Bitlis Düşünce ve Akademik Çalışma Grubu
$ DOLAR → Alış: 3,86 / Satış: 3,87
€ EURO → Alış: 4,55 / Satış: 4,57

Boşalan Şehirler mi Dejenerasyon mu?

Boşalan Şehirler mi Dejenerasyon mu?
  • 12.01.2016

 

Kürdistan ulusal özgürlük mücadelesinin kızgın aşiret adamlarının merdane kalkışmalarından modern devletler çağına adaptasyonu 1938-1946 yıllarında Doğu Kürdistan’daki kurumsallaşma çabalarının arttığı döneme rastlamıştır.

 

 

 

 

 

 

 

Ceng Sağnıç

Hiç şüphesizdir ki Kürdistan Cumhuriyeti’nin 1946 yılındaki ilanı, erken dönem 20. yüzyıl Kürdistan siyasi tarihindeki tek başarılı girişim olarak bu çabaların eseridir.

 

Hakkında çok az evraka sahip olunsa da, “Komeley Jîyanewey Kurdistan”ın (Jê-Kaf) bugüne ulaşmış belgeleri 1938 yılında kurulan “Hizbî Azadîxwazanî Kurdistan” adlı bir partinin devamı olduğunu ve Doğu Kürdistan’daki aydınlanma hareketinin  orta ve üst-orta sınıfın öncülüğünü yaptığı bir ulusal hareket olarak bütün Kürdistan parçalarında gelişecek özgürlük hareketlerinin temelini bu yıllarda attığını işaret ederler.

 

Bu dönemin öncü siyasi kadroları İran’da Süleymaniye’de ve Suriye’ye sürgün edilmiş Kürt entelektüellerin eserlerinin tesirinde kalmış orta sınıf münevverlerken, Irak’taki örgütlenmenin ilk temellerini Kürt subaylar, edebiyatçılar ve bürokratlar atmıştır.

 

Kürdistan siyasi tarih silsilesinin önemli öncü taşları olan bu partilerin bu tarih için taşıdıkları önem Kürdistan ulusal hareketlerini yerel, reaktif ve sınırlı ama kalabalık kalkışmalardan organize olmuş kurumlar seviyesine taşımış olmalarının ötesinde ihtiva ettikleri kurucu elit ile de ilintilidir.

 

Pêşewa Qazî Mihemed’in liderliğini yaptığı geleneksel elitler hareketiyle birleşiminden sonra Kürdistan Demokrat Partisi (Hizbî Dîmokratî Kurdistan – KDP) adını 1945 yılında alan bu hareketin her iki bileşeni de Tebriz-Bakü vasıtasıyla Sovyet, Süleymaniye-Bağdat vasıtasıyla ise İngiliz entelektüel rüzgarlarına erişimi olan aydın kadrolar tarafından tasarlanmış, kurulmuş ve yönetilmişlerdir.

 

Doğu Kürdistan ulusal hareketinin 1941 Sovyet-İngiliz işgalinden sonra İran’ın geride bıraktığı hükümet kurumlarını bir yıl içerisinde doldurabilmiş olması da, Kürdistan Cumhuriyeti’nin yıkılışını en az zaiyat ile sonuçlandırmış olmaları da bu kadronun bu iki hat üzerinden erişim sağladığı modern siyasi akıldan elde ettikleri entelektüel kapasitenin sonuçları olmuştur.

 

Öyle ki, kesin bir yenilgiye uğramasına rağmen Süleymaniye-Mahabad-Bakü hattında oluşmuş Kürt milliyetçi hareketi organizasyon yapısından ismine kadar mirasının Kürdistan’ın bütün parçaları arasında bölüşülmesini sağlayabilmiştir. 20. yüzyılın ikinci yarısı itibariyle Kürdistan’da kurulan tüm partilerin Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) adının varyasyonlarını kullanması Doğu Kürdistan siyasi elitinin Kürdistan siyasetinde yol açtığı yapısal değişikliğin bir sonucudur.

 

Bugün kuzey Kürdistan siyasetinin 20. yüzyıl Kürdistan siyasetinden ayrıldığı en temel husus bu mirasın üzerinde yükselen neredeyse hiç bir siyasi, toplumsal ya da entelektüel kurumunun kalmamış olduğudur. Türkiye’nin Irak, İran ve Suriye’den farklı olarak başarılı yürüttüğü asimilasyon siyaseti bunun sorumluluğunun büyük kısmını taşıyor olsa da; Türkiye Kürdistan’ındaki siyasi elitin 1960-70 sosyalist rüzgarlarıyla beraber kurumsal ve entelektüel geleneği olmayan bir kadroyla değiştirilmiş olması da dolaylı bir etkiyle asimilasyon siyasetinin Kürdistan’daki başarısını kaim kılmıştır.

 

Bu çerçeveden irdelendiğinde asimilasyon sadece Kürtçe’nin unutturulmasıyla sınırlı değildir. Kürdistan’daki mevcut siyasetin tarihsel köklerinden koparılarak kendini kurumsal ve entelektüel olarak yenileyemeyen bir yapıya hapsedilmesi ve sorunlarına çözüm üretebilecek yetkinliklerinin tamamını yitirerek 1938 öncesi “merdane savaşan kızgın aşiretler” döneminin yapısal koşullarına geri döndürülmüş olması asimilasyon siyasetinin bahsi edilmeyen en önemli başarısıdır denebilir.

 

Kürdistan siyasetinin öncü kadrolarındaki değişimin Kürdistan siyasi kültürüne yaptığı etkiler çok daha uzun tartışılabilir. Lakin, bu değişimin uzun erimli neticelerinden biri olan siyasi dejenerasyon bugün sebeplerinden daha önemli bir sorunu işaret etmektedir.

 

1930’ların sonundan itibaren tüm imkansızlıklarına rağmen kurumsal ve entelektüel üretimininin aksamamasını sağlayabilmiş olan Kürdistan ulusal mücadelesinin kurum ve sivil aydınlar üretemeyen bir sarmalda onsekiz yaşın altındaki aktivistlerin merdane yürüttüğü bir siyasi fenomen halini almaya başlamış olması bu sorunun sebeplerinden daha trajik olan neticesini işaret etmektedir.

 

Kürt siyasetinin 1938 sonrası modernizasyonunun en belirgin sonucu siyasi mücadelenin liderliğinin lokal pragmatik eğilimler ile öfkeli kalkışmalar yapan geleneksel elitten alınarak orta ve üst-orta sınıf entelektüellere verilmesi olmuştur. Bu yeni durum Kürdistan siyasetini Kürdistan’ın coğrafi ve toplumsal koşullarına uygun halde uzun erimli ve yarı-nizami bir mücadele yapısına dönüştürmüştür.

 

Bir başka deyişle Kürdistan siyaseti devletsiz bir nasyonalizasyona tabii tutularak Kürt ulusal çıkar algıları geleneksel elitlerin pragmatik siyasetlerinden kurtarılmıştır. Böylece sonuç alıcı mücadelerin önü açılmış, Kürt siyasi elitinin kendi geleneğini oluşturabilmesinin temelleri atılmıştır. Daha da önemlisi, her modern siyaset gibi Kürdistan ulusal mücadelesi de öfke nöbetleri geçiren feodal liderlerin kısa vadeli ve sonuçsuz kalkışmalarından nasyonalist çıkar algıları ile yönetilen ve kendini yenileyebilen bir forma evrilmeyi imkansızlıklarına rağmen başarabilmiştir.

 

Modern Kürdistan tarihinin en büyük başarısı ulusal yok oluşunun sebebini oluşturacak lokal ve sonuçsuz isyanlardan ulusal varlığını 21. yüzyıla taşıyan modern bir siyasi aklı devletsiz olmasına rağmen geliştirebilmiş olmasıdır.  Yine başka bir deyişle, bu süreç Kürt siyasetini “kızgın aşiret adamlarından” rasyonel siyaset adamlarına taşıyan süreçtir.

 

Bugün Kürdistan siyaseti için bahsi edilebilecek en aşikar risk dejenere bir form ile erken 1940’larda geliştirdiği rasyonel siyaset adamlığı sürecinden geriye gitmek olarak özetlenebilir. Zira uzun süren her savaş gibi Kürdistan’daki savaşın da Kürdistan’ın siyasi hayatiyetini dejenerasyonlara uğratabilme potansiyeli bulunmaktadır.

 

Kürdistan’da silah tutma yaşının onsekizin çok altına indiği, söylediklerinin ciddiyetinden neredeyse bihaber genç kadroların savaş ve öz-yönetim deklerasyonları okuduğu, kırk yaş üstü aydın kadroların geriye miras olarak savaş karşıtı aktivizmden başka rasyonel değer taşıyan hiç bir siyasi üretim bırakamadığı bir dönem olması itibariyle 21. yüzyılın ilk çeyreği bu tür bir dejenerasyonun hızla yaşandığı gerçeğini de işaret ediyor olabilir.

 

Bu bağlamda, siyasi dejenerasyonun Kürdistan’a yönelttiği en büyük tehdit ucu görünmeyen bir savaşın şehirleri ve köyleri boşaltması kadar kolay telafi edilecek bir sonuçla sınırlı kalmayabilir. Kürdistan siyasetinin askeri ve siyasi kapasitesini asgari nizamileştirmek yerine hiç bir teorik çerçeve içerisinde hareket etmeyen, kısa vadeli, düzensiz gelişmiş ve onsekiz yaş altı öfkeli kalabalıklar haline hızla dönüşüyor olması bir bakıma bu siyasetin edindiği modern siyasi akıldan daha geriye, erken 20. yüzyılın “kızgın aşiret adamları” dönemine savrulması da demek olacaktır.

 

Böyle bir döneme girmesi durumunda Kürdistan siyaseti entelektüel varlığını ve modern siyasi kadrolarını birbirini takip eden kalabalık öfke nöbetlerinde yitirmekle beraber siyasi hayatiyetini anlamlı kılan isyan, direniş, özgürlük, otonomi, öz-yönetim gibi kavramların da anlamsızlaşarak etkilerini hem Kürdistan’da hem de Kürdistan’ın dünyaya ilettiği mesajlarında yitirmesiyle karşı karşıya da kalabilecektir. Hiç şüphesiz ki böylesi bir siyasi dejenerasyonun tamiri boşalan şehirlerdeki nüfusun telafisinden çok daha zor bir süreç olacaktır.

 

*Moshe Dayan Ortadoğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi, Tel Aviv, İsrail  

Etiketler: / / /

İsmet İnönü’nün Kürt Raporu
Erzincan Kürt merkezi olursa Kürdistan’ın kurulmasından korkarım. Van ve Erzincan’da acele olarak, Muş ovasında tedricen ve Elazığ ovasında kuvvetli Türk...
Ah Tamara…
Van’daki Akdamar Adası’na da ismini verdiği rivayet edilen Akdamar efsanesi, zamanında bu adada yaşayan baş keşişin güzelliği dillere destan kızı...
Xelil Xeyali’nin Kürt Dili Üzerine Görüşleri
“Yayın yöntemi”ne ilişkin görüşü ikinci yazıya bırakmıştım. Fakat bu yönteme ilişkin ayrıntılı bilgiler vermeden önce onun temelini oluşturan bazı işlerden...
Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Kürt Şehri Bitlis
  Wilhelm Köhler/Kitap  17. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliği altında bulunan geniş coğrafyada sürüp giden yaşamla ilgili bugün elimizdeki en önemli...
Bitlis Beyliği’nin Statüsü,Rolü ve Önemi – Araştırma
Mela Mahmud Beyazidi; “Yabancı devletler, Kurdistan’ı işgal edebilmek için, herşeyden önce, Bitlis Beyliği’ni zapt etmeye yeltenmişlerdir.”        ...
1838’in Bitlis’i ve Southgate’in Kürd Şerif Bey ile tanışması
Bu çeviri, Amerikalı Misyoner rahip Horatio Southgate’in 1838 – 1839 yılları arasında Bitlis’ten geçerken tuttuğu notların İngilizce aslına sadık kalınarak...
Said Nursi’de Özgürlük Söylemi
  Gençken içine girdiği ilim dünyasında özgürlüğü bir hayat biçimi olarak benimsemiştir. İlk hayatı hocaları ile olan serüvende onun düşüncelerini...
Kırd,Kırmanc, Dımıli veya Zaza Kürtleri
Bazı illerde ise denebilir ki sadece birer ilçenin sınırları içinde Dımıli lehçesi konuşulur. Semsûr’un Alduş (Gerger), Ruha’nın Sêwreg (Siverek), Bedlis’in...
Kerkük Kan Ağlıyormuş
“Kerkük, Kürdistan´ın bir parçasıdır. Oradaki Türkmenler, Kürtlere sığınmış muhacir ve sığınmacılardır. Kerkük, Azerbeycan´da bir kent değil ki Türk´ü kan ağlasın....
Şekerci Hanı ve Said-i Kurdi’nin Dünyası
  Bediüzzaman Saidê Kurdî Henüz 30 yaşlarında Van’dan İstanbul’a gidip Fatih’te bulunan Şekirci Hanı’na yerleşiyor. Ve odasının kapısına bu yazıyı...
Pîyesa ‘Bîdlîs’ ya Wîllîam Saroyan
Ehmed Kurd nîne, ji hindikayî (kêmhejmaran) ye, ango ji tirkan. Lê ferqa wî ew e ku xwediye loqonteyek e. Ji...
Vasa’yı kurtarmak, Hasankeyf’i öldürmek
On milyonluk nüfusu ile bir İskandinav ülkesi olan İsveç’te 1700’e yakın müze bulunmaktadır. Bu müzelerden dünyanın ilk açık hava müzesi...
Tarihte Kerkük ve Kürtler
  Kerkük tarihine kısaca bir bakalım; Arkeolojik kazılar sonucunda Kerkük’te 28 bin yıl önce Neandertallerin yaşadığı kanıtlanmıştır. Şehir bir çok...
Yol Ayrımı; Askeri Uçak ve Milletin Özgür İradesi
  Irak, denilen devlet 1926 yılında Gertrude Bell’in Kral Faysal ile misterik aşkının imkansız çocuğu olarak dünyaya geldi. Irak bir...
Lozan, Ankara ve Sevr Antlaşması
    Türkiye Lozan ve Ankara kartını Uluslararası topluma ve Kürtlere gösterirken, Sevr antlaşmasından neden söz etmez? İşte, Lozan, Ankara...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ