Bitlis Düşünce ve Akademik Çalışma Grubu
$ DOLAR → Alış: 6,26 / Satış: 6,29
€ EURO → Alış: 7,37 / Satış: 7,40

İsmail Beşikçi : ”Barış, Yüzleşme, Müzakere ”

İsmail Beşikçi : ”Barış, Yüzleşme, Müzakere ”
  • 16.12.2015
  • 3.348 kez okundu

 

Halkların Demokrasi Partisi de bu konularda PKK gibi bir tutum sergilemektedir. Parti içinde Türk soluna mensup kişiler, milletvekilleri, sivil toplum kurumlarına mensup olanlar vs. bunların en azından bir kesimi, Mesut Barzani’ye hakaret etmeyi, aşağılamayı kendilerine görev saymaktadır.

 

 

 

 

 

Sosyolog İsmail Beşikçi

 

Barış, Yüzleşme, müzakere, Kürd siyasal hareketinin çok sık kullandığı kavramlardır. Devletten barış talep edilmektedir. Devletle Kürd siyasal hareketi arasında barış kurulması için kurulması için çok yoğun bir çaba sarf edilmektedir.

Türkiye’nin kendi tarihiyle yüzleşmesi istenmektedir. Yüzleşmenin gerçekleştirilmesi konusunda da yürütülen çabalar dikkat çekmektedir.

Müzakerenin başlaması gerektiğine de dikkat çekilmektedir. Çatışmaların durdurulması, görüşmelerin başlaması istenmektedir. Müzakerenin gerekliliğine vurgu yapılmaktadır.

Devletle barış arayan Kürdler, barışı önce kendi aralarında kurma gerektiğinin bilincinde olmalıdır. Yüzleşmenin, önce Kürdler arasında gerçekleşmesi gerekir. Ve bu, uzun yılları içine alan kapsamlı bir yüzleşme olmalıdır. 1966’dan beri, Mele Mustafa Barzani –Celal Talabani ayrışmasından beri gelişen süreçte yüzleşme olmalıdır.

1971 Kürdlerin tarihinde çok önemli olayların yaşandığı bir dönemdir. Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi Başkanı Said Elçi ve Türkiye’de Kürdistan Demokrat Partisi Başkanı Dr. Sait Kırmızıtoprak (Dr. Şıvan) Güney Kürdistan’da, öldürülmüşlerdir. Bu, Kürd tarihinin karanlıkta bırakılmaya özen gösterilen, aydınlığa kavuşması istenmeyen bir dönemidir. Bu konuda da ciddi bir yüzleşme olmalıdır.

İBV Ekim 2015 de, Dr. Şıvan isimli bir kitap yayımladı. Kitabın yazarı, Selahattin Ali Arik’tir. Bu kitap bu konuda bir yüzleşme olması için vesile olmalıdır.

1994-1998 arsında, Güney Kürdistan’da, brakujı yaşanmıştır. Peşmergelerden de, gerillalardan da, binlerce kişi yaşamın yitirmiştir. Kürdistan Demokrat Partisi’ne ve Kürdistan Yurtseverler Birliğine bağlı peşmergelerin birbirleriyle çatışması sonucu yine çok büyük kayıplar gerçekleşmiştir.

PKK’nin kendi içinde gerçekleştirdiği infazlar sürecinde yaşamlarını yitirenler, yine binlerce sayısıyla ifade edilmektedir. Bütün bunlarla ilgili yüzleşme yapılması önemlidir.

“Barış için elimizi uzattık, elimizi tutun, geçmişe çizgi çekeceğiz, geçmişi unutacağız…” anlayışı yanlıştır. Bu, hem devletle aranan batış sürecinde yanlış bir yaklaşımdır, hem de, Kürdler arasında kurulması istenen barış sürecinde yanlış bir yaklaşımdır.

Yüzleşmenin geniş çaplı bir süreç olduğu biliniyor. Ölüm, katliam, işkence… Olaylarının saptanması, iddianameler hazırlanması, mahkemeler kurulması, tanıkların dinlenmesi, kararlar verilmesi önemlidir. Bunların yıllar alacağı söylenebilir. Kürdler arasında böyle bir yüzleşme gerçekleşmelidir. Sağlıklı Kürd toplumu, sağlıklı demokratik toplum böyle gelişebilir.

“Kürdler böyle yüzleşme vs. geliştiremez” mi deniyor? Bu, Kürdlerin çağdaş bir toplum olmadığı anlamına geliyor. Halbuki, Kürdler, çağdaş bir toplum olmalı, dünya uluslar ailesine katılmalı, dünya ulusla ailesinin eşit bir ferdi olma yolunda çaba sarf etmelidir.

Bugün, PKK medyasında, Başkan Mesut Barzani’ye karşı küfür dolu aşağılama dolu yayınlar yapılmaktadır. Mesut Barzani’nin torunu olacak yaşta genç insanlar, hatta daha da küçük olanlar, konuşmalarında, yazılarında Barzani’ye hakaret ediyor, aşağılayıcı ifadeler kullanıyor. Hain, vatan satıcısı, aşiret, emperyalizmin ajanı… İşte müzakere önce bu ilişkilerde gündeme gelmelidir. Devletle müzakere barış arayanlar, önce bu konularda barış, müzakere geliştirerek Kürdler arasındaki gerginlikleri yumuşatmanın yolunu aramalıdır.

Halkların Demokrasi Partisi de bu konularda PKK gibi bir tutum sergilemektedir. Parti içinde Türk soluna mensup kişiler, milletvekilleri, sivil toplum kurumlarına mensup olanlar vs. bunların en azından bir kesimi, Mesut Barzani’ye hakaret etmeyi, aşağılamayı kendilerine görev saymaktadır. Bunlar, sadece yanlış değil, aynı zamanda çirkindir. Burada, yanlışlık ve çirkinlik iki aşamada kendini göstermektedir. Birincisi, HDP, Türk soluna mensup olanların, Kürd değerlerine sövmesi, Kürd değerlerini aşağılaması konusunda elverişli bir zemin hazırlamaktadır. Partide, Kürd değerlerine, sövmeye aşağılamaya çalışan Türk solundan kişiler hiçbir tepkiyle karşılaşmamaktadır. İkinci aşamada, Türk soluna mensup bu kişiler ise, Kürdler arasında birlik oluşturma yönünde çaba harcayacakları yerde, Kürdler arasındaki çelişkileri anlaşmazlıkları kışkırtarak anlaşmazlıkları derinleştirmeye, yaygınlaştırmaya gayret etmektedir.

Bütün bunlara, Başkan Mesut Barzani’nin, Bağımsız Kürdistan’ı seslendirmesi, bunun gerçekleşmesi için çaba sarf etmesi neden olmaktadır. Başta, Irak, İran, Türkiye, Suriye gibi devletler, bağımsız Kürdistan’ istememekte, bunu gündemden düşürmek, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni zayıflatmak için Kürd kazanımların kırmak için yoğun bir çaba içindedir. İşte Başkan Mesut Barzani’ye karşı yürütülen bu mücadele, Kürdlere karşı, İran’ın, Irak’ın çıkarlarını kollayan bir tutum olmaktadır.

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Kürdler için büyük bir kazançtır. Bunu, “Barzani devleti” “Barzani ailesinin devleti” diya tanımlamak yanlıştır. Hele hele Kürd/Kürdistan sorunlarına karşı, Irak’ı savunmak, Irak’ın çıkarlarını ön planda tutmak, İran’ın çıkarlarını ön planda tutmak çok yanlıştır. Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni zayıflatmak, Kürdlerin kazanımları geriletmek çok yanlıştır.

PKK’nin Kürd bayrağını tanımaması kabul edilebilir bir durum değildir. Kürd bayrağının, 1927 de, Hoybun’da, biçimlendirildiği,1946 da Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti semalarında dalgalandığı bilinmektedir. 1927’den kalan bir bayrak, Sinemxan Bedirxan’in, Hewler’de, müzeyi andıran evinde de bulunmaktadır.

Irak, Kürdlere soykırım yapmış bir devlettir. Bu soykırım sürecini, sadece Saddam Hüseyin yönetimiyle ilişkilendirmek doğru değildir. Maliki yönetimi de, Maliki’den sonraki bugünkü yönetim de, Kürdlere soykırım yapabilir. Kendini güçlü hissettiği anda, Kürdleri zayıf bulduğu anda, bu soykırımı gerçekleştirebilir. Düşünelim ki, Saddam Hüseyin’den sonraki yönetimi bu soykırım konusunda, bir yüzleşmeye yanaşmamıştır. Yüzleşmenin olmaması, yine aynı sürecin düşünüldüğü, tasarlandığı anlamına gelir. Soykırımların, devletsiz halklara karşı gerçekleştirildiği yakından bilinmektedir. Böyle bir ilişkiler ağında, Kürdlerin genel çıkarlarına karşı, Irak’ın çıkarlarını savunmaları elbette yanlıştır.

Şengal Kürdistan toprağıdır. Kürdistan’dan koparılan alanlardan biridir. Peşmerge, günümüze kadar, (Aralık 2015) Kürdistan’dan koparılan bu alanların hemen hemen tamamında, denetim sağlamıştır. Fiili denetim. 140. Madde fiili olarak yaşama geçmiştir. Bu alanların, hukuki olarak da Kürdistan’a katılması, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin önündeki önemli bir görevdir.

Şengal’i Kürdistan’dan koparmaya çalışmak, kanton kurarak, Şengal Ezidi İnşa Meclisi açarak Şengal’i Kürdistan’dan koparmak, Irak’a peşkeş çekmek yanlıştır. Şengal elbette özerk olmalıdır. Kürdistan’a bağlanması konusundaysa bir tartışma olmamalıdır. Şengal’in 2014 Ağustos’unda İŞİD’in eline geçmesini sürecinde, peşmergelerin tutumu eleştirilebilir. Bu eleştiri, sert, yoğun bir eleştirir de olabilir. Ama bunlar, Şengal’in, Kürdistan’dan koparılması, Irak’a bağlanması için bir gerekçe olmamalıdır. Kaldı ki, peşmerge, kısa bir süre içinde kendini toparlamış, ciddi bir savaş gücü olmuştur. Şengal’in İŞİD tarafından işgal edildiği ilk günlerde,  Demokratik Birlik Partisi’ (PYD) ne bağlı YPG, HPG gerillalarının, Şengal halkına yardımcı olduğu, Ezidi halkın bir kısmının kurtarılmasını sağladığı bilinmektedir. Ama bunlar, Şengal’in Kürdistan’dan koparılması için, Irak’a bağlanması için gerekçe oluşturmamalıdır.

İran sık sık Kürd gençlerini idam etmektedir. İdamları vinçlerle halka teşhir etmektedir. Sanki vinç idamları teşhir için yaratılmış bir araçtır. Sık sık, salbur saçak Kürd gençlerinin idamlarını, idamların halka teşhir edildiğini izliyoruz. Böyle bir ortamda, Kür/Kürdistan çıkarlarına karşı, İran’ı savunmak, Kürd/Kürdistan kurumlarını zayıflatmak, İran’ın çıkarlarını savunmak aklın alacağı bir iş değildir.

1966’da, Mele Mustafa Barzani Türk Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a bir mektup yazmıştı. O mektup, açılmadan, okunmadan, iade edilmişti. Bu, “Sen kim oluyorsun da bana mektup yazıyorsun…” şeklinde aşağılama dolu bir tutumdu. Başkan Mesut Barzani’nin 2015, Aralık ayı ortalarında, Ankara’ya gerçekleştirdiği resmi ziyarette, Kürd bayrağı Çankaya semalarında da dalgalandı. Bunun da önemli bir gelişme olduğunu vurgulamak gerekir.

Kürdler, Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Türkiye ile ekonomik, ticari ilişkiler geliştirebilir, ama askeri ilişkiler geliştirilmesinden uzak durmak gerekir.

Şehirlerin, şehide yaşayan insanlarla birlikte korunması veya kurtarılması gerekir. Şehirdeki yoksul insanları göçmen yaparak şehri korumak veya kurtarmak anlamlı olmamaktadır. Kürd şehirlerindeki hendek sürecini bu çerçevede değerlendirmek gerekir.

Kürd/Kürdistan sorunlarının Kürdler arasında tartışılması önemlidir. Ama bu tartışma sürecinde, Kürd siyasal hareketinin temsilcilerinin, dili, üslubu, siyasal İslam’dan, soldan, Kemalizm’den farklı olmalıdır

Demokratik bir tartışma ortamının yaratılması önemlidir. Sonsöz her zaman liderde olmamalıdır Liderler de demokratik tartışma ortamından etkilenmelidir.

Resmi ideolojinin bilincine varmak önemlidir. Resmi ideoloji Türk devlet yönetiminin, Türk siyasal hayatının en önemli kurumudur. Devlet, vatandaşın neler düşüneceğini, hangi kavramlarla düşüneceğini vaaz eden bir dil ve üsluba sahiptir. Resmi ideoloji budur. Düşün hayatını, bilimi, sanatı yönlendiren, devletin bu tutumudur. Kürdlerin, Kürd siyasal hareketinin düşündüğü, tasarladığı toplum modeli böyle olmamalıdır, demokratik olmalıdır. Bunun mihenk taşı ifade özgürlüğü, özgür eleştiri ve basın özgürlüğüdür. Kürd/Kürdistan sorunlarını, resmi ideolojiden bağımsın olarak düşünmek çok önemlidir.

Tartışma, özgür eleştiri insanı özgürleştirici bir özelliğe sahiptir. Eleştirel düşüncenin gelişmesi için elverişli bir ortamın yaratılması önemli olmalıdır.

Barış, yüzleşme, müzakere taleplerinin yerine getirilmesi gerekir. Ama, Kürdler, kendi aralarında gerçekleşmesi gereken, barış, yüzleşme, müzakere süreçlerini önemsemedikleri müddetçe, devlet de, Kürdlerden gelen bu talepleri önemsemez.

Etiketler: / / /

Mutkili Xelîl Xeyalî’nin Fotoğrafları
  Saîd-î Kurdî kendisi için ‘Milli Onurumuz’ demiştir. Jîn dergisinde yazılar yazan Xelîl Xeyalî 1900-1920 Kürd örgütlenmeleri arasında yer aldı....
Bitlis’e tütün ne zaman geldi?
Tütün denince akla hep Bitlis tütünü ve sigarası gelir. Peki tütün köken olarak hangi coğrafyaya aitti? Kaçıncı yüzyılda Osmanlı’ya ve...
Tarihimizden Bir Portre: Mela Selim Efendi
Hizan şeyhlerinden biri olan Mela Selim Efendi***, yaşadığı döneme göre oldukça bilgili ve gelişkin biri olduğundan Hizan şeyhi Sebgetullah Hizanî’nin...
1913’ün Bitlis valisi ve Hizanlı Şeyh Seyyid Ali
Bu anlatım, 1908-9 yılları arası, Bitlis ve Van’da Britanya Konsolos Yardımcısı olarak görev yapmış Arshak Safrastian’ın, 1948 yılında yayımladığı ‘Kurds...
Bîblîyografyaya Kirmanckî [Zazakî]  1963-2017 weşanîyaye
  Bîblîyografyaya Kirmanckî I1963-2017I ke hetê Mutlu Canî ra sey xebata tezê masterî amebî amadekerdiş, hetê weşanxaneyê Vateyî ra...
“ZAZA” ADININ KAYNAĞI HAKKINDA BİRKAÇ NOT
Bir Kürt toplumsal grubu olan Zazalarla ilgili yazılan yazıların kimisinde sırf mülahaza olsun diye neredeyse içinde “z” harfinin geçtiği her...
Ahlat’ın 1046’daki Kürd hükümdarı ve Nasır-i Hüsrev’in Bitlis ziyareti
İran ve İslam dünyası edebiyatı içerisinde önemli bir yere sahip olan Nasır-i Hüsrev, 1045 yılında çıktığı yedi yıllık seyahati sırasında...
“ŞÊX EVDIREHÎM ASLA TESLİM OLMAZ!”
  Ben 1929 yılının onbirinci ayında, Pali’nın (Palu’nun) Xoşmat köyünde doğmuşum. Xoşmat, esasen eski bir Ermeni köyüdür. Orada çok arazi...
Bitlis kralının başının kesilmesi ve Prenses Gülşenraz
Üzerinde Fransızca olarak ’bakın Bitlis kralının başını kesip bu sepet içerisinde size getirdim’ yazısı olan bu gravür için, daha önceki...
Bitlis nire Albanya nire?
1911 28 Eylülünde İtalyan-Osmanlı harbi başladı, 1912 8 Ekiminde küçük Karadağ krallığının Osmanlı devletine savaş ilan etmesiyle sona erdi. Bir...
Kızıl Meydan’ın sosyalist dengbeji: Sûsika Simo
Ayağındaki prangaları kopardı, sesini tüm Sovyet ülkesine duyurdu, Lenin’e yazdığı kılamlarla anıldı. İyi ki vardı, iyi ki yaşadı…   Elvan...
Tavernier 1660’larda Bitlis ve Tatvan’dan geçerken
‘Bitlis beyi ülkenin en güçlüsü. Diğer beyler ya Osmanlı Padişahı’na yada İran Şahı’na bağlı olup biat ederken, Bitlis Beyi kimseye biat...
Kayıp Kürt kolonileri – Mısır, Ürdün, Lübnan, Filistin ve Yemen Kürtleri
      Kayıp Kürt kolonileri Ortadoğu’daki Arap devletlerinde yaşayan Kürtler’in tarihi, yayılmanın efsanevi Kürt Sultan Selahaddin Eyyubi döneminde başladığını...
27 Temmuz 1655, Bitlis şehrine saldırı ve Abdal Han
‘Bitlis Kalesi’nin Osmanlı ile ne alakası ola. Bu kale Osmanlı kalesi olsa içinde Osmanlı kulu olurdu. Biz Osmanoğlu’nun kulu değil,...
Cuinet’in 1889 tarihli Bitlis Vilayeti raporu
Bu çeviri, Fransız araştırmacı yazar Vital Cuinet’in 1889 yılında Bitlis Vilayeti hakkında tuttuğu Fransızca raporun Türkçe’ye çevirisidir. Cuinet’in 1894 yılında yayımladığı...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ