Bitlis Düşünce ve Akademik Çalışma Grubu
$ DOLAR → Alış: 6,57 / Satış: 6,59
€ EURO → Alış: 7,21 / Satış: 7,23

”Halk Hendek Siyasetini Onaylamıyor”

”Halk Hendek Siyasetini Onaylamıyor”
  • 16.12.2015

Hürriyet yazarı Ahmet Hakan’a konuşan akademisyen Arzu Yılmaz, Türkiye coğrafyasında yeniden başlayan çatışma sürecini değerlendirirken yaşanan göçlere bakılarak Doğu bölgesindeki halkın hendek siyasetini onaylamadığını söyledi. Halkla PKK arasında bir mesafe olup olmayacağına cevap veren Yılmaz, “PKK’dan bıktı, yıldı demek kolay. Ama bir bağ var ve bu bağ devam ediyor” ifadesinde bulundu.

 

 

 

 

 

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler fakültesinden mezun olduktan sonra “1990’larda Türkiye’den Irak Kürdistan’ına Göç…” konusunda doktora yapan Yılmaz, 10 yıla yakın gazetecilik yaptı ve 3,5 yıl Irak Kürdistan’ın da yaşadı.

“Ahmet Hakan ile Çarşamba Sohbetleri”nde yer alan Arzu Yılmaz’ın söyleşisinden bir kısım şöyle:

Pazarlık sonucu elde edilecek bir şey miydi?

Evet. Özyönetim ancak devletle masaya oturarak elde edilir. Savaşarak özyönetim elde etmek mümkün değil. Oysa şimdi İmralı süreci bitmiş, savaşa dönüşmüş ama sen İmralı sürecinin bir parçası olan özyönetimi, savaşın unsuru haline getiriyorsun. Kürtler işte bunu anlamıyor.

Kürtler olayı bu netlikte görebiliyorlar mı?

Kürt halkı olayları gazetelerden, kanaat önderlerinin görüşlerinden öğrenip yorumlamaz. Kürtler meseleleri zaten bilirler. Çünkü meselelerin içinde yaşarlar, yaşıyorlar. Dolayısıyla adam soruyor: Ben en son noktada bir özyönetim kurup devletle masaya oturacaksam şimdi bu ölmek ve öldürmek niye?

Bu durum halkın, PKK ile arasına mesafe koyması anlamına gelmiyor mu?

Böyle bir sonuca varılırsa… Yanlış yapılır. Yanlışla başlanırsa yanlışla devam edilir. “Halk PKK ile arasına mesafe koydu, PKK’dan bıktı, yıldı” demek kolay. Ama bir bağ var ve bu bağ devam ediyor. O bağ nedeniyledir ki halk, “Meselemiz özyönetimse ölmek ve öldürmek neyin nesi” sorusunu devlete değil, PKK’ya soruyor.

PKK, halkı savaşa ikna edemiyor

KÜRTLER, PKK’nın şu anda ne yapmak istediğiyle ilgili bir fikre sahip mi?

PKK’nın ne istediğine ilişkin bir belirsizlik var. En azından taban, bu konuda ikna olmuş değil. “Savaşalım, ölelim, direnelim… Ama ne için?” sorusu cevap bulmuş değil.

Bu durum PKK’dan kopuşa mı işaret ediyor?

Hayır. PKK’nın siyasi hedefiyle arasına mesafe koyma, kopma yok.

Peki ne var?

Cevabı verilmemiş sorular var. “Savaşalım ama savaşın amacı ne?” sorusu var. “Savaştan sonra ne yapacağız?” sorusu var. “Bunun arkasından ne gelecek?” sorusu var.

PKK’nın bu sorulara verdiği bir cevap yok mu?

Bilmiyorum. Ama en azından halkı ikna etmiş bir cevabın henüz verilmediğini söylemek mümkün.

Bu cevapsızlık, bu ikna olmamışlık neye yol açıyor?

Korku ve sinmeye… İnsanı en çok korkutan şey belirsizliktir. İnsan bildiğinden korkmaz, bilmediğinden korkar. Belirsizlik insanları sindiriyor ve olaylar karşısında seyirci kalmasına yol açıyor.

Bugün kitlelerin PKK’ya karşı hissettikleri nedir?

Hissi tarif etmek çok riskli. Onun yerine somut olaylara bakmak daha doğru… Mesela özyönetim ilanlarına bakalım: PKK, geniş kitlelerin katılımını talep ederek özyönetim ilanı istemişti. Oysa kitlelerin bu eylemlere katılımda tereddüt gösterdiğini gözlemliyoruz. İkna olmamışlığın somut göstergesi bu… Ne hissettiklerini bilmiyorum ama böyle bir durum var.

İnsanların özyönetim ilan etmeye ikna olmamalarının nedeni nedir?

Ön hazırlığı iyi yapılamamış olabilir, mesele tabana tam olarak anlatılamamış olabilir, bilemem. Ama sonuç itibariyle insanlar böyle bir dramatik geçişe hazır görünmüyorlar. Şimdilik bunu söyleyebiliriz.

Özyönetim ilanına soğuk bakılmasının başka ne gibi nedenleri olabilir?

Son dönemde Kürtleri en çok heyecanlandıran konu Rojava konusuydu. İmralı sürecine desteği ve eylemliliği besleyen temel dinamik Rojava idi. Rojava’ya bakalım, ne var orada? Şu var: Net bir siyasi hedef var. Hikâye belli… Başı sonu belli bir hikâye vardı. Oysa bu özyönetim ilanlarının doğurduğu çatışmalara baktığımızda bir kafa karışıklığı görüyoruz. Bu eylemlerle neyin murat edildiği belli değil.

Bu durum neye yol açıyor?

İnsanlar “Bu devlet, bizim bildiğimiz devlet. Ben buna zaten tepkimi göstermiştim. Artık umudum yok. Tepki göstersem ne olacak? Ondan beklediğim bir şey yok ki tepkimi göstereyim” noktasına geliyorlar.

Buna yılgınlık denilemez mi?

Yılgınlık değil de beklentisizlik diyelim.

HDP, neden PKK ile arasına mesafe koymuyor?

Türkiye’nin batısında ideal bir durum algısı ezberi var. Ancak bu ezber, Kürt coğrafyasının sosyolojisine uygun değil. Barış olsun, çoluk çocuk ölmesin diyenlerin bu ezberlerini gözden geçirmesi gerekir.

Türkiye’nin batısından baktığınızda… PKK size “Kürtlerin dışında bir aktör” gibi gelebilir. Ama bölgede durum böyle değil. Kürt halkının iradesini temsil etmek iddiasında olan bir siyasi partinin hem halkı temsil etmek hem de halkın iradesinin konsolide olduğu bir yapıyı tamamen dışlamasını beklemek eşyanın tabiatına aykırı.

HDP’den PKK ile arasına mesafe koymasını istemek yerine… PKK’den HDP’leşmesini istemek gerekir. Bu daha gerçekçi bir talep olur. Siyasette yeni kanallar açılsın, şiddet değil siyaset ön plana çıksın ve PKK, HDP’lileşsin. Zaten İmralı süreci de bunu öngörmüyor muydu?

Kürt halkının barış umudu yıkıma uğradı

En son Tahir Elçi’nin cenazesi için Diyarbakır’daydınız. Gözlemleriniz nedir? Kürtler ne düşünüyorlar?

Dün “İyi bir hayat bizi bekliyor” umudunu taşıyorlardı. Bugünse “Elimizdeki hayat gözümüzün önünde yıkılıp gidiyor” duygusu içindeler.

Kürtler açısından umut, en fazla ne zaman artmıştı?

İmralı süreciyle birlikte umut en tepe noktaya çıkmıştı.

Çözüm sürecinin başladığı dönem yani.

Evet.

Kürtler bir büyük barışın sağlanabileceğine inandılar mı?

İnandılar.

Umut ne zaman en dibe vurdu?

ARZU YILMAZ: 24 Temmuz’da… Kandil’in bombalanması olayıyla…

Neden?

“Bu nerden çıktı” dediler. “Nasıl bu noktaya gelindi” dediler. “Kimin savaşı bu” dediler. Ama umudun dibe vurmasından önce zaten “Bizim bu devletle barışı sağlamamız mümkün değil” noktasına varılması söz konusuydu.

O ne zaman gerçekleşti?

Kobani olayına Türkiye’nin verdiği tepkiyi gördükleri zaman… O tepki, “Bu adamların niyeti gerçekten de Kürtleri eşit vatandaş, eşit muhatap yapmak değil” dedirtti. Düşünün: Bugün Türkmenler için “Onlar bizim akrabalarımız, biz onlara karşı nasıl kayıtsız kalırız” diyen Erdoğan, Kobani için “Kobani nere, Diyarbakır nere, Ankara nere… Bize ne Kobani’den” demişti. İşte bu yaklaşım Kürtleri “Barış olmaz” noktasına getirdi. 24 Temmuz’da Kandil’in bombalanması ise umudun tamamen yıkılmasıydı.

Erdoğan’ın Kobani çıkışı, Kürtleri neden “Barış olmaz” noktasına getirdi?  

Kürtlerin bugün barıştan anladıkları en önemli şey eşitlik… Teslimiyet değil eşitlik. Söz konusu Suriye Türkmenleri ise “akraba” olarak görülüyor, söz konusu Suriye Kürtleri ise “yabancı” olarak görülüyor. Kürtleri eşit görmeyen bir anlayış… İşte bunu fark etti Kürtler. “Eğer eşit sayılmayacaksak barış da olmayacak” anlayışı böyle doğdu.

Kandil’in bombalanması karşısında duyulduğunu söylediğiniz büyük yıkımın nedeni neydi?

“Barış olmayacak” başka bir şey, “Savaş olacak” başka bir şey… Erdoğan’ın Kobani tepkisi, “Barış olmayacak” duygusuna yol açtı. Ama Kandil’in bombalanması ise “Bu savaş da nereden çıktı” şaşkınlığına neden oldu. Şöyle düşündü insanlar: Barış olmayabilir ama bu ille de savaş olacak anlamına gelmez. Kontrol edilebilir bir gerginlik zaten vardı, bu bekleniyordu ama savaş beklenmiyordu.

Ta 7 Haziran seçiminden önce PKK, ateşkesi bozacağını açıkladı. Bu bir savaş kararıydı. Kürtler, PKK’nın aldığı bu kararı görmezden mi geliyorlar?

Ateşkesin bozulmasını halkın bir savaş kararı olarak okuduğunu düşünmüyorum. Söz konusu süreçte Dolmabahçe mutabakatının yok sayılmasına karşı bir “taktik” hamle olarak görüldü. Ancak ne zaman ki savaş uçakları Kandil’i bombalamaya başladı, işte o zaman barış artık nihai bir stratejik hedef olmaktan çıktı ve dolayısıyla savaşı başlatan tayin edici rolü devletin oynadığı kanaati doğdu. Nihayetinde PKK’nin bu ilk aşamada şiddete başvurması da zorunlu bir “savunma” refleksi olarak okundu.

Bugün Cizre ve Nusaybin’de okullar açılamıyor. Sur’dan göç başladı… Ahali, bu durumdan PKK’yı hiç mi sorumlu tutmuyor?

Ortaya çıkan şiddet sarmalından PKK’yi sorumlu tutmuyor ancak bu şiddetin aşılıp yeniden barış ortamının tesis edilmemesinden asıl sorumlu aktörün PKK olduğunu düşünüyor. Halkın bu devletten bir umudu yok artık.

Bölge halkı özellikle hendekler yüzünden perişan. Göçler var. Gündelik hayat çekilmez durumda. PKK’ya bu nedenle tepki yok mu?

Halk, hendek siyasetini onaylamıyor. Mevcut durumda yaşanan göç de bu tespiti doğruluyor. Hendek siyasetinin halk tarafından destek görmemesinin asıl nedeni, bu siyasetin nasıl bir siyasi hedefe hizmet ettiği ve edeceği konusundaki belirsizlik. Bu siyaset neye hizmet ediyor? Bunun yanıtı belirsiz. Bir sonraki adımın ne olduğu konusunda bilgisiz ya da şüpheli olan insanlar, hendek siyasetinin arkasında durmuyor.

Etiketler: / / / /

Bitlis’in konuşma ve yazı dilindeki X, Q, Ê, W harflerinin kullanılması
Dillerin, lehçelerin ve şivelerin kendilerine özgü vurguları ve kullanım şekilleri vardır. Kâh yazılı kâh sözlü olarak, belirli bir yapıya sahiptir...
“Kürd’e fırsat verme Yârâb” sözde şiir uydurmadır – Murat Bardakçı
“Kürd’e fırsat verme Yârâb, dehre sultân olmasın” mısrası ile başlayan şiiri güya Yavuz Sultan Selim yazmış, Berbat bir şiir bozuntusunun...
Prof. Dr. Ludwig Paul: Zazalar Kürd, Zazakî Kürdî Bir Dildir
Ludwig Paul, Zazaların Kürd olduğunu ve Zazakînin Kürdî bir “dil” olduğunu, her dil bir millettir teorisinin doğru olmadığını, bir milletin...
Zazacılığı başlatan Ebubekir Pamukçu’ya dair – Roşan Lezgin yazdı
Zazacılığı başlatan Ebubekir Pamukçu’nun Türkçü şiirlerinden öteden beri sözedilirdi ama bu şiirlerin nerede yayınlandıkları konusunda kaynak gösterilmezdi.      ...
Yaşar Kemal 1951 Haziran’ında Kurtalan’dan Bitlis’e geçerken
1951 yılının Haziran ayında bir röportaj muhabiri olarak gelir Yaşar Kemal ve diğer gazeteci arkadaşları Bitlis’e. Daha doğrusu trenle Kurtalan’a...
En Fazla Ermeni Kurtaran Kürt; Müküslü Muhtıla Bey
En fazla Ermeni’yi ölümden, gazap ve katliamdan kurtaran Kürt bana göre Van’ın Müküs (Bahçesaray) kazasından olan Beylerin Beyi Muhtıla Bey’dir. 19....
Mark Sykes’ın 1900’lerin Başında Bitlis’i Ziyareti Ve Kürd Aşiretleri Listesi
1879 doğumlu İngiliz siyasetçi, ajan, diplomat, asker, yazar ve bir gezgin olan Mark Sykes özellikle Osmanlı – Kürd ve Arap...
”Zazaki” ile ”Zaza Dili” Ayrı Şeylerdir
  Resmi dilde oluşturulan tanım ve kavramlar, bir süre sonra halk tarafından benimsenip içselleştiriliyor. Örneğin, hatırlıyorum, “Anadol” dediğimizde, sadece şimdiki...
Yılın En Uzun Gecesi – Şevê Yelda, nam-ı diğer Şeva Çile
21 Aralık gecesi, yani ‘Yılın En Uzun Gecesi’ olan Şevê Yelda, nam-ı diğer Şeva Çile’dir Şab-i Yalda olarak da bilinir....
Cumhuriyet Dönemi Asimilasyon Politikaları: Siirt, Muş, Bitlis ve Van
  ”Asimilasyon olgusu, son iki asrın en büyük cinayetidir! Bu asimile olmuş taklitçiler ise ne kadar gülünç cinayetlere sebep olmuşlardır,...
Kurdolog Bazil Nikitin’den Times’e ”Dersim Harekatı” Eleştirisi
Bugünkü ‘’Cumhuryet’’ gazetesi, uzak şarkın vaziyeti hakkında bir makale neşrederek uzak şarkın o kadar uzakta olmadığını ve diğer Asya memleketlerinin...
Mîrza Seîd – Kurdê Yekem Li Swêdê (1893)
Ev lêkolîna jêrîn ji du beşan pêk tê. Di beşa yekem de jîyana Mîrza Seîd bi tevayî û di beşa...
Fransızca Çizgi Anlatımda Bitlis ve Kürdler  
Bitlis’in tarihteki konumu ve önemi üzerine yüzlerce makale, anlatım ve arşive denk gelmişimdir. Hepsinde de özellikle iki önemli siyaset adamının...
Bir Askerin Günlüğü ‘Dersim Soykırımı’
Çalışmalarını Almanya’da sürdüren tarihçi Zeynep Türkyılmaz Dersim’de 1938’te devlet eliyle yaşatılan vahşete dair önemli bir belgeyi paylaşıyor. Harekata katılan bir...
YÛSUF ZİYÂ el-HÂLİDÎ – El-Hediyyetü’l-Ḥamîdiyye fi’l-luġati’l-Kürdiyye
YÛSUF ZİYÂ el-HÂLİDÎ, ilk meclisin her iki devre çalışmalarına aktif biçimde katıldı ve Kānûn-ı Esâsî taraftarı ve istibdat karşıtı yönelimiyle...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ