Bitlis Düşünce ve Akademik Çalışma Grubu
$ DOLAR → Alış: 6,26 / Satış: 6,29
€ EURO → Alış: 7,37 / Satış: 7,40

”Halk Hendek Siyasetini Onaylamıyor”

”Halk Hendek Siyasetini Onaylamıyor”
  • 16.12.2015
  • 2.258 kez okundu

Hürriyet yazarı Ahmet Hakan’a konuşan akademisyen Arzu Yılmaz, Türkiye coğrafyasında yeniden başlayan çatışma sürecini değerlendirirken yaşanan göçlere bakılarak Doğu bölgesindeki halkın hendek siyasetini onaylamadığını söyledi. Halkla PKK arasında bir mesafe olup olmayacağına cevap veren Yılmaz, “PKK’dan bıktı, yıldı demek kolay. Ama bir bağ var ve bu bağ devam ediyor” ifadesinde bulundu.

 

 

 

 

 

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler fakültesinden mezun olduktan sonra “1990’larda Türkiye’den Irak Kürdistan’ına Göç…” konusunda doktora yapan Yılmaz, 10 yıla yakın gazetecilik yaptı ve 3,5 yıl Irak Kürdistan’ın da yaşadı.

“Ahmet Hakan ile Çarşamba Sohbetleri”nde yer alan Arzu Yılmaz’ın söyleşisinden bir kısım şöyle:

Pazarlık sonucu elde edilecek bir şey miydi?

Evet. Özyönetim ancak devletle masaya oturarak elde edilir. Savaşarak özyönetim elde etmek mümkün değil. Oysa şimdi İmralı süreci bitmiş, savaşa dönüşmüş ama sen İmralı sürecinin bir parçası olan özyönetimi, savaşın unsuru haline getiriyorsun. Kürtler işte bunu anlamıyor.

Kürtler olayı bu netlikte görebiliyorlar mı?

Kürt halkı olayları gazetelerden, kanaat önderlerinin görüşlerinden öğrenip yorumlamaz. Kürtler meseleleri zaten bilirler. Çünkü meselelerin içinde yaşarlar, yaşıyorlar. Dolayısıyla adam soruyor: Ben en son noktada bir özyönetim kurup devletle masaya oturacaksam şimdi bu ölmek ve öldürmek niye?

Bu durum halkın, PKK ile arasına mesafe koyması anlamına gelmiyor mu?

Böyle bir sonuca varılırsa… Yanlış yapılır. Yanlışla başlanırsa yanlışla devam edilir. “Halk PKK ile arasına mesafe koydu, PKK’dan bıktı, yıldı” demek kolay. Ama bir bağ var ve bu bağ devam ediyor. O bağ nedeniyledir ki halk, “Meselemiz özyönetimse ölmek ve öldürmek neyin nesi” sorusunu devlete değil, PKK’ya soruyor.

PKK, halkı savaşa ikna edemiyor

KÜRTLER, PKK’nın şu anda ne yapmak istediğiyle ilgili bir fikre sahip mi?

PKK’nın ne istediğine ilişkin bir belirsizlik var. En azından taban, bu konuda ikna olmuş değil. “Savaşalım, ölelim, direnelim… Ama ne için?” sorusu cevap bulmuş değil.

Bu durum PKK’dan kopuşa mı işaret ediyor?

Hayır. PKK’nın siyasi hedefiyle arasına mesafe koyma, kopma yok.

Peki ne var?

Cevabı verilmemiş sorular var. “Savaşalım ama savaşın amacı ne?” sorusu var. “Savaştan sonra ne yapacağız?” sorusu var. “Bunun arkasından ne gelecek?” sorusu var.

PKK’nın bu sorulara verdiği bir cevap yok mu?

Bilmiyorum. Ama en azından halkı ikna etmiş bir cevabın henüz verilmediğini söylemek mümkün.

Bu cevapsızlık, bu ikna olmamışlık neye yol açıyor?

Korku ve sinmeye… İnsanı en çok korkutan şey belirsizliktir. İnsan bildiğinden korkmaz, bilmediğinden korkar. Belirsizlik insanları sindiriyor ve olaylar karşısında seyirci kalmasına yol açıyor.

Bugün kitlelerin PKK’ya karşı hissettikleri nedir?

Hissi tarif etmek çok riskli. Onun yerine somut olaylara bakmak daha doğru… Mesela özyönetim ilanlarına bakalım: PKK, geniş kitlelerin katılımını talep ederek özyönetim ilanı istemişti. Oysa kitlelerin bu eylemlere katılımda tereddüt gösterdiğini gözlemliyoruz. İkna olmamışlığın somut göstergesi bu… Ne hissettiklerini bilmiyorum ama böyle bir durum var.

İnsanların özyönetim ilan etmeye ikna olmamalarının nedeni nedir?

Ön hazırlığı iyi yapılamamış olabilir, mesele tabana tam olarak anlatılamamış olabilir, bilemem. Ama sonuç itibariyle insanlar böyle bir dramatik geçişe hazır görünmüyorlar. Şimdilik bunu söyleyebiliriz.

Özyönetim ilanına soğuk bakılmasının başka ne gibi nedenleri olabilir?

Son dönemde Kürtleri en çok heyecanlandıran konu Rojava konusuydu. İmralı sürecine desteği ve eylemliliği besleyen temel dinamik Rojava idi. Rojava’ya bakalım, ne var orada? Şu var: Net bir siyasi hedef var. Hikâye belli… Başı sonu belli bir hikâye vardı. Oysa bu özyönetim ilanlarının doğurduğu çatışmalara baktığımızda bir kafa karışıklığı görüyoruz. Bu eylemlerle neyin murat edildiği belli değil.

Bu durum neye yol açıyor?

İnsanlar “Bu devlet, bizim bildiğimiz devlet. Ben buna zaten tepkimi göstermiştim. Artık umudum yok. Tepki göstersem ne olacak? Ondan beklediğim bir şey yok ki tepkimi göstereyim” noktasına geliyorlar.

Buna yılgınlık denilemez mi?

Yılgınlık değil de beklentisizlik diyelim.

HDP, neden PKK ile arasına mesafe koymuyor?

Türkiye’nin batısında ideal bir durum algısı ezberi var. Ancak bu ezber, Kürt coğrafyasının sosyolojisine uygun değil. Barış olsun, çoluk çocuk ölmesin diyenlerin bu ezberlerini gözden geçirmesi gerekir.

Türkiye’nin batısından baktığınızda… PKK size “Kürtlerin dışında bir aktör” gibi gelebilir. Ama bölgede durum böyle değil. Kürt halkının iradesini temsil etmek iddiasında olan bir siyasi partinin hem halkı temsil etmek hem de halkın iradesinin konsolide olduğu bir yapıyı tamamen dışlamasını beklemek eşyanın tabiatına aykırı.

HDP’den PKK ile arasına mesafe koymasını istemek yerine… PKK’den HDP’leşmesini istemek gerekir. Bu daha gerçekçi bir talep olur. Siyasette yeni kanallar açılsın, şiddet değil siyaset ön plana çıksın ve PKK, HDP’lileşsin. Zaten İmralı süreci de bunu öngörmüyor muydu?

Kürt halkının barış umudu yıkıma uğradı

En son Tahir Elçi’nin cenazesi için Diyarbakır’daydınız. Gözlemleriniz nedir? Kürtler ne düşünüyorlar?

Dün “İyi bir hayat bizi bekliyor” umudunu taşıyorlardı. Bugünse “Elimizdeki hayat gözümüzün önünde yıkılıp gidiyor” duygusu içindeler.

Kürtler açısından umut, en fazla ne zaman artmıştı?

İmralı süreciyle birlikte umut en tepe noktaya çıkmıştı.

Çözüm sürecinin başladığı dönem yani.

Evet.

Kürtler bir büyük barışın sağlanabileceğine inandılar mı?

İnandılar.

Umut ne zaman en dibe vurdu?

ARZU YILMAZ: 24 Temmuz’da… Kandil’in bombalanması olayıyla…

Neden?

“Bu nerden çıktı” dediler. “Nasıl bu noktaya gelindi” dediler. “Kimin savaşı bu” dediler. Ama umudun dibe vurmasından önce zaten “Bizim bu devletle barışı sağlamamız mümkün değil” noktasına varılması söz konusuydu.

O ne zaman gerçekleşti?

Kobani olayına Türkiye’nin verdiği tepkiyi gördükleri zaman… O tepki, “Bu adamların niyeti gerçekten de Kürtleri eşit vatandaş, eşit muhatap yapmak değil” dedirtti. Düşünün: Bugün Türkmenler için “Onlar bizim akrabalarımız, biz onlara karşı nasıl kayıtsız kalırız” diyen Erdoğan, Kobani için “Kobani nere, Diyarbakır nere, Ankara nere… Bize ne Kobani’den” demişti. İşte bu yaklaşım Kürtleri “Barış olmaz” noktasına getirdi. 24 Temmuz’da Kandil’in bombalanması ise umudun tamamen yıkılmasıydı.

Erdoğan’ın Kobani çıkışı, Kürtleri neden “Barış olmaz” noktasına getirdi?  

Kürtlerin bugün barıştan anladıkları en önemli şey eşitlik… Teslimiyet değil eşitlik. Söz konusu Suriye Türkmenleri ise “akraba” olarak görülüyor, söz konusu Suriye Kürtleri ise “yabancı” olarak görülüyor. Kürtleri eşit görmeyen bir anlayış… İşte bunu fark etti Kürtler. “Eğer eşit sayılmayacaksak barış da olmayacak” anlayışı böyle doğdu.

Kandil’in bombalanması karşısında duyulduğunu söylediğiniz büyük yıkımın nedeni neydi?

“Barış olmayacak” başka bir şey, “Savaş olacak” başka bir şey… Erdoğan’ın Kobani tepkisi, “Barış olmayacak” duygusuna yol açtı. Ama Kandil’in bombalanması ise “Bu savaş da nereden çıktı” şaşkınlığına neden oldu. Şöyle düşündü insanlar: Barış olmayabilir ama bu ille de savaş olacak anlamına gelmez. Kontrol edilebilir bir gerginlik zaten vardı, bu bekleniyordu ama savaş beklenmiyordu.

Ta 7 Haziran seçiminden önce PKK, ateşkesi bozacağını açıkladı. Bu bir savaş kararıydı. Kürtler, PKK’nın aldığı bu kararı görmezden mi geliyorlar?

Ateşkesin bozulmasını halkın bir savaş kararı olarak okuduğunu düşünmüyorum. Söz konusu süreçte Dolmabahçe mutabakatının yok sayılmasına karşı bir “taktik” hamle olarak görüldü. Ancak ne zaman ki savaş uçakları Kandil’i bombalamaya başladı, işte o zaman barış artık nihai bir stratejik hedef olmaktan çıktı ve dolayısıyla savaşı başlatan tayin edici rolü devletin oynadığı kanaati doğdu. Nihayetinde PKK’nin bu ilk aşamada şiddete başvurması da zorunlu bir “savunma” refleksi olarak okundu.

Bugün Cizre ve Nusaybin’de okullar açılamıyor. Sur’dan göç başladı… Ahali, bu durumdan PKK’yı hiç mi sorumlu tutmuyor?

Ortaya çıkan şiddet sarmalından PKK’yi sorumlu tutmuyor ancak bu şiddetin aşılıp yeniden barış ortamının tesis edilmemesinden asıl sorumlu aktörün PKK olduğunu düşünüyor. Halkın bu devletten bir umudu yok artık.

Bölge halkı özellikle hendekler yüzünden perişan. Göçler var. Gündelik hayat çekilmez durumda. PKK’ya bu nedenle tepki yok mu?

Halk, hendek siyasetini onaylamıyor. Mevcut durumda yaşanan göç de bu tespiti doğruluyor. Hendek siyasetinin halk tarafından destek görmemesinin asıl nedeni, bu siyasetin nasıl bir siyasi hedefe hizmet ettiği ve edeceği konusundaki belirsizlik. Bu siyaset neye hizmet ediyor? Bunun yanıtı belirsiz. Bir sonraki adımın ne olduğu konusunda bilgisiz ya da şüpheli olan insanlar, hendek siyasetinin arkasında durmuyor.

Etiketler: / / / /

Mutkili Xelîl Xeyalî’nin Fotoğrafları
  Saîd-î Kurdî kendisi için ‘Milli Onurumuz’ demiştir. Jîn dergisinde yazılar yazan Xelîl Xeyalî 1900-1920 Kürd örgütlenmeleri arasında yer aldı....
Bitlis’e tütün ne zaman geldi?
Tütün denince akla hep Bitlis tütünü ve sigarası gelir. Peki tütün köken olarak hangi coğrafyaya aitti? Kaçıncı yüzyılda Osmanlı’ya ve...
Tarihimizden Bir Portre: Mela Selim Efendi
Hizan şeyhlerinden biri olan Mela Selim Efendi***, yaşadığı döneme göre oldukça bilgili ve gelişkin biri olduğundan Hizan şeyhi Sebgetullah Hizanî’nin...
1913’ün Bitlis valisi ve Hizanlı Şeyh Seyyid Ali
Bu anlatım, 1908-9 yılları arası, Bitlis ve Van’da Britanya Konsolos Yardımcısı olarak görev yapmış Arshak Safrastian’ın, 1948 yılında yayımladığı ‘Kurds...
Bîblîyografyaya Kirmanckî [Zazakî]  1963-2017 weşanîyaye
  Bîblîyografyaya Kirmanckî I1963-2017I ke hetê Mutlu Canî ra sey xebata tezê masterî amebî amadekerdiş, hetê weşanxaneyê Vateyî ra...
“ZAZA” ADININ KAYNAĞI HAKKINDA BİRKAÇ NOT
Bir Kürt toplumsal grubu olan Zazalarla ilgili yazılan yazıların kimisinde sırf mülahaza olsun diye neredeyse içinde “z” harfinin geçtiği her...
Ahlat’ın 1046’daki Kürd hükümdarı ve Nasır-i Hüsrev’in Bitlis ziyareti
İran ve İslam dünyası edebiyatı içerisinde önemli bir yere sahip olan Nasır-i Hüsrev, 1045 yılında çıktığı yedi yıllık seyahati sırasında...
“ŞÊX EVDIREHÎM ASLA TESLİM OLMAZ!”
  Ben 1929 yılının onbirinci ayında, Pali’nın (Palu’nun) Xoşmat köyünde doğmuşum. Xoşmat, esasen eski bir Ermeni köyüdür. Orada çok arazi...
Bitlis kralının başının kesilmesi ve Prenses Gülşenraz
Üzerinde Fransızca olarak ’bakın Bitlis kralının başını kesip bu sepet içerisinde size getirdim’ yazısı olan bu gravür için, daha önceki...
Bitlis nire Albanya nire?
1911 28 Eylülünde İtalyan-Osmanlı harbi başladı, 1912 8 Ekiminde küçük Karadağ krallığının Osmanlı devletine savaş ilan etmesiyle sona erdi. Bir...
Kızıl Meydan’ın sosyalist dengbeji: Sûsika Simo
Ayağındaki prangaları kopardı, sesini tüm Sovyet ülkesine duyurdu, Lenin’e yazdığı kılamlarla anıldı. İyi ki vardı, iyi ki yaşadı…   Elvan...
Tavernier 1660’larda Bitlis ve Tatvan’dan geçerken
‘Bitlis beyi ülkenin en güçlüsü. Diğer beyler ya Osmanlı Padişahı’na yada İran Şahı’na bağlı olup biat ederken, Bitlis Beyi kimseye biat...
Kayıp Kürt kolonileri – Mısır, Ürdün, Lübnan, Filistin ve Yemen Kürtleri
      Kayıp Kürt kolonileri Ortadoğu’daki Arap devletlerinde yaşayan Kürtler’in tarihi, yayılmanın efsanevi Kürt Sultan Selahaddin Eyyubi döneminde başladığını...
27 Temmuz 1655, Bitlis şehrine saldırı ve Abdal Han
‘Bitlis Kalesi’nin Osmanlı ile ne alakası ola. Bu kale Osmanlı kalesi olsa içinde Osmanlı kulu olurdu. Biz Osmanoğlu’nun kulu değil,...
Cuinet’in 1889 tarihli Bitlis Vilayeti raporu
Bu çeviri, Fransız araştırmacı yazar Vital Cuinet’in 1889 yılında Bitlis Vilayeti hakkında tuttuğu Fransızca raporun Türkçe’ye çevirisidir. Cuinet’in 1894 yılında yayımladığı...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ