Bitlis Düşünce ve Akademik Çalışma Grubu
$ DOLAR → Alış: 6,26 / Satış: 6,29
€ EURO → Alış: 7,37 / Satış: 7,40

Milliyetçi Kürt Hareketi’nin Gelişmesi

Milliyetçi Kürt Hareketi’nin Gelişmesi
  • 19.11.2015
  • 7.351 kez okundu

 

 

1881 Yılında Şeyh Ubeydullah’ın yenilgisi Kürt liderlerinin otoritesini şiddetle sarstı ve içlerinden daha iyilerinin uyanışı ve ortaya çıkmasına sebep oldu.

 

 

 

 

 

-Bitlis’te 1910’da Zeydan-Geboller Çatışması

Arshak Safratsian

Çev. Yaşar Abdulselamoglu

1881 Yılında Şeyh Ubeydullah’ın yenilgisi Kürt liderlerinin otoritesini şiddetle sarstı ve içlerinden daha iyilerinin uyanışı ve ortaya çıkmasına sebep oldu. “O zamanlar, İstanbul’daki Türk okullarında okuyan Kürt gençlerinin sayısı gittikçe artıyor. Bedirhan ve Baban Emirlerinden olanlar gibi bazıları da daha uzağa, İsviçre ve Fransa üniversitelerine kadar gidiyordu.” Arapça harfleriyle Kürtçe bir gazete (Kurdistan, editor, Mir Mithad Bedir Xan) Mısır’da ve fransızca bir dergi de Cenevre’de yayımlanmaya başlıyordu.

Özgür bir Kürdistan fikri, bazı sebeplerden ötürü yavaşça diğer milliyetçi hareketlerin hatlarından tamamen bağımsız olarak gelişmeye başlıyordu. Herşeyden önce, mücadele içinde olan aşiretler, daha kendi farklarını anlamadan ve programlarını hazırlamadan önce, uzun zamanaar boyunca yarı-serbest halde idiler. Kuşkusuz, Kürt hareketinin bu özelliği aşiretlerin toplumsal organizasyonuyla alakalıydı.

Ulusal eğitim için ortak merkezi bir çalışmanın olmayışı ve ulusal duyguları ifade etmek için elzem olan bir çok mekanizmanın olmayışı, birliği inşa ve siyasi işbirliğini sağlamak için engel oluyorlardı. Çetin rekabet, menfaatperestlik ve büyüklük ve hak iddiaları konusunda aşiret ve ileri gelenlerinin kıskançlığı Kürt milletinin felaketi olmuştur. En küçük tartışmalar (ki her toplumun yaşamında vardır) yüz yüze konuşmalarla iki dakika içinde alevlenebilir, bir çok kez taraflar arası uzun yıllar devam edecek bir kan dökücülüğe ve düşmanlığa sebep olabilirler. Iki taraflı bir kindar ve tahammülsüzlük dert yarası gibi kuşaktan kuşağa aktarılır ve bu şekilde çok büyük bir enerjinin ziyan edilmesine, zaman ve kıt mali servetlerin tarümar olmasına sebep olur. Kendisine, bir şekilde, hakaret edilmiş olduğu duygusu yaşayan her aşiret, diğer taraftan intikamını alıncaya dek ikna olmaz, bazen “diğer taraf” aynı aşiretin başka bir boyudur.

Belki bir şahsi tecrübe, bu şeref ve büyüklük ve şahsi cesaret anlayışının nasıl olduğunu gayet iyi izah edebilir. Bitlis şehri Ermenistan torosları boyunu kapsar. Diyarbakır ve Mezopotamya’ya uzanan sıradağların arasında doğal bir köprü gibidir. Burada iki kürt aşireti vardı, Geboller* ve Zeydanlar*. Yerleşim yerleri şehirde idi, ama güç ve savaşçılarını Diyarbakır’ın güneyine kadar uzanan yerlerden toplarlardı. Bu iki aşiret arasında bir kaç yıl boyunca sıcak bir dostluk oluşmuştu. Birbirlerine kız alıp veriyorlardı, birlikte ava gidiyor, çoğu kez de sahipsiz kürt ve ermenilerin mal ve sürülerini talana kalkıyorlardı.

1910 yılının baharında, birden bunların arasına bir düşmanlık girdi. Çünkü sıradan bir at koşusu yarışmasında, levanten*bir kahpenin, yüksek sesle şampiyon Gebollere alkış çalmış ve tezahüratte bulunmuş ve aynı şekilde, Zeydanlı süvariye karşı nefretini göstermişti. İki saat içinde şehrin güney yakasında tüfek atışları devam etti, bu arada bir çok insan öldürüldü ve çok sayıda insan yaralandı. Her zaman olduğu gibi türk polis ve askerleri “tarafsız hayırseverler” halini almışlardı. Çoğu kez onlar meseleye müdahale edebilecek güçte de değillerdi.

Esas çatışma ertesi gün başladı ve gah barış, gah gürleşen bir halde sekiz ay sürdü; Motkan ve Xerzan bölgelerinden çatışanların tarafları gelip savaşa katıldı, bu şekilde çatışmalar o dağlara kadar uzandı. Bir kaç yıldı, ben Gebollerin reisiyle tanışıyordum; olgun, levent ve neşeli biriydi, normal zamanlarda akıllı ve ılımlıydı; fakat “savaş” hengamesinde onu malikanesinde gördüğümde vahşi ve kan dökücü bir hali vardı. Sakin ve cazibeli huyundan eser kalmamıştı; adamlarının kulağına erişen sözleri geri almayıncaya dek Zeydalılara karşı kendi ve aşiretinin son damla kanı kalıncaya kadar savaşacağına dair yemin ediyordu.

Nihayet, Şeyh Mahmud Xerzan (Bitlis ve Diyarbakır’ın ortasında), aziz ve kıymetli bir ileri gelen onlara aracılık etti, ve savaşan tarafları uzlaştırdı. Bu iki aşiretin “şavaşı”, benim şehri 1912’de terkedişimden sonra gene başlar.

Aşiret savaşları ve kan dökücülük eski kan davaları, kız kaçırma, sürü ve mal talanı, yayla, mezra sahipliği üzerine tartışma sebepleriyle meydana gelir.

Modern zamanlarda, kendilerini idare etme alanında ve ulusal eğitimlerini sağlama tarzında hiç bir merkez ya da kürt idaresi yoktu; onların sade düşünceleri istismar edilmiş ve türkler onların yiğitlerini mağlubiyet savaşlarında kullanmışlardır.

Sahi özgünlüğe sahip tüm asil komşu –arap, ermeni, asüri ve fars soyları gibi kürt soyu da bu son yıllara kadar yabancı kültür ve dini tesirlere kapalı idi. Kürtler dört bin yıl oluyor ki, soylarının bu özelliklerini ve ekonomik ve toplumsal düzenlerini diğerlerinden daha sert ve inatla muhafaza ediyorlar. Ancak Bedirxan Beg ve Şeyh Ubeydullah Özgürlük hareketlerinde olduğu gibi Kürtler ulusal özgürlükleri için şehit verdikleri ölçüde yeni bir çağın şafak ışınları onları da aydınlatmaya başladı. Kuşkusuz, Ermeni devrimci hareketi geçen yüzyılın seksenli yıllarında ve sonrasında, Kürt liderlerinin fikirleri üzerinde motive edici bir örnek olarak etkide bulundu. Heyderi, Taguri ve Şıkaki aşiretlerinin ileri gelenleri, ki bunlar Van Gölü’nün kuzey ve batısında yaşarlar, İran ve Rusya üzerinden ermenilere kaçak silah taşımada çok yetenekli idiler; ve kürt dengbejleri ermeni devrimci liderlerinin kahramanlığı üzerine şarkılar söylerlerdi.

Şahsi yiğitlik veya askeri zaferler Kürtleri çok etkiler.

Mısır ve İsviçre’de yayımlanan ilk kürt gazetelerinin temel özelliği, sürekli olarak tekrarladıkları Kürt, Ermeni, Asüri, ve Ezidilerin ortak hareket işbirliğini oluşturma amacı taşıyordu. Diğer tarafta, türk dostu olan bir çok aşiret reisi, fark gözetmeksizin sahipsiz halkı talan ve yağma ediyor olmasına ragmen, bu halkların ileri gelenleri toplandı ve ortak sorunlar üzerine tartıştılar.

Bu yazı 1948 yılında yayınlanan Arshak Safratsian’ın “Kurds and Kurdistan” adlı çalışmasından alınmıştır. Arshak Safratsian 1912 yılında kadar Bitlis’te İngiliz Konsolosloğu’nda çalışmış ermeni asıllı bir diplomattır. Kürt ve Kurdistan üzerine Kurdolojik çalışmaları olan ve özellikle Bitlis Tarihi çok iyi bilen bir araştırmacıdır. Yazarın çalışmaları “Ermeni” ve Batılı bir okumayı içerir, ama araştırmalarında mümkün olduğu kadar dürüst ve objektif olmaya çalışır. Kürt-Ermeni dostluk ilişkilerinin öneminin farkında olan zamanın aydınlarından biridir. Bitlis Beyi Abdal Han üzerine de değerli bir çalışması vardır.

*Geboller ve Zeydanlılar Bitlis’in yerleşik şehir ailelerindendirler. Zeydan aynı zamanda Bitlis’te bir mahalle adıdır.

*Levant veya Bilâdü’ş-Şâm (Arapça: ?????? ??????/342/), Maşrek (Arapça:?????), net olmayan coğrafi bir terimdir, tarihsel süreç içerisinde Toros Dağları’nın güneyindeki Orta Doğu’da geniş bir alanı ifade eder..

Etiketler: / / / / /

Mutkili Xelîl Xeyalî’nin Fotoğrafları
  Saîd-î Kurdî kendisi için ‘Milli Onurumuz’ demiştir. Jîn dergisinde yazılar yazan Xelîl Xeyalî 1900-1920 Kürd örgütlenmeleri arasında yer aldı....
Bitlis’e tütün ne zaman geldi?
Tütün denince akla hep Bitlis tütünü ve sigarası gelir. Peki tütün köken olarak hangi coğrafyaya aitti? Kaçıncı yüzyılda Osmanlı’ya ve...
Tarihimizden Bir Portre: Mela Selim Efendi
Hizan şeyhlerinden biri olan Mela Selim Efendi***, yaşadığı döneme göre oldukça bilgili ve gelişkin biri olduğundan Hizan şeyhi Sebgetullah Hizanî’nin...
1913’ün Bitlis valisi ve Hizanlı Şeyh Seyyid Ali
Bu anlatım, 1908-9 yılları arası, Bitlis ve Van’da Britanya Konsolos Yardımcısı olarak görev yapmış Arshak Safrastian’ın, 1948 yılında yayımladığı ‘Kurds...
Bîblîyografyaya Kirmanckî [Zazakî]  1963-2017 weşanîyaye
  Bîblîyografyaya Kirmanckî I1963-2017I ke hetê Mutlu Canî ra sey xebata tezê masterî amebî amadekerdiş, hetê weşanxaneyê Vateyî ra...
“ZAZA” ADININ KAYNAĞI HAKKINDA BİRKAÇ NOT
Bir Kürt toplumsal grubu olan Zazalarla ilgili yazılan yazıların kimisinde sırf mülahaza olsun diye neredeyse içinde “z” harfinin geçtiği her...
Ahlat’ın 1046’daki Kürd hükümdarı ve Nasır-i Hüsrev’in Bitlis ziyareti
İran ve İslam dünyası edebiyatı içerisinde önemli bir yere sahip olan Nasır-i Hüsrev, 1045 yılında çıktığı yedi yıllık seyahati sırasında...
“ŞÊX EVDIREHÎM ASLA TESLİM OLMAZ!”
  Ben 1929 yılının onbirinci ayında, Pali’nın (Palu’nun) Xoşmat köyünde doğmuşum. Xoşmat, esasen eski bir Ermeni köyüdür. Orada çok arazi...
Bitlis kralının başının kesilmesi ve Prenses Gülşenraz
Üzerinde Fransızca olarak ’bakın Bitlis kralının başını kesip bu sepet içerisinde size getirdim’ yazısı olan bu gravür için, daha önceki...
Bitlis nire Albanya nire?
1911 28 Eylülünde İtalyan-Osmanlı harbi başladı, 1912 8 Ekiminde küçük Karadağ krallığının Osmanlı devletine savaş ilan etmesiyle sona erdi. Bir...
Kızıl Meydan’ın sosyalist dengbeji: Sûsika Simo
Ayağındaki prangaları kopardı, sesini tüm Sovyet ülkesine duyurdu, Lenin’e yazdığı kılamlarla anıldı. İyi ki vardı, iyi ki yaşadı…   Elvan...
Tavernier 1660’larda Bitlis ve Tatvan’dan geçerken
‘Bitlis beyi ülkenin en güçlüsü. Diğer beyler ya Osmanlı Padişahı’na yada İran Şahı’na bağlı olup biat ederken, Bitlis Beyi kimseye biat...
Kayıp Kürt kolonileri – Mısır, Ürdün, Lübnan, Filistin ve Yemen Kürtleri
      Kayıp Kürt kolonileri Ortadoğu’daki Arap devletlerinde yaşayan Kürtler’in tarihi, yayılmanın efsanevi Kürt Sultan Selahaddin Eyyubi döneminde başladığını...
27 Temmuz 1655, Bitlis şehrine saldırı ve Abdal Han
‘Bitlis Kalesi’nin Osmanlı ile ne alakası ola. Bu kale Osmanlı kalesi olsa içinde Osmanlı kulu olurdu. Biz Osmanoğlu’nun kulu değil,...
Cuinet’in 1889 tarihli Bitlis Vilayeti raporu
Bu çeviri, Fransız araştırmacı yazar Vital Cuinet’in 1889 yılında Bitlis Vilayeti hakkında tuttuğu Fransızca raporun Türkçe’ye çevirisidir. Cuinet’in 1894 yılında yayımladığı...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ