Bitlis Düşünce ve Akademik Çalışma Grubu
$ DOLAR → Alış: 7,75 / Satış: 7,78
€ EURO → Alış: 9,08 / Satış: 9,11

Boşalan Şehirler mi Dejenerasyon mu?

Boşalan Şehirler mi Dejenerasyon mu?
  • 12.01.2016

 

Kürdistan ulusal özgürlük mücadelesinin kızgın aşiret adamlarının merdane kalkışmalarından modern devletler çağına adaptasyonu 1938-1946 yıllarında Doğu Kürdistan’daki kurumsallaşma çabalarının arttığı döneme rastlamıştır.

 

 

 

 

 

 

 

Ceng Sağnıç

Hiç şüphesizdir ki Kürdistan Cumhuriyeti’nin 1946 yılındaki ilanı, erken dönem 20. yüzyıl Kürdistan siyasi tarihindeki tek başarılı girişim olarak bu çabaların eseridir.

 

Hakkında çok az evraka sahip olunsa da, “Komeley Jîyanewey Kurdistan”ın (Jê-Kaf) bugüne ulaşmış belgeleri 1938 yılında kurulan “Hizbî Azadîxwazanî Kurdistan” adlı bir partinin devamı olduğunu ve Doğu Kürdistan’daki aydınlanma hareketinin  orta ve üst-orta sınıfın öncülüğünü yaptığı bir ulusal hareket olarak bütün Kürdistan parçalarında gelişecek özgürlük hareketlerinin temelini bu yıllarda attığını işaret ederler.

 

Bu dönemin öncü siyasi kadroları İran’da Süleymaniye’de ve Suriye’ye sürgün edilmiş Kürt entelektüellerin eserlerinin tesirinde kalmış orta sınıf münevverlerken, Irak’taki örgütlenmenin ilk temellerini Kürt subaylar, edebiyatçılar ve bürokratlar atmıştır.

 

Kürdistan siyasi tarih silsilesinin önemli öncü taşları olan bu partilerin bu tarih için taşıdıkları önem Kürdistan ulusal hareketlerini yerel, reaktif ve sınırlı ama kalabalık kalkışmalardan organize olmuş kurumlar seviyesine taşımış olmalarının ötesinde ihtiva ettikleri kurucu elit ile de ilintilidir.

 

Pêşewa Qazî Mihemed’in liderliğini yaptığı geleneksel elitler hareketiyle birleşiminden sonra Kürdistan Demokrat Partisi (Hizbî Dîmokratî Kurdistan – KDP) adını 1945 yılında alan bu hareketin her iki bileşeni de Tebriz-Bakü vasıtasıyla Sovyet, Süleymaniye-Bağdat vasıtasıyla ise İngiliz entelektüel rüzgarlarına erişimi olan aydın kadrolar tarafından tasarlanmış, kurulmuş ve yönetilmişlerdir.

 

Doğu Kürdistan ulusal hareketinin 1941 Sovyet-İngiliz işgalinden sonra İran’ın geride bıraktığı hükümet kurumlarını bir yıl içerisinde doldurabilmiş olması da, Kürdistan Cumhuriyeti’nin yıkılışını en az zaiyat ile sonuçlandırmış olmaları da bu kadronun bu iki hat üzerinden erişim sağladığı modern siyasi akıldan elde ettikleri entelektüel kapasitenin sonuçları olmuştur.

 

Öyle ki, kesin bir yenilgiye uğramasına rağmen Süleymaniye-Mahabad-Bakü hattında oluşmuş Kürt milliyetçi hareketi organizasyon yapısından ismine kadar mirasının Kürdistan’ın bütün parçaları arasında bölüşülmesini sağlayabilmiştir. 20. yüzyılın ikinci yarısı itibariyle Kürdistan’da kurulan tüm partilerin Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) adının varyasyonlarını kullanması Doğu Kürdistan siyasi elitinin Kürdistan siyasetinde yol açtığı yapısal değişikliğin bir sonucudur.

 

Bugün kuzey Kürdistan siyasetinin 20. yüzyıl Kürdistan siyasetinden ayrıldığı en temel husus bu mirasın üzerinde yükselen neredeyse hiç bir siyasi, toplumsal ya da entelektüel kurumunun kalmamış olduğudur. Türkiye’nin Irak, İran ve Suriye’den farklı olarak başarılı yürüttüğü asimilasyon siyaseti bunun sorumluluğunun büyük kısmını taşıyor olsa da; Türkiye Kürdistan’ındaki siyasi elitin 1960-70 sosyalist rüzgarlarıyla beraber kurumsal ve entelektüel geleneği olmayan bir kadroyla değiştirilmiş olması da dolaylı bir etkiyle asimilasyon siyasetinin Kürdistan’daki başarısını kaim kılmıştır.

 

Bu çerçeveden irdelendiğinde asimilasyon sadece Kürtçe’nin unutturulmasıyla sınırlı değildir. Kürdistan’daki mevcut siyasetin tarihsel köklerinden koparılarak kendini kurumsal ve entelektüel olarak yenileyemeyen bir yapıya hapsedilmesi ve sorunlarına çözüm üretebilecek yetkinliklerinin tamamını yitirerek 1938 öncesi “merdane savaşan kızgın aşiretler” döneminin yapısal koşullarına geri döndürülmüş olması asimilasyon siyasetinin bahsi edilmeyen en önemli başarısıdır denebilir.

 

Kürdistan siyasetinin öncü kadrolarındaki değişimin Kürdistan siyasi kültürüne yaptığı etkiler çok daha uzun tartışılabilir. Lakin, bu değişimin uzun erimli neticelerinden biri olan siyasi dejenerasyon bugün sebeplerinden daha önemli bir sorunu işaret etmektedir.

 

1930’ların sonundan itibaren tüm imkansızlıklarına rağmen kurumsal ve entelektüel üretimininin aksamamasını sağlayabilmiş olan Kürdistan ulusal mücadelesinin kurum ve sivil aydınlar üretemeyen bir sarmalda onsekiz yaşın altındaki aktivistlerin merdane yürüttüğü bir siyasi fenomen halini almaya başlamış olması bu sorunun sebeplerinden daha trajik olan neticesini işaret etmektedir.

 

Kürt siyasetinin 1938 sonrası modernizasyonunun en belirgin sonucu siyasi mücadelenin liderliğinin lokal pragmatik eğilimler ile öfkeli kalkışmalar yapan geleneksel elitten alınarak orta ve üst-orta sınıf entelektüellere verilmesi olmuştur. Bu yeni durum Kürdistan siyasetini Kürdistan’ın coğrafi ve toplumsal koşullarına uygun halde uzun erimli ve yarı-nizami bir mücadele yapısına dönüştürmüştür.

 

Bir başka deyişle Kürdistan siyaseti devletsiz bir nasyonalizasyona tabii tutularak Kürt ulusal çıkar algıları geleneksel elitlerin pragmatik siyasetlerinden kurtarılmıştır. Böylece sonuç alıcı mücadelerin önü açılmış, Kürt siyasi elitinin kendi geleneğini oluşturabilmesinin temelleri atılmıştır. Daha da önemlisi, her modern siyaset gibi Kürdistan ulusal mücadelesi de öfke nöbetleri geçiren feodal liderlerin kısa vadeli ve sonuçsuz kalkışmalarından nasyonalist çıkar algıları ile yönetilen ve kendini yenileyebilen bir forma evrilmeyi imkansızlıklarına rağmen başarabilmiştir.

 

Modern Kürdistan tarihinin en büyük başarısı ulusal yok oluşunun sebebini oluşturacak lokal ve sonuçsuz isyanlardan ulusal varlığını 21. yüzyıla taşıyan modern bir siyasi aklı devletsiz olmasına rağmen geliştirebilmiş olmasıdır.  Yine başka bir deyişle, bu süreç Kürt siyasetini “kızgın aşiret adamlarından” rasyonel siyaset adamlarına taşıyan süreçtir.

 

Bugün Kürdistan siyaseti için bahsi edilebilecek en aşikar risk dejenere bir form ile erken 1940’larda geliştirdiği rasyonel siyaset adamlığı sürecinden geriye gitmek olarak özetlenebilir. Zira uzun süren her savaş gibi Kürdistan’daki savaşın da Kürdistan’ın siyasi hayatiyetini dejenerasyonlara uğratabilme potansiyeli bulunmaktadır.

 

Kürdistan’da silah tutma yaşının onsekizin çok altına indiği, söylediklerinin ciddiyetinden neredeyse bihaber genç kadroların savaş ve öz-yönetim deklerasyonları okuduğu, kırk yaş üstü aydın kadroların geriye miras olarak savaş karşıtı aktivizmden başka rasyonel değer taşıyan hiç bir siyasi üretim bırakamadığı bir dönem olması itibariyle 21. yüzyılın ilk çeyreği bu tür bir dejenerasyonun hızla yaşandığı gerçeğini de işaret ediyor olabilir.

 

Bu bağlamda, siyasi dejenerasyonun Kürdistan’a yönelttiği en büyük tehdit ucu görünmeyen bir savaşın şehirleri ve köyleri boşaltması kadar kolay telafi edilecek bir sonuçla sınırlı kalmayabilir. Kürdistan siyasetinin askeri ve siyasi kapasitesini asgari nizamileştirmek yerine hiç bir teorik çerçeve içerisinde hareket etmeyen, kısa vadeli, düzensiz gelişmiş ve onsekiz yaş altı öfkeli kalabalıklar haline hızla dönüşüyor olması bir bakıma bu siyasetin edindiği modern siyasi akıldan daha geriye, erken 20. yüzyılın “kızgın aşiret adamları” dönemine savrulması da demek olacaktır.

 

Böyle bir döneme girmesi durumunda Kürdistan siyaseti entelektüel varlığını ve modern siyasi kadrolarını birbirini takip eden kalabalık öfke nöbetlerinde yitirmekle beraber siyasi hayatiyetini anlamlı kılan isyan, direniş, özgürlük, otonomi, öz-yönetim gibi kavramların da anlamsızlaşarak etkilerini hem Kürdistan’da hem de Kürdistan’ın dünyaya ilettiği mesajlarında yitirmesiyle karşı karşıya da kalabilecektir. Hiç şüphesiz ki böylesi bir siyasi dejenerasyonun tamiri boşalan şehirlerdeki nüfusun telafisinden çok daha zor bir süreç olacaktır.

 

*Moshe Dayan Ortadoğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi, Tel Aviv, İsrail  

Etiketler: / / /

160 yıl yaşamış Bitlisli Zaro Ağa ile Londra’da yapılmış bir röportaj ve bilinmeyenler
Hemşerim olan Mutkili Kürd Zaro Ağa hakkında yazılmış onlarca yerli ve yabancı arşive rastlamış ve bunların çoğunu da incelemişimdir. Birbirinden...
İsmail Beşikçi: Kürdler, Şehir, Şehirlileşme
  26-27 Mart 2016 tarihlerinde düzenlenen II. Uluslararası Bitlis Sempozyumu, Kürtler, Şehir, Şehirlileşme konusunu irdeliyor. Sempozyuma sunulan bildiriler kitaplaştırılmış.      ...
Kürt Kadınları Neşeli ve Güzeller Parlak Kıyafetler Giyerler
Bana doğru uzaktan bir kadın grubu geliyor. Şerefli renkleri ile onlar kürt kadınları. Kökleri kazmak ve yaprakları toplamakla meşguldürler. Benim...
1961 yılının Tatvan’ı ve Van Gölü
Bitlis ve ilçelerine dair arşiv taraması sırasında karşılaştığım ‘Tatvan’ adlı bir geminin izini sürmeye başladım. Daha önceleri 1950’li yılların arşivlerinde...
Bitlis ve ilçelerinin tarihini anlatıyorlar gözleri kapalı, vicdanları esir bir halde
Memleketim olan Bitlis ve ilçelerinin tarihine dair arşiv çalışmalarına başlamam on beş seneden fazla olmuştur. Aslında doğup büyüdüğüm Tatvan’a ve...
Bitlis Rojkili Huma Hatun ve Kürdlere ‘Abbasi’ Denilmesi
1655 yılında Bitlis, Van, Diyarbekir ve Mardin mıntıkaları da dahil olmak üzere, çok geniş bir coğrafyayı gezen Osmanlı’nın ünlü seyyahı...
Kadim Bir Kürd Aşireti: Zeydan
Zeydan isminin kökeninin, Kürdçedeki zeyî-dan yani arıcılıkdaki ‘oğul vermek, çoğalmak’ fiili gibi bir kökenden geldiği söylenir. Zeydan (Zeîdan, Zeydanlı, Zeydî...
Bitlis’in konuşma ve yazı dilindeki X, Q, Ê, W harflerinin kullanılması
Dillerin, lehçelerin ve şivelerin kendilerine özgü vurguları ve kullanım şekilleri vardır. Kâh yazılı kâh sözlü olarak, belirli bir yapıya sahiptir...
“Kürd’e fırsat verme Yârâb” sözde şiir uydurmadır – Murat Bardakçı
“Kürd’e fırsat verme Yârâb, dehre sultân olmasın” mısrası ile başlayan şiiri güya Yavuz Sultan Selim yazmış, Berbat bir şiir bozuntusunun...
Prof. Dr. Ludwig Paul: Zazalar Kürd, Zazakî Kürdî Bir Dildir
Ludwig Paul, Zazaların Kürd olduğunu ve Zazakînin Kürdî bir “dil” olduğunu, her dil bir millettir teorisinin doğru olmadığını, bir milletin...
Zazacılığı başlatan Ebubekir Pamukçu’ya dair – Roşan Lezgin yazdı
Zazacılığı başlatan Ebubekir Pamukçu’nun Türkçü şiirlerinden öteden beri sözedilirdi ama bu şiirlerin nerede yayınlandıkları konusunda kaynak gösterilmezdi.      ...
Yaşar Kemal 1951 Haziran’ında Kurtalan’dan Bitlis’e geçerken
1951 yılının Haziran ayında bir röportaj muhabiri olarak gelir Yaşar Kemal ve diğer gazeteci arkadaşları Bitlis’e. Daha doğrusu trenle Kurtalan’a...
En Fazla Ermeni Kurtaran Kürt; Müküslü Muhtıla Bey
En fazla Ermeni’yi ölümden, gazap ve katliamdan kurtaran Kürt bana göre Van’ın Müküs (Bahçesaray) kazasından olan Beylerin Beyi Muhtıla Bey’dir. 19....
Mark Sykes’ın 1900’lerin Başında Bitlis’i Ziyareti Ve Kürd Aşiretleri Listesi
1879 doğumlu İngiliz siyasetçi, ajan, diplomat, asker, yazar ve bir gezgin olan Mark Sykes özellikle Osmanlı – Kürd ve Arap...
”Zazaki” ile ”Zaza Dili” Ayrı Şeylerdir
  Resmi dilde oluşturulan tanım ve kavramlar, bir süre sonra halk tarafından benimsenip içselleştiriliyor. Örneğin, hatırlıyorum, “Anadol” dediğimizde, sadece şimdiki...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ