Bitlis Düşünce ve Akademik Çalışma Grubu
$ DOLAR → Alış: 7,75 / Satış: 7,78
€ EURO → Alış: 9,02 / Satış: 9,06

Prof. Abbas Vali: “Öz yönetim silahla, çatışmayla olmaz”

Prof. Abbas Vali: “Öz yönetim silahla, çatışmayla olmaz”
  • 25.12.2015

“Bence uzun vadede Kürdistan’ın insansızlaştırılması, insanların oldukları yerlerden çıkartılması, Kürt siyaseti, Kürt ekonomisi ve Kürt kültürü için kötü olacak. Bu olanları telafi etmek yıllar alacak”

 

 

 

 

 

Özyönetim tartışmaları, Kürt kentlerinde kazılan hendek ve kurulan barikatlara ilişkin değerlendirmede bulunan Prof. Abbas Vali “Özyönetim, silahla çatışmayla olmaz” dedi. Vali, “Türkiye’nin egemenliği içinde bir bölgesel özyönetim yaratmak istiyorsanız, bunu hükümetle silahla çatışarak yapamazsınız” ifadelerini kullandı.

‘Kürdistan Cumhuriyeti’, ‘Kapitalizm Öncesi İran’, ‘Kürt Milliyetçiliğinin Kökenleri’ gibi kitapların yazarı, dört yıl Hewler Üniversitesi’nin rektörlüğünü yapan ve ulusal kimlik, modernlik ve devletsiz uluslar, modern siyasi ve sosyal düşünce, tarihsel sosyoloji ve Ortadoğuüzerine çalışan Vali, Agos gazetesinden Nazan Özcan’a konuştu.

Abbas Vali’nin söyleşisinin tamamı şöyle:

Hükümet 10 bin askerle saldırıyor bölgeye, çatışmalar ve ölümler çok ciddi. Neler oluyor?

Bence birkaç süreç birden işliyor ve hepsinin farklı sebepleri var. Birinci sebep, bu hükümet Güneydoğu’da güvenlik ve istikrar politikalarına tekrar döndü. Yani, hükümet geleneksel milliyetçilere oynuyor. Anayasa değişikliği ve başkanlık sistemi için referanduma gitmeyi planlıyorsa, bu milliyetçi destek hükümet için çok kritik önemde. Başka bir bakış açısıyla da bence AKP hükümeti, çok açık bir şekilde, Güneydoğu’daki insanları seçimlerde HDP’yi destekledikleri için cezalandırıyor. Şu andaki devlet şiddeti, HDP’ye yüksek oranlarda oy veren şehirlere yönelmiş durumda, Cizre, Diyarbakır, Nusaybin gibi.  Bir başka sebep de, hükümetin Suriye’deki başarısız stratejisi ya da stratejisizliği. Hükümetin Suriye sınırındaki varlığı çok zayıf. Hele de Ruslar, Suriye’ye geldikten sonra Türkiye’nin o bölgedeki bütün planları suya düştü. Mesela tampon bölge fikri tamamen masadan kalktı. Özellikle PYD’nin kontrolü altında olan alanları ve durumu direkt olarak etkileme, maniple etme, kontrol etme imkânı da ortadan kalktı. O yüzden Güneydoğu’da, Suriye’dekine benzer bir yapılanmanın en küçük düşüncesini ve her türlü en küçük direnişi bile öldürmek istiyorlar. Boyun eğdirmek istiyorlar. Türkiye’nin Suriye’yi kontrol etme şansı hiç kalmadı. Öte yandan Musul’u özgürleştirme operasyonu başlarsa ve PKK ve PYD burada bir rol oynarsa, Kuzey’le yani Türkiye Kürtleri ile bağlantı kurmak çok kolay ve önemli olacak. Ayrıca Amerika ve Avrupa da denklemin içinde. Öte yandan bazı liberal basında da okuduğum, hükümetin bir şekilde bu savaşı başlatmak istediği. Tabii ki PKK’nın da rolü vardır bu başlangıçta. Yani hükümete göre tavır aldılar ve onların istediği gibi davrandılar, bu savaşın bir parçası oldular. Ama bu savaş, çok farklı bir savaş bu sefer.

1990’lara benzetenler de daha kötü diyenler de var. Siz nasıl görüyorsunuz?

Hayır 90’lar değil, hatta iki sene önceki savaşlara da benzemiyor. Bundan önceki dönemlerdeki savaş, iki gücün birbiriyle savaşması şeklindeydi. Ama şimdi spesifik amaçlar var. PKK bu sefer özyönetim fikriyle girdi savaşa. Özyönetim ilanına karşı hükümet de çok acımasız saldırdı. Çünkü özyönetim ilanı bir anlamda PYD’nin Suriye’deki başarısının bir tür tekrarı olacaktı, tabii başarırlarsa. Suriye’de bir devlet yok, ama Türkiye’de bir devlet var. Dolayısıyla ülkenin bir bölümünde hayata geçirilen başka bir yönetim biçimini asla kabul etmeyecektir. Hükümet bu yüzden, güvenlik politikalarına, tek devlet, tek dil, milletin birliği konuşmalarına döndü. Bu bir alan savaşı. Yani bu yeni bir yönetim şekli oluşturma ya da oluşturamama savaşı. Aynı zamanda Ortadoğu’da kimin etkisi olacak ya da olmayacak savaşı. Bence bu nedenlerden dolayı da bir iç savaş ve sivil nüfusa karşı yapılan bir savaş halini aldı. Yani şu anda Kürt şehirlerinde olan şey. Hükümet sadece oradakileri cezalandırmıyor, aynı zamanda orada hayata geçirilebilme ihtimali olan herhangi bir yönetim şekli ihtimalini de kökten imha etmek istiyor.

Kazananı olan bir savaş olabilir mi bu?

Kısa vadede hükümet kazanacak gibi. Çünkü artık ağır silahlar kullanmaya başladılar. İnsanları şehirlerden çıkarıyorlar. Bu, bölgeyi insansızlaştırma politikası. Böylece de orada herhangi bir özyönetim ihtimalini yok edecekler. Hükümet kısa vadede aşırı güç kullanarak insanları boyun eğdirebileceğini ve özyönetim ihtimalini yok edebileceğini düşünüyor olabilir ama uzun vadede kendi hendeğini kazıyor. Bu da içinden çıkılması çok zor bir hendek olacak. O yüzden hükümet tekrar Kürtlerle bir diyaloğa dönmeli.

Herkes masaya dönülmesi için çağrılar yapıyor ama yeniden masaya dönmek, yeni bir sayfa açmak mümkün mü?

Cuma günü Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında “Hendekler kapatılmadan hiçbir görüşme olmayacağını” söyledi. Bu, bence PKK’ya gönderilen bir mesajdı. Çünkü daha önceki konuşmalarında görüşmeye dair bir niyet beyanı da yoktu. Yani eğer bu özyönetimden vazgeçerseniz, görüşmelere tekrar başlamak için bir ihtimal doğar demeye getiriyor. Bu durumun hükümet tarafından uzun süre devam ettirebilmesinin çok imkânı yok çünkü. Çünkü artık durum 90’lar gibi değil. 90’larda sadece Türkiye’nin problemiydi Kürt sorunu, şimdi artık bölgesel bir hal aldı. Hatta biraz daha ileriye gidersek, belirli noktalarda uluslararası bir mesele. Yani Türkiye’nin Kürt sorunundaki tutumunun Suriye, Irak, İran, hatta Rusya’nın pozisyonuna bile etkileri olacaktır. Eğer Türkiye bu bölgede bir aktör olmak istiyorsa, öncelikle Güneydoğu’daki durumu sakinleştirmeli.

Kürtler tarafından bakılınca ne görüyoruz peki?

Bahsettikleri özyönetim, halkın bütün hepsinin katıldığı bir ayaklanma olsaydı hayata geçebilirdi. Bu durumda hükümetin neden insanların üzerine bu kadar ciddi saldırdığı da ortaya çıkıyor. Hükümet, böyle bir ayaklanma ihtimalini tamamen yok ediyor aslında. İnsanlar da o bölgelerden ayrılıyor zaten.

Nusaybin’i 20 bin, Sur’u yine 10 binden fazla kişi terk etti. Eskiden asker, insanları yerlerinden göç ettirirdi, şimdi kendileri gidiyor. Bu ne anlama geliyor sizce?

Bence uzun vadede Kürdistan’ın insansızlaştırılması, insanların oldukları yerlerden çıkartılması, Kürt siyaseti, Kürt ekonomisi ve Kürt kültürü için kötü olacak. Bu olanları telafi etmek yıllar alacak. Daha önce de söyledim: Demokrasiyi her şeyi mahvederek, yok ederek kuramazsınız. Bence PKK, şu anda uyguladığı hendek stratejisini tekrardan düşünmeli. Çünkü, bu tür bir stratejinin başaralı olabilmesi için, ciddi ve aktif bir şekilde halk ayaklanması gerekli. İnsanlar bu stratejiyi içten içe destekliyor olabilirler ama yaşadıkları nedeniyle yani belki çocukları, aileleri, malları ya da yaşamları için terk etmek zorunda kalıyorlar oldukları bölgeleri. Çünkü biliyorlar ki, hükümet hiçbir ayrım yapmadan herkesi yok ediyor. Son günlerde bölgeden gelen resimlere bir bakın. Gazze’den çok farklı değil. İki yaz önce İsrail’in Gazze’ye saldırdığında gelen görüntülerle aynı. Bu teorik olarak bile, özyönetim ilan edebileceğiniz uygun bir durum değil. Buna birinin ses çıkarmasını umuyorum.

Kim ses çıkarmalı?

Bence eksik olan ses, Abdullah Öcalan’ın sesi. Abdullah Öcalan, kendi yarattığı özyönetim fikrinin farklı okuma biçimleri olabileceğini söyleyebilir. Yani şu ana kadar geldiniz ve yaşananlar yaşandı ama PKK de, hükümet de stratejisini tekrardan düşünmeli. Ve bütün özyönetim konsepti, Türkiye’nin siyasi egemenliği içinde kurulacak bir halk demokrasisi gerektiriyor. Bunun bir şartı da Ankara’da demokratik bir hükümet olması, ki şu anda öyle bir şey yok. Diğer kriter de, toplumun ciddi bir desteğinin olması, ki şu anda bu halk da hükümet tarafından yok ediliyor. Öte yandan bence özyönetim ya da demokratik otonomi, ya müzakerelerle hayata geçirilen bir demokratik sürecin ya da halk ayaklanmasının öncülük ettiği bir politik müzakerenin sonucu olmalı. Ama ben şu anda iki durumu da göremiyorum. Türkiye’nin egemenliği içinde bir bölgesel özyönetim yaratmak istiyorsanız, bunu hükümetle silahla çatışarak yapamazsınız. Bütün hayatını kaybedenlere, evleri hayatları yıkılanlara, bu mücadeleye kendini adayanlara saygım sonsuz, ama bu stratejiler tekrar düşünülmeli. Bu politik alana geri dönülmesi gereken bir zaman. Zaten bu tür politik yapıların stratejilerini düşünmek ve güçlerini tekrardan yapılandırmak için, stratejik esneklikleri olmalı. Zaten Abdullah Öcalan’ın okumalarına baktığımız zaman da özyönetim, demokrasinin sonucudur.

Ama iki taraftan da olumlu açıklamalar duymuyoruz. Masaya nasıl oturulacak?

Üzülerek bir şey söylemek istiyorum. Bu durum, en ciddi ve en çok HDP’ye zarar veriyor. Bu anlamda hükümetin yaptığı taktik işe yarıyor gibi. Başarı da şu: HDP’yi tekrar etnik duvarlarının arasına itmek. Çünkü HDP Türkiyelileşmeye başlamıştı, etnik parti olmaktan çıkmıştı. Bu da hükümeti her şeyden çok korkutuyordu. Bence HDP’nin Türkiyelileşmesi, hükümeti Kandil’den daha fazla korkutuyordu.

Neden?

Çünkü demokratik yollardan bir güçle mücadele etmek daha zordur. Bu savaşın hedeflerinden biri de HDP’yi Kürt duvarlarının içine tekrardan itmekti. Ve bence şu anda bu oluyor. Çünkü, bu savaş, bir iç savaşın bütün geleneksel şartlarını taşıyor. Sadece hükümet bu savaşı körüklemiyor, toplum da aynı zamanda ciddi anlamda kutuplaştı. Doğu’da yaşananlar, Batı’da yaşananlardan çok farklı. Batı’da yaşayan insanlar, Doğu’da yaşananları hissetmiyor bile. Belki haberleri okuyorlar ama bombaları, savaşı, ölümleri, evlerin tahrip edilmesini, çocukların cesetlerinin buzluklarda saklanmasının ne anlama geldiğini hissetmiyorlar. Bence bu kutuplaşma, uzun vadede, Kürtlerin Türkiyelileşmek için etnik duvarlarından çıkması stratejisini çok daha zarara uğratacaktır.

“Savaş referanduma kadar devam edecek”

AKP, HDP’yi politik alandan çıkarmak istiyor dediniz, peki bu durumda Kürt sorununu kimle çözmeye çalışacak, kimle konuşacaklar?

Evet normal olarak, hükümetin konuşabileceği bir güç olmalı. Nasıl olur bilmiyorum ama direkt olarak PKK ile konuşmalılar. Eskiden olduğu gibi. Yoksa savaşa devam edeceğiz. Ve bu savaş şu ana kadar olanların en tehlikelisi. Çünkü bu savaş sadece evlerin, hanelerin yok edilmesi değil, çok ırkçı bir kültürün tekrar canlanmasına neden oluyor. Özel kuvvetlerin, askerlerin Diyarbakır ya da diğer şehirlerde duvarlara yazdıklarına bir bakın. “Türk’sen övün, değilsen itaat et!” Bu çok vahim bir durum. Evet savaş kısa bir sürede bitecek gibi değil. Ne hendekleri bir günde kapatmanız mümkün ne de hükümetin saldırılarını bir günde bitirmeniz. O yüzden en azından bir politik niyet olmalı, konuşmak ve bunu bitirmek için. Ama bunun için de her iki tarafın da bir anda durması lazım.

Bitirmeye dair bir niyet görüyor musunuz?

Hayır yok. Bu yüzden savaş bir süre daha devam edecek. Çünkü başkanlık ya da anayasa referandumu için bu milliyetçi desteğe ihtiyacı var hükümetin.

Yani savaş en azından referanduma kadar devam edecek diyorsunuz.

Bence bu hükümetin katı tutumu, politik sistemin nasıl olacağına yani başkanlık mı parlamenter sistem mi kararı verilene kadar devam edecek. Görünen o ki, politik sistemin değişmesine doğru gidiliyor. Milliyetçilerden gelen desteği diri tutmak için de hükümetin Kürtlerle savaşa devam etmesi gerekecek. Belki sıcak savaş durur ama söylem olarak istediğinizi alana kadar anti Kürt söylemine devam edecek.

Onlar istediklerin alacaklar ama insanlar en kötü şeyleri yaşayacaklar. 2015’te insanların sokağa çıkma yasağı altında olması akıl almaz bir şey.

Hükümetin şu anda uyguladığı politika çok hizipçi. Yani ya benimlesin ya da bana karşısın. Şu anda karşı olarak görülenler Kürtler. Ama şu anlaşılmalı artık: Kürt sorunu, aslında Türk devletinin stratejik sorunudur. Türk hükümetin taktiksel bir meselesi değildir. O yüzden Türk devleti, Kürt meselesini çözmeye çalışmalı. Yoksa bu sorun kendiliğinden yok olmayacak. Hükümetler gelir gider, ama devletin stratejik meseleleri her zaman kalır.

Etiketler: / / /

160 yıl yaşamış Bitlisli Zaro Ağa ile Londra’da yapılmış bir röportaj ve bilinmeyenler
Hemşerim olan Mutkili Kürd Zaro Ağa hakkında yazılmış onlarca yerli ve yabancı arşive rastlamış ve bunların çoğunu da incelemişimdir. Birbirinden...
İsmail Beşikçi: Kürdler, Şehir, Şehirlileşme
  26-27 Mart 2016 tarihlerinde düzenlenen II. Uluslararası Bitlis Sempozyumu, Kürtler, Şehir, Şehirlileşme konusunu irdeliyor. Sempozyuma sunulan bildiriler kitaplaştırılmış.      ...
Kürt Kadınları Neşeli ve Güzeller Parlak Kıyafetler Giyerler
Bana doğru uzaktan bir kadın grubu geliyor. Şerefli renkleri ile onlar kürt kadınları. Kökleri kazmak ve yaprakları toplamakla meşguldürler. Benim...
1961 yılının Tatvan’ı ve Van Gölü
Bitlis ve ilçelerine dair arşiv taraması sırasında karşılaştığım ‘Tatvan’ adlı bir geminin izini sürmeye başladım. Daha önceleri 1950’li yılların arşivlerinde...
Bitlis ve ilçelerinin tarihini anlatıyorlar gözleri kapalı, vicdanları esir bir halde
Memleketim olan Bitlis ve ilçelerinin tarihine dair arşiv çalışmalarına başlamam on beş seneden fazla olmuştur. Aslında doğup büyüdüğüm Tatvan’a ve...
Bitlis Rojkili Huma Hatun ve Kürdlere ‘Abbasi’ Denilmesi
1655 yılında Bitlis, Van, Diyarbekir ve Mardin mıntıkaları da dahil olmak üzere, çok geniş bir coğrafyayı gezen Osmanlı’nın ünlü seyyahı...
Kadim Bir Kürd Aşireti: Zeydan
Zeydan isminin kökeninin, Kürdçedeki zeyî-dan yani arıcılıkdaki ‘oğul vermek, çoğalmak’ fiili gibi bir kökenden geldiği söylenir. Zeydan (Zeîdan, Zeydanlı, Zeydî...
Bitlis’in konuşma ve yazı dilindeki X, Q, Ê, W harflerinin kullanılması
Dillerin, lehçelerin ve şivelerin kendilerine özgü vurguları ve kullanım şekilleri vardır. Kâh yazılı kâh sözlü olarak, belirli bir yapıya sahiptir...
“Kürd’e fırsat verme Yârâb” sözde şiir uydurmadır – Murat Bardakçı
“Kürd’e fırsat verme Yârâb, dehre sultân olmasın” mısrası ile başlayan şiiri güya Yavuz Sultan Selim yazmış, Berbat bir şiir bozuntusunun...
Prof. Dr. Ludwig Paul: Zazalar Kürd, Zazakî Kürdî Bir Dildir
Ludwig Paul, Zazaların Kürd olduğunu ve Zazakînin Kürdî bir “dil” olduğunu, her dil bir millettir teorisinin doğru olmadığını, bir milletin...
Zazacılığı başlatan Ebubekir Pamukçu’ya dair – Roşan Lezgin yazdı
Zazacılığı başlatan Ebubekir Pamukçu’nun Türkçü şiirlerinden öteden beri sözedilirdi ama bu şiirlerin nerede yayınlandıkları konusunda kaynak gösterilmezdi.      ...
Yaşar Kemal 1951 Haziran’ında Kurtalan’dan Bitlis’e geçerken
1951 yılının Haziran ayında bir röportaj muhabiri olarak gelir Yaşar Kemal ve diğer gazeteci arkadaşları Bitlis’e. Daha doğrusu trenle Kurtalan’a...
En Fazla Ermeni Kurtaran Kürt; Müküslü Muhtıla Bey
En fazla Ermeni’yi ölümden, gazap ve katliamdan kurtaran Kürt bana göre Van’ın Müküs (Bahçesaray) kazasından olan Beylerin Beyi Muhtıla Bey’dir. 19....
Mark Sykes’ın 1900’lerin Başında Bitlis’i Ziyareti Ve Kürd Aşiretleri Listesi
1879 doğumlu İngiliz siyasetçi, ajan, diplomat, asker, yazar ve bir gezgin olan Mark Sykes özellikle Osmanlı – Kürd ve Arap...
”Zazaki” ile ”Zaza Dili” Ayrı Şeylerdir
  Resmi dilde oluşturulan tanım ve kavramlar, bir süre sonra halk tarafından benimsenip içselleştiriliyor. Örneğin, hatırlıyorum, “Anadol” dediğimizde, sadece şimdiki...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ