Bitlis Düşünce ve Akademik Çalışma Grubu
$ DOLAR → Alış: 3,86 / Satış: 3,87
€ EURO → Alış: 4,55 / Satış: 4,57

Önder Kürt Henano ve Suriye’nin Kurtuluş Öyküsü

Önder Kürt Henano ve Suriye’nin Kurtuluş Öyküsü
  • 19.11.2015

 

 

Bu yazı 2004 Rojava Newroz olaylarının ardından yazılmış; şimdi o zamankinden daha ilgi ile okunacağını umut ediyoruz.  Bitlisname.com

 

 

 

 

 

 

23 Mart 2004 Yaşar Abdulselamoğlu

Kürtler Henano Olmaya Devam Edecekler mi?

“Vur Kürd Henano, Vur da Suriye’yi Kur!”

2004 Newroz’u arifesinde katliama uğrayan ve bir bütün olarak ayağa kalkan Binxeti Kürtlerinin, ola ki mezarı başına gidip; “axxx” çekecekleri ve kendisinden şikayetci olacakları bir başka kişi de İbrahim Henano’dur.

Selahaddin’den sekizyüz yıl sonra, ikinci kez Suriye’nin kurtarılması için en büyük kahramanlığı yapan yine efsanevi bir Kürt; İbrahim Henano’dur.

Aslında İbrahim Henano’yu bugün, çok az anımsarlar.

***
Önce biraz Arap ve Suriye Tarihi;

İngiliz Laurens, Arapları Osmanlıya karşı; Türklerin “Halifat ve “Hak Yolunda olanların Sultanı” olma rütbelerini çalmış olduklarına inandırarak mücadeleyi örgütlemeye çalışır.

10 Haziran 1916 yılında Şerif Hüseyin resmi olarak Türklere karşı “Cihad” ilan eder. 5 Kasım 1916 yılında Şerif Hüseyin’î “Arap Vatanının Kral’ı” olarak ilan ederler. Türk Ordusu Arap yarımadasından geri çekilmeye başlar.

Araplar aşağılanmış gururlarını biraz olsun düzeltebilmek için geri çekilen türklerin peşine verirler. Mısır’dan Sina yarımadasına kadar, Akdeniz üzerinden İngiliz ordusu hücuma geçer, Gaza ve Yafa’yı tüm Filistin’î işgal eder, 10 ocak 1918’de Kudüs’e girer. Orası Türk askerlerinden temizlenir. Arap gönüllüleriyle birlikte Suriye’ye girerler. Aynı zamanda, Fransız askerleri, Beyrut, Tir, Tripoli, Sidon, Tartus, Latakiya, İskenderun, Suriye ve Lübnan’ın kıyı şeridini işgal ederler.

Bu atağa paralel olarak, Doğu’dan, kendilerine “Bağımsız Devlet kurma” sözü verilmiş olan Kürtlerin desteğiyle Irak üzerinden ilerleyen İngiliz askeri birlikleri zengin petrol yataklarına sahip Musul’u ele alırlar. Birbirleriyle yarışan Fransa ve İngiltere güçleri Türk kuvvetlerini Irak, Suriye, Lübnan’dan kovarlar.

Ancak, İngilizlerin Kürtlere vermiş oldukları söz uygulanmadan bugüne kadar kalır.

Türk Ordusu bozguna uğramıştır. “Müslüman Kardeşlerin”den destek gelmediği zaman Türkler ne hale düştüklerini açıkça görürler. Türklerin “tek başlarına” kazanmış oldukları zaferleri yok gibidir. Subaylar kaçmak için delik arıyorlar. Panik içinde kaçarken İmparatorluğa has olan yağma, talan ve soygunlardan da geri kalmıyorlar; katliam, yangınlar, soygunlar ve zorbalıklar; bizden sonra tufan zihniyetiyle sürdürülüyor.

Emir Faysal, Arapların bağımsızlık ilanını bekleyeceği için de Suriye’de durumunu güçlendirmeye çalışır. İgiltere ile Fransa arasındaki “Suriye” üzerine rekabet, büyük ölçüde Fransa lehinee sonuca bağlanır. Suriye’nin Fransa’nın mandası altına girmesi kararlaştırılır. Suriyeliler 1919 yılında “Büyük Suriye” anayasası ve meclisini oluştururlar. Buna cevap olarak, Fransa “Büyük Lübnan’ı” ilan eder. Şam’da Faysal hayal kırıklığına uğrar. Araplar umduklarının tersine bir durumla karşılaşırlar…Fransızlar idarede araplara büyük imkanlar tanımadıkları gibi, onların “Büyük Arabistan” oluşturma heveslerini de suya düşürürler. Suriye’de bu durumu kabul etmiyenler ayaklanmak için örgütlenmeye çalışırlar. 1920 yılında Suriye’ye maddi yardım karşılığı ve Suriye’ye bağımsızlığının verilmesi karşında, “Lübnan’ın Bağımsızlığı” için karar alınır. Suriye’de ayaklananlar bunu kabul etmez. Fransızlara karşı silahlı ayaklanma başlar.

Halep milletvekili grubu başkanı olan, entelektüel ponansiyeli olan, büyük servet, prestij ve karizmatik yapıya sahip, saygın şahsiyet İbrahim Henano 1919 yılında, Parlamento rolünü gören Ulusal Kongre’yi açık bir şekilde terkeder. Fransız Garnizon’un bulunduğu Kafr Tagarin’e giderek bölgede “Manda Rejiimi’ne” karşı direnişi örgütlemeye geçer.

“Bağımsızlık verilmez, alınır!” der. Başka sloganları da yükseltir; “Fransızlar geldikleri yere geri gitsinler!”, “Yabancı boyunduruk altında yaşam ayıptır!” der ve kendi vatanı için değil, başkasının vatanına kendi vatanı gibi sahip çıkan bir anlayışla hareket ederek Kürt Henano Suriye’yi daha sonraları bağımsızlığa ve övgüye layık kılacak şu deklarasyonu yayınlar, tarihin ironisi;

“Çiftçi köylüler, vatanımın yavruları, Suriye’nin yiğit evlatları… Bu gururlu dağın doruğundan vicdanınıza sesleniyorum. Ve size diyorum ki, değerli ülkemiz bugün sömürgeciler tarafından işgal edilmiş ve tehdit altındadır Bize vahşi sömürgeciliği ve iğrenç manda rejimini dayatmaya çalışarak kutsal bağımsızlığımız ve özgürlüğümüze karşı duranlar tarafından. Şimdi ülkemizde ne kanun, ne hukuk, ne anayasa kalmış, sadece sömürgeci keyfi idare,Suriye halkı üzerinde dayatılan idare budur, bu Osmanlı sömürgeciliğine karşı herşeyini vererek özgür ve bağımsız olmak için evletlarını feda eden bu cesur halka dayatılan idare budur. Onlar kanlarını sadece ülkelerini, diğer halklar gibi özgür ve bağımsız görmek için akıttıllar.“

Titreyip kendinize gelin,Uykudan uyanın ,hakkın sesi sizi çağırıyor! /Bu dağın tepesinden hepinizden, bizim yurtsever davamızı desteklemeniz için sesleniyorum / Zalimlere karşı bu kahraman milletin özgürlük, şeref ve şanı için. / 6 Ocak 1920

İbrahim Henano’nun Deklerasyonu’ndan

Yanında toplananlar, ayaklanma kararı alırlar. Henano’yu önder olarak ilan ederler. Ve o zaman Fransızlara karşı olan Mustafa Kemal’le ilişkiye geçmesi kararını alırlar. Henano’yla Mustafa Kemal daha İstanbul’dan dostturlar. Henano İstanbul’da okumuş ve Diyarbekir’de de kaymakamlık yapmıştır.

Henano’nun, diğer “ilginç” bir tarafı da Mustafa Kemal’e benzemesiymiş. “Zaim -Önder- Henano görünümüyle Türklerin önderi Mustafa Kemal’î andırıyordu; aynı gözler, aynı bakışlar, aynı uzunca yüz aynı ciddi ve düşünceli görünüm…”

Antep ve Urfa yörlerinde fransızlara karşı savaşanlardan Henano’ya yardım gelmeye başlar. Mustafa Kemal’in amacı Suriye’de açılan cepheyle Fransızların çarpışma cephesini ikiye bölmek.

İbrahim Henano, özellikle, Kürd Dağı bölgesinde fransız birliklerine karşı amansız çarpışmalar sürdürür. Onlara zor anlar yaşatır. Vur-kaç taktiğiyle onları sürekli pusuya düşürür. Garnizonlara baskınlar düzenler. Bütün bunlar Mustafa Kemal için de bulunmaz bir “yardım” görevi görür.

Henano Mustafa Kemal’den yardım isterken, doğrusu, daha fazla Henano Mustafa Kemal’e yardımcı olmuş olur. Gece baskınlarında büyük cephanelikler ele geçirilir. Çok sayıda Fransız askeri esir alınır. Halk Henanocuları, “1001 Gece” Masallarındaki “ifrit”lere benzetir. Cin gibi karanlıklar içinde ortaya çıkıp; yaptığını yaptıktan sonra ansızın gürünmez oluyorlar…

Bu saldırı ve çarpışmalar sırasında, Selahaddin Eyyübi gibi hiç bir esire işkence, zülüm yapılmış olduğuna tanık olunmamış olunduğu söylenir.

Türk silahlı güçleri artık Fransız kuvvetleriyle açık çarpışmaya girmeye yanaşmazlar. Doğrusu, Fransız güçlerini Türkiye dışında tutacak “cephe” Henano’nun savaşçılığında açılmış olur.

18 Eylül 1919 yılında Suriye ve Lübnan için Fransız Valisi olarak 52 yaşındaki Fransız General Guro tayin edilir. Onun görevi “Manda rejimini neye mal olursa olsun hayata geçirmek. İlk almış olduğu karar Suriye silahlı kuvvetlerinin Lübnan dağlarındaki Bekaa vadisinden çekilmesi olur.

Emir Feysal ve bütün Araplar şok olurlar. Faysal İngilizlerden medet bekliyor. Ancak, Guro son derece tecrübeli bir general; İngiliz ve Fransız çatışmasını göze alarak da olsa, manda rejimini dayatır. Fransızlar Bekaa’yı işgal ederler.
Fransa, zamanı geldiğinde Suriye’ye bağımsızlığını vereceğinin sözünü veriyor ama Lübnan buna dahil olmayacaktır.

7 mart 1920 tarihinde Ulusal Kongre Suriye’nin bağımsızlığını ilan, Feysal’ı da Suriye’nin “doğal sınırları içindeki devletinin kralı” olarak ilan eder; yani, “Büyük Suriye’nin”. . Hükümet kurulup Kral’a bağlılığını ifade eder. Ancak, Fransa tavrında kararlıdır; 24 Nisan 1920 tarihinde “hakimiyet alanları” kesin bir şekilde San Remo’da belirlenir. Araplar gene aldatılmış olduklarını hissine kapılırlar.

10 Temmuz’da Guro Feysal’a ultimatomu’nu iletir. Guro, artık İbrahim Henano Ayaklanmasını bastırmak için bütün güçlerini toplar, Türkiye’deki Fransız kuvvetleri geri çekilir. Başı Sewr’le belada olan Türkiye böylece İbrahim Henano’nun ayaklanmasının “yan etkisiyle” biraz nefes almış olur.

Ultimaton’da, Suriye Ulusal Kongresi’nin monarşi ilanını Uluslararası durum ve anlaşmalar gözönünde bulundurulmadan alınmış olduğu ve kral ilan edilmiş olduğu söylenir.

Guro Suriye’nin bir an önce, Fransız Mandası’nı kabul etmesini, ve krallık ve bağımsızlık hayallerinden vazgeçmesini istiyor. Aksi taktirde, tüm Suriyeyi işgal edeceğini söylüyor. Tabii, Manda süresi bittiğinde Suriye’nin bağımsızlığının teslim edileceği söyleniyor.

18 Temmuz’da “hükümet” de bir ultimaton oluşturur. İçeriği; Suriye’nin Ancar’dan çekileceğini kabul eder. Ama Feysal Guro’ya telegram göndererek, ondan sürenin bir kaç gün daha uzatılmasını rica eder. General Guro, kendisine teşekkür ederek ultimaton süresini Temmuz 21’in gece yarısına kadar uzattığını söyler. Feysal derhal ona bütün koşulları kabul ettiğine dair bir telegram gönderir.

Ve burada “Arap işi” bir dram yaşanır. Bu “Arap işi” daha sonraki Suriye’nin kaderini belirlemede büyük bir rol oynar.

Daha sonraları, Feysal telegramı saat yirmide göndermiş olduğunu söyler. Ama Guro da, vermiş olduğu sürenin son saniyesine kadar bekledikten sonra, Şam’ı işgal etme kararını vermiş olduğunu ve Feysal’ın telegramının geceyarısından yarım saat sonra geldiğini söyler.

Artık emir verilmiş ve geri adım atmak imkansız hale gelmiştir.

Araplar tabii, şimdiye kadar bunun kendilerine bağlı olmayan bir sebeple geçikmiş olduğunu anlatmaya çalışırlar.

Feysal, Arapları Büyük bir Ülkeyle savaşmak isteyip intihar etmekle suçluyor. Karşı koyanlar katlediliyor. Kral ve hükümet kaçıyor. Ulusal kongre binasını ateşler alıyor. Fransız askerleri sessiz ve sakin Şam’a giriyorlar. İnsanlar evlerine saklanmş dışarı çıkamıyorlar. Feysal kendisinde cesaret toplayarak, gelip istifa kararını açıklıyor. İşgal güçleriyle irtibat arıyor, onlara bağlılığını ifade etmek istiyor. Ama Guro için, Onun defteri artık dürülmüş. Kendisiyle görüşmeyi redediyor. Bir fransız askeri gelip Feysal’î Fransız Generalin yanına götürüyor. General Ona, Genel Komutan Guro’nun, iki gün içinde derhal Suriye’yi terketmesi emrini gösteriyor. “Tüm Arapların Kralı” usulce bunu kabul ediyor.

Bu, Suriye’de kısa süreli monarşi’nin sonu oluyor. Bir yıl geçmeden İngiltere, “Feysal’a arap ülkesi Irak’ı “hediye” ediyor, bu hediye önceden kardeşi Abdullah’a vaat edilmişti. Ama kardeşinin de eli boş kalmıyor -Onun için özel olarak; Ürdün adıyla bir devlet oluşturuluyor.

General Guro Şam’a ayak bastığı ilk gün, “Arapların, Haçlılara karşı zafer kazanmış efsanevi lideri Selahaddin’in mezarı başına gidiyor; “Selahaddin, Selahaddin, Sen, Haçlı Seferlerinden sonra, bizlere: “Sizler Doğu’dan Çıktınız artık, bir daha buraya geri dönemeyeceksiniz!” dedin. İşte, bak, döndük! Kalk, bak, işte yanıbaşında! Suriye’yi artık ele geçirdik!” diye seslenir.

Herşey kaybedilmiştir, der “Kral” Feysal! Arapların olması düşünülen bütün isyan ocakları söndürülür. Lübnan’daki şii ayaklanması ezilmiştir. Cebel Durz’deki ayaklanma bastırılmıştır. Subhi Beraket’in ayaklanması sönüyor; Halep’e evine çekiliyor ve General Guro’yla görüşerek; “Manda rejiminin” karşı konulmaz bir şey olduğunu, “bağımsızlığın” ise, belirsiz bir geleceğe havale olduğunu söylüyor. Saleh Ali’nin “yorgun savaşçıları”onun emriyle geri dönüp kendi hayatlarına ve geçim sorunlarıyla ilgilenmeye başlıyorlar.
Fransa ve İngiltere’yle arayı düzeltmek için çalışan Mustafa Kemal artık ayaklanmak için

Suriyelilere yardımı kesiyor. Fransa’nın Türkiye aleyhindeki sert pozisyonunu bu şekilde yumuşatmış oluyor.

Ama ortada bütün bu olup bitenleri kabul etmeyen “Selahaddin-î Kürdi’nin bir Torunu” var.

“1921 yılı başlangıcında, Fransızlara karşı çaresizca de olsa, ciddi ve örgütlü olarak direnmeye devam eden tek kişi sadece, gurur ve onurlu İbrahim Henano kalıyor. Mücadelesinin bir sonuç alamayacağını biliyor olmasına rağmen, çarpışmaya ve yeni mevziler kazanmaya devam ediyor.

“Henano’nun yanındaysan korkulacak bir şey yok!” O büyük adam, yüce adam! Gerçek Önder! 60 kişilik bir kabilenin reisi değil, tüm halkın önderi….” demeye başlıyorlar araplar, çünkü Henano’nun yanında gözünü daldan budaktan eşirgemeyen, her mazlumun ahına kendi ahımıymış gibi koşan, her ülkenin özgürlüğüne kendi özgürlüğüymüş gibi koşan “Doğu’nun Şövalyeleri” Kürt yiğit ve cengaverleri var.

***

Şimdi, İbrahim Henano’nun efsanevi kişiliği ve Ondokuz Bulgarın hayatı üzerine ilginç bir roman okuyorum.
Fransız müfrezeleriyle birlikte “Yabancılar Legionu’nda savaşmakta olan ondokuzu bulgar bir grup savaşçı İbrahim Henano’nun şahsiyeti, mücadelesi ve efsanesinden etkilenerek; Franısız Ordusunu terkedip, İbrahim Henano’nun savaşçı birliklerinin safına geçiyorlar.

Romanın ismi de kahramanlarını çok iyi anlatan bir ilginçlikte, “Kendi toprağın olmadan.. Başkasının Vatanına Öz Vatanınmış gibi!..” Bunlar Henano’nun yanında savaşmak için and içerlerken de, şunu derler; “Halkların özgürlükleri her yerde aynı, ezenler de birdir – her yerde!

Ne varki, bu savaşçılar daha sonra bizzat Arap bedevileri tarafından öldürülürler.

Daha ziyade belgesel olan bu romanın bir yerinde; General Guro ve fransızların Henano’yla görüştükleri dile getirilir; “Henano, neden olmasın? Zaten kendisi arap değil, soyunda Kürt damarı var!”

Fransa “Büyük Arabistan”, “Büyük Suriye” fikirlerine karşıdır. Kürtler için kurulacak bir devlet de konuşulur ve tabi Henano’nun bu Kürt devletinin başına getirilme ihitimalleri de; kuşkusuz, bu konuda en yeterli kaynaklar, Fransız ve İngiliz kaynakları olacak.

***
Ayaklanma bastırılır.

Bir çok zorluktan sonra İbrahim Henano Filistine ulaşır. Bu ülkenin yeni hükümdarı Emir Abdullah tarafından ilk etapta bir kahraman gibi karşılanır. Kendisini emniyette zannederek, bazı arap “arkadaşlarının” dayatmasıyla Kudüs’ü ziyaret etmesi isteniliyor. Ürdün nehrini geçerken İngilizler tarafından yakalanarak Farnsızlara teslim edilir.

Ortadan kaldırılmasına “yasal bir görünüm” vermek amacıyla fransızlar Halep’te, üç subay, iki binbaşıdan oluşan Askeri bir mahkeme kurarlar. Dava alenen görülüyor. En azından, oraya toplanmış ve bir eşkiyanın nasıl mahkum edileceğini görmek isteyen batı basını için…

Henano “namuslu ve şerefli” bir tutum içinde olur. Davasını savunur. Üç subay bundan etkilenerek sorumluluk almak istemezler. Henano’nun suçsuz olduğuna oy verirler. Ordudan kavulacaklarını ve büyük cezalara uğruyacaklarını bilmelerine rağmen.

İki binbaşının oyu yetmiyor. Fransız yasasına göre, bu durumda, mahkemesi görülen, suçsuz ilan edilir. Bütün Suriye halkı Suriye’nin kurtuluş mücadelesinin önderi –Zaim Henano’yu karşılamaya çıkıyor.

Henano’ya göklerin göndermiş olduğu bir ulu kurtarıcı gözüyle bakılıyor. Tek bir yenilgi almamış olduğu söyleniyor.

Henano 1935 yılına, 66 yaşına kadar yaşar. Hiç bir devlet görevini kabul etmez. Fransızlar bir çok kez kendisine Devlet başkanlığı görevini önerirler. O şöyle cevap verir; “Tam bağımsızlık elde edinceye kadar Suriye halkının hizmetçisi olacağım ve o zaman ülkemin evlatlarının bana önerdikleri her vazifeyi alacağım. Hatta bu bir köyün muhtar yardımcılığı bile olsa. Ama, tam özgürlüğü olan bir ülkede!” 1928 yılında “Yurtseverler Birliği’ni kuruyor, anayasa heyetine girerek zamanına göre ileri olan anayasanın hazırlanmasında esas rolu oynuyor. Suriye’nin “ilk ve en büyük önderi” olarak ilan ediliyor. “Yurtseverler Birliği’ni kurduğu iki keskin kayanın arasındaki derede 66 yaşında 1935 yılında kalpten ölüyor. “Halepte gömülen Henano’nun son sözleri:”Vatanı Sizlere Teslim Ediyorum!”oluyor. Mezarı Halep’tedir. Onu ismi
“Tüm dünyanın en büyük Arap liderleri” arasında ilk sırada gelir.

Suriyeli ünlü şair Bedewi al-Cebel (Mohamed Süleyman al-Ahmad, henano’yu şöyle yüceltir;

“Sen bizim onur ve şerefimizin doruğusun /Halkın Seni bugün gene selamlıyor,/Tek başına Sen kaderleri değiştirdin!” der.

Henano yaşasaydı ve bugünkü Rojava Kürt soydaşlarının halini görseydi, kurmuş olduğu, “özgür vatan’da” yüzbinlerce Kürdün “vatansız” ve “köle” olduğunu görseydi; ne yapardı acaba?

Bu yazıyı, Suriye’de “vatansız” olarak yaşayan 250 000 kürt için, temel haklarından mahrum olarak yaşayan milyonlarca kürt için ve tanışmakla, arkadaş olmakla her zaman övüneceğim “Binxeti’li yüzlerce değerli kürt arkadaşım için yazdım. Siz en güzel ve iyi şeylere layıksınız.

İsmet İnönü’nün Kürt Raporu
Erzincan Kürt merkezi olursa Kürdistan’ın kurulmasından korkarım. Van ve Erzincan’da acele olarak, Muş ovasında tedricen ve Elazığ ovasında kuvvetli Türk...
Ah Tamara…
Van’daki Akdamar Adası’na da ismini verdiği rivayet edilen Akdamar efsanesi, zamanında bu adada yaşayan baş keşişin güzelliği dillere destan kızı...
Xelil Xeyali’nin Kürt Dili Üzerine Görüşleri
“Yayın yöntemi”ne ilişkin görüşü ikinci yazıya bırakmıştım. Fakat bu yönteme ilişkin ayrıntılı bilgiler vermeden önce onun temelini oluşturan bazı işlerden...
Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Kürt Şehri Bitlis
  Wilhelm Köhler/Kitap  17. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliği altında bulunan geniş coğrafyada sürüp giden yaşamla ilgili bugün elimizdeki en önemli...
Bitlis Beyliği’nin Statüsü,Rolü ve Önemi – Araştırma
Mela Mahmud Beyazidi; “Yabancı devletler, Kurdistan’ı işgal edebilmek için, herşeyden önce, Bitlis Beyliği’ni zapt etmeye yeltenmişlerdir.”        ...
1838’in Bitlis’i ve Southgate’in Kürd Şerif Bey ile tanışması
Bu çeviri, Amerikalı Misyoner rahip Horatio Southgate’in 1838 – 1839 yılları arasında Bitlis’ten geçerken tuttuğu notların İngilizce aslına sadık kalınarak...
Said Nursi’de Özgürlük Söylemi
  Gençken içine girdiği ilim dünyasında özgürlüğü bir hayat biçimi olarak benimsemiştir. İlk hayatı hocaları ile olan serüvende onun düşüncelerini...
Kırd,Kırmanc, Dımıli veya Zaza Kürtleri
Bazı illerde ise denebilir ki sadece birer ilçenin sınırları içinde Dımıli lehçesi konuşulur. Semsûr’un Alduş (Gerger), Ruha’nın Sêwreg (Siverek), Bedlis’in...
Kerkük Kan Ağlıyormuş
“Kerkük, Kürdistan´ın bir parçasıdır. Oradaki Türkmenler, Kürtlere sığınmış muhacir ve sığınmacılardır. Kerkük, Azerbeycan´da bir kent değil ki Türk´ü kan ağlasın....
Şekerci Hanı ve Said-i Kurdi’nin Dünyası
  Bediüzzaman Saidê Kurdî Henüz 30 yaşlarında Van’dan İstanbul’a gidip Fatih’te bulunan Şekirci Hanı’na yerleşiyor. Ve odasının kapısına bu yazıyı...
Pîyesa ‘Bîdlîs’ ya Wîllîam Saroyan
Ehmed Kurd nîne, ji hindikayî (kêmhejmaran) ye, ango ji tirkan. Lê ferqa wî ew e ku xwediye loqonteyek e. Ji...
Vasa’yı kurtarmak, Hasankeyf’i öldürmek
On milyonluk nüfusu ile bir İskandinav ülkesi olan İsveç’te 1700’e yakın müze bulunmaktadır. Bu müzelerden dünyanın ilk açık hava müzesi...
Tarihte Kerkük ve Kürtler
  Kerkük tarihine kısaca bir bakalım; Arkeolojik kazılar sonucunda Kerkük’te 28 bin yıl önce Neandertallerin yaşadığı kanıtlanmıştır. Şehir bir çok...
Yol Ayrımı; Askeri Uçak ve Milletin Özgür İradesi
  Irak, denilen devlet 1926 yılında Gertrude Bell’in Kral Faysal ile misterik aşkının imkansız çocuğu olarak dünyaya geldi. Irak bir...
Lozan, Ankara ve Sevr Antlaşması
    Türkiye Lozan ve Ankara kartını Uluslararası topluma ve Kürtlere gösterirken, Sevr antlaşmasından neden söz etmez? İşte, Lozan, Ankara...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ