran’da Sin’in yeryüzündeki vatanıydı. Fırat ve Harran’ı, Sin seçmişti kendisine. Bilindiği gibi Sin’ in ünlü mabedinin kalıntıları da Harran ovasında bulunmuştur. Ahdi Atik’in cennetinin Van gölü kıyısındaki Aden’ de yer alması bu cennetten çıkan iki ırmağın Dicle ve Fırat oluşu, Babil’deki kuleden dört kartalın kanatları ile gökyüzüne çıkıp efsanevi Kürt kralı Nemrut’un tanrıyla savaşması insanlık tarihinin bu yörelerde Mezopotamya’da başladığının açık bir kanıtıdır.

Kürtler’ de su ve ateşin kutsalığı

Ateş kültü, Kürt mitolojisinin ürünü olarak görüldüğü gibi, kendinden sonraki inanç sistemlerini fazlası ile etkiler.

Newroz efsanesinin de, Avesta ile çok sıkı bir ilişkisi vardır. Bunun yanı sıra Newroz’un en önemli figürü olan ateş dinlerin önemli bir bölümünde kutsaldır. Zerdüşt dininde ateş iyinin koruyucusu ve bağımsızlıktır; aynı zamanda Kawa’nın ateşi bizi ister istemez Dehaq’a karşı kazanılan zaferin, ateşi yakılarak mitolojide tanrısal varlık arasında bir bağ olduğunu kanıtlar. Mezopotamya’ da çok önemli uygarlıklar kuran Sümerler tarafından 21 Mart’a anlam yüklenerek, baharda festival boyunca tabiatın yeniden canlanışı şerefine büyük ayinler, törenler organize edilir. Bereket tanrısının her yıl dünyayı canlandırma ve yeniden doğuşu nedeniyle kutlamalarda bulunulur.

Sulara saygı gösterme ve kutsallık verme geleneği Gutiler’den başlayarak, tüm Kürt toplumlarından, aralıksız günümüze dek sürmüştür. Babil’de Hamurabi’nin çıkardığı yasayla, “Şayet bir kimse, diğer bir kişiyi kötülemiş olurda, savını kanıtlayamasa, aleyhine suç isnat edilen kimse Fırat nehrine gitmeli ve sulara dalmalıdır. Eğer nehir onu alırsa, dava eden o kişinin evini alabilir. Ama Fırat o kimseyi suçsuz olarak gösterir, sağ bırakırsa, kötülük isnat eden ölmeli nehre dalmış olan kimse kendisini kötüleyen kimsenin evini almalıdır.”

Kürt uygarlığında akan suyu kutsamak ve kurban sunma geleneği günümüzde de devam etmektedir. Kırsal kesimde yaşayan Kürtler de hala su içerken yere çömelinir ve sağ elle baş tutularak saygılarını göstererek sürdürürler.

Ancak Yukarı Mezopotamya’da çok tanrılı dinler döneminde tanrı, kral, insan ve doğa ilişkilerine mekan olmakla birlikte bilimin ve uygarlığın ana merkezi olmuşsa da, insanlığın tarihine ışık tutacak, bir çok bilinmeyen aydınlatılacak olan bulgular ve tarihi sitelerin sular altında bırakılması, felaketinin yanı sıra Kürtlerin ataları ile bilgiler de, bazı araştırmacı yazarlar ve tarihçiler tarafından tahrif edilmektedir.

Geçmiş efsanelerin mistik ve felsefe tadında olmasının bir nedeni de, yöre halkının uygarlıktan bugüne mitolojik kültürüne ve inancına sıkı sıkıya bağlı oluşunun önemi büyüktür fakat bugüne kadar nelerin kendisine ait olduğunu bilmeden yaşamıştır. Bu büyük mirasın köklülüğüne rağmen, zenginliğinin farkında olmadan yaşaması varolan hazinelerin bir çoğunun yitip gitmesine de neden olmuştur.

Bu durumda Kürt mitolojisinin tarihinin berraklaşması, Sümerler’ in kökenini ve Mezopotamya’ya ne zaman ve nasıl geldikleri üzerine soruların yanıt bulmasındadır.

Kaynak: Ç.Bender(1996) Kürt Mitolojisi-1

Etiketler:

‘’İlk Gece Hakkı’’ Dolayımında Tarih Yazımı, Yöntem ve Kaynakların Kullanımı: Taner Akçam’a Cevap
  Bilindiği üzere tarih yazımının kendine has bir metodolojisi vardır. Tarihin ideolojik/sübjektif, özcü, kısmi ve çarpık bir vaziyet almaması için...
Taner Akçam’ın İddiaları ve Tarihi Gerçekler
Tarihi olay ve olgular bir değerlendirmeye tabi tutulacaksa, bu değerlendirmenin ilk şartı, olay veya olguların yaşandığı dönemin koşulları ve özelliklerinin...
Taner Akçam’ın Suçlamalarına Cevabımızdır
Bilindiği üzere Prof. Taner Akçam’ın 20 Nisan 2021 tarihinde Gazete Duvar’a verdiği röportajda sarf ettiği  “19. yüzyıl feodal toplumunda örneğin...
Ermeni Sorunu ve Kürdler
Tarih çalışmalarında birincil kaynaklar büyük bir önem taşır. Bu kaynakların başlıcaları; gazeteler, filmler, fotoğraflar, el yazmaları, nüfus sayımları, tapu kayıtları,...
Tarih Kayıt Cetveliyse Sosyoloji Bunun Toplum Vicdanındaki Karşılığıdır
Tarih bilimi toplumlarla ilgili verileri ortaya koyarken belgesel nitelikteki kırıntıları bir araya getirerek toplumlar hakkında genellemeler yapmaktadır. Sosyoloji bilimi ise...
‘Kuyruklu Kürt’ aşağılaması tutmadı, ‘ilk gece hakkı’ genellemesi deneyelim
‘Öküz düşünce bıçak çeken çok olurmuş’ diye bir söz vardır. Zayıf, savunmasız ve güçsüz duruma düşüldüğü taktirde, o anki durumunuzdan...
Tarihçi Taner Akçam’a Tepki
  Tarihçi Taner Akçam’ın ”19. yüzyıl feodal toplumunda örneğin Kürt bölgelerinde Kürt ağaları, evlenen Ermenilerin ilk gece hakkına sahiplerdi.” ifadelerine...
Kürtler Savaşçı ve Özgürlüklerini Seven Bir Milettir
Babil harabeleri, muazzam boyutları ile yolcuyu etkiliyor; binalar, duvarlar veya kapılar olduğu için değil, ama bir zamanlar bir binanın bulunduğu...
Endülüs’ün Emevi Abdurrahman’ı bilinirken, Bitlis Beyliği’nin Kürd Abdal Han’ı hiç bilinmez
İsimlerini çeşitli nedenlerden dolayı tarihe yazdırmış ünlü hükümdarlar vardır. Kimi cesareti, kurnazlığı, ele geçirdiği topraklar ve savaşçılığı ile, kimi de...
Bitlis’te ateşler eşliğinde Xetire, Têrintêz ve Ayd-i Kurdî kutlanırdı
Kürdlerin çok zengin, köklü ve bir okadar da kadim sözlü anlatım geleneği vardır. Kah dengbej geleneği ile kah çîvanoklar anlatımları...
Kürt Tarihinde Newroz’un Yeri
Newroz Bayramı Kürt Ulusal Bayramları içerisinde önemli bir yere sahiptir. Newroz Bayramı üzerine bir çok kutlama ritüeli bulunmaktadır. Kürtler dışında...
Gökmeydan değil, Gog Meydan. Nam-ı diğer Çevgan Meydanı
Bitlis’in ünlü meydanları denilince, akıllara hemen Avel Meydan ve Gökmeydan gelir. Bazı yerlerde Gök Meydan şeklinde yazılsa da genellikle bitişik...
‘Mewlidê Kirdî’ adı üzerine
İnternet ortamında menşei belli olmayan birçok saçma dezenformasyon her gün dolaşıma giriyor. Elbette dikkate alınmamalı, ama kimi temel noktalarda cevap...
Ekim 1881- Kürd kumandanın top güllesi ile infazı
‘İnfazın gerçekleşeceği günden bir gün öncesi, ağzı havaya doğru kaldırılmış o büyük kalibreli demirden yapılma top meydana kurulmuştu. Şafağın sökmesiyle...
Manuscute neresidir? Bitlis’ten üç, Diyarbekir’den beş günlük mesafededir
1600 yılının temmuz ayında, beraberindeki altı yüz kişilik bir kervan eşliğinde Halep üzeri Diyarbekir ve Bitlis yaparak yolculuğuna devam eden...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ