Bitlis Düşünce ve Akademik Çalışma Grubu
$ DOLAR → Alış: 5,44 / Satış: 5,46
€ EURO → Alış: 6,22 / Satış: 6,25

Sosyolog Yaşar Abdülselamoğlu: ”Kürdler Sınırlarını Çizmek Zorunda”

Sosyolog Yaşar Abdülselamoğlu: ”Kürdler Sınırlarını Çizmek Zorunda”
  • 02.02.2016

BasHaber’in sorularını yanıtlayan Sosyolog Yaşar Abdülselamoğlu, Kürd ulusal çıkarlarının parti ve ideolojilerinin üzerinde tutulması gerektiğini belirterek, “Soyu tükenmiş romantik “devrim havarilerinin” şehvetine Kürd milletinin geleceğinin kurban” edilmemesi gerektiğini savundu.

 

 

 

 

 

Yeter POLAT / Bashaber

Sofia Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan sosyoloji uzmanı Sosyolog Yaşar Abdülselamoğlu, PYD’nin Cenevre’ye davet edilmemesinin sorgulanması gerektiğine dikkat çekerek, “Sahaya ne kadar egemen olursanız olun, sonuçta bu egemenliğin uluslararası meşrulaştırılması sorunu söz konusu. Bu anlamda, PYD’nin çağrılmamasıyla, hiç bir şey olmamış gibi, “biz işimize bakalım” diyemezsiniz. Neden, IŞİD’e karşı en iyi savaşı vermiş? Neden Rojava’nın yüz kilometre dışında kalan tüm alanlara hakim olmuş bir güç Suriye’nin ve kendi kaderinin kararlarının alınacağı bir toplantıya çağrılmıyor? Bu Rojava’da Kürdleri “paralı asker” olarak görmek gibi bir şey. PYD konuyu ciddiye almak ve biraz da kendisini sorgulamak zorundadır. PYD, askeri başarılarıyla meşru bir temsilci olamamıştır” diyor.

 

Kürd toplumunun uluslaşma sosyolojisi üzerine çalışmalar yürüten Abdülselamoğlu, “Suriye’de kurulacak bir rejim yeniden güçlü, tek el rejimi ya da askeri yanı ağır basan bir rejim olacaktır. Bunlar Suriye halklarının sorunlarını çözmez. Demokrasi geleneğinin olmadığı yerde, kanı ve ölümü durdurmanın çaresi “sınırları” çizmektir. Kürdler kesin suretle sınırlarını çizmek zorundadırlar. Sınırlarını çizmeyen bir Kürdlük ölümle karşı karşıyadır” diye konuştu.

 

BasHaber’in sorularını yanıtlayan Sosyolog Yaşar Abdülselamoğlu, Kürd ulusal çıkarlarının parti ve ideolojilerinin üzerinde tutulması gerektiğini belirterek, “Soyu tükenmiş romantik “devrim havarilerinin” şehvetine Kürd milletinin geleceğinin kurban” edilmemesi gerektiğini savundu.

 

Cenevre’de neler konuşulacak? Anlaşıldığı kadarıyla her devlet veya ittifak Suriye sorununu farklı tanımlıyor? Üzerinde ortaklaşılan bir tanım yok mu? Nedir Suriye sorunu?

 

Cenevre’de parçalanmış Suriye’nin yeniden nasıl “birleştirileceği”, nasıl idare edileceği konuşulacak, taraflar bunu yapmaya kimin hakkı olduğu üzerine anlaşabilirlerse. Modern estetik “zorla” cerrahi “güzellik” yaratıyor da diyebiliriz. Suriye’yi, yeniden “normal bir devlet” olarak eski haline kavuşturma ameliyatını yapacak, ne doktor, ne de formül yok. Sosyolojik olarak Suriye bölünmüştür. Suriye yeni jeopolitikanın laboratuvar alanıdır. Orada bölgenin aktörleri ve küresel güçler yeni bir savaş yürütüyorlar. Savaş, Suriye’nin “birleştirilmesi” savaşı değildir. Kime hangi payın düşeceği savaşıdır. Bölgenin iki devleti konfrotasyon kafasında, kelimenin hakiki anlamıyla birbirlerini ortadan kaldırmaya çalışacaklar.

 

ENKS, Suriye muhalefetinin bir bileşeni olarak Cenevre’de yer alacak, silahlı olmadığı için mi masada?

 

Farklı bir taraf, “kabul edilebilir makul” bir taraf olduğu için, Kürd tarafı olduğu için masada, ENKS’yi oluşturan partiler Suriye siyasetinin en eski, en demokratik partileri idi. Diyalogu esas alan partiler. Güney Kürdistan ile alakalı olarak hesaba katılması gereken, aynı zamanda bir bölge aktörü hesabıyla da orada olması gereken bir taraf. Ayrıca, Güney Kürdistan bugün Suriye’de olup bitenlerden en çok etkilenen yer durumundadır. Kürd tarafının taleplerini makul bir şekilde dile getireceklerine inanıyorum. Hewler ve Duhok anlaşmalarına göre davranacaklarını umuyorum.

abdulselam2

 

Sahada silahlı gücü olan, aslında Cenevre’yi fazla önemsemek istemiyor. Başka bir deyimle, onlar silahlı egemenlik yoluyla kendi çözümlerini dayatıyorlar. Cenevre’ye önem verenler silahsız, siyasi olanlardır. Onlar uluslarası topluluğun müdahalesiyle siyasi çözümden yanalar. Hakim güç aracılığıyla kendilerini dayatıyorlar. Rusya’nın, İran’ın, Cenevre’de samimi olduklarına inanmıyorum. Çünkü onlar aslında Suriye’yi paylaşma savaşı veriyorlar. Aynı şekilde IŞİD’de bu Cenevre’ye hiç bir önem vermiyor. Sorunun PYD açısından da öyle olduğunu düşünüyorum. Türkiye eskiden sorunu Suriye muhalefetinin çözeceğini inanıyordu. Rusya’nın müdahalesi sonucunda tavrını değiştirdi. Şimdi sıkışmış durumda, bu nedenle ABD’den beklentileri var.

 

Sizce PYD’nin bu toplantıya çağırılmaması ile PYD’ye nasıl bir mesaj veriliyor?

 

Sahaya ne kadar egemen olursanız olun, sonuçta bu egemenliğin uluslararası meşrulaştırılması sorunu söz konusu. Bu anlamda, PYD’nin çağrılmamasıyla, hiç bir şey olmamış gibi, “biz işimize bakalım” diyemezsiniz. Neden, IŞİD’e karşı en iyi savaşı vermiş? Neden Rojava’nın yüz kilometre dışında kalan tüm alanlara hakim olmuş bir güç Suriye’nin ve kendi kaderinin kararlarının alınacağı bir toplantıya çağrılmıyor? Bu Rojava’da Kürdleri “paralı asker” olarak görmek gibi bir şey. PYD konuyu ciddiye almak ve biraz da kendisini sorgulamak zorundadır. PYD, askeri başarılarıyla meşru bir temsilci olamamıştır.

 

Cenevre III’de silahlı gücü olmayan ENKS’nin yer alması ve silahlı güçleri olan PYD’nin dışlandığı bir durum yaşanıyor. Yani hem Kürdler hem muhalefet parçalı, bu tablodan Kürdler lehine nasıl bir sonuç çıkar? Ayrıca Riyad toplantılarından ENKS’nin talepleri ciddiye alınmadı. Kürdler masada yine mi kaybedecek?

 

Kürdler herkesin onların haklı ve adil olduklarını bildiklerine inanırlar. Bu nedenle de, özel bir diplomasi gayreti için ihtiyaç duymazlar. Kürd siyaseti uluslararası ilişki, hukuk ve diplomasi uzmanlarına da bu nedenle pek fazla ihtiyaç duymaz. Oysa, uluslararası siyaset ve diplomasi hiç kimse için özel bir ayrıcalık tanımaz ve hakkı kendiliğinden teslim etmez, onaylamaz. Uluslararası ilişkilere çıkar ilişkisi egemendir. Kürdler hala adalet ve ahlak mottosuna fazla güveniyor, fazla bel bağlıyorlar. Kürdler içinde ciddi diplomasi yürütecek, özel eğitilmiş kişiler yok denecek kadar azdır. Bu nedenle, hep “ihanete uğradık” duygusunu hayal kırıklığı ile yaşamak zorunda kalırlar. “İyi niyet” belirtilerini vaat edilmiş şeyler olarak algılamak naifliktir. PYD, Güney Kürdistan ve ENKS ile ulusal Kürd ortak temsilcisi olmakla yükümlüdür. Bu olmuş olsa idi, ENKS’nin Cenevre’deki katılımı da farklı olacaktı. 3. taraf dediğimiz şeyi sağlamak bununla mümkündür. Ve bu Kürd stratejisi için en doğru yoldur.

 

Kürdlerin Suriye ile bir arada kalma opsiyonu nelerdir? Hangi şartlarda kalacaklar? ENKS federasyon istiyor, PYD rejimin devamına bağlı olarak kantonal bir sistem öneriyor. PYD Suriye’nin geleceğinin neresinde yer alacak?

 

Suriye sorunu belki Nostradamus’un kehanetinde belirttiği gibi 30 yıl daha sürmeyecek ama kolay da bitmeyecek. AB savaşın erken bitmesini istiyor, “terör” tehlikesi ve göçmen sorunundan dolayı ama ABD’nin böyle bir acelesinin olduğunu tahmin etmiyorum. Çünkü, “acele bir çözüm” bugün itibariyle, Rusya ve İran cephesinin lehine olacak, bundan ayrıca, IŞİD’in de kötü etkileneceğini sanmıyorum. O nedenle, Kürdlerin durumu da belirsizliğini koruyacaktır. Kürdlerin yapması gereken şey, Suriye sorununun çözümünü beklemek, Suriye’nin ne olacağını bekleme opsiyonuna yatmadan Güney Kürdistan modeli bir yapılanmayı Rojava Kürdistanı’nda inşa etmektir. ENKS ve PYD, gecikmeden ulusal misyonu hatırlamak ve bu yolda tarihi adımlar atmak zorundadır. Rojava’nın geleceği Kürdlerin kendi aralarında ulusal ve demokratik bir idari model oluşturmalarından geçiyor. Dünya bu modeli kabul edecektir. Ve ancak bu durumda, Kürdlerin değerli kanı ucuz gitmemiş olacaktır. Kürdler Rojava için büyük bedel ödediler. Bunu ulusal değere dönüştürmek zorundadırlar. Güney Kürdistan’ın Rojava için federasyon modeli şimdilik en uygun modeldir. Refaranduma gidip Rojava’nın geleceğini bu yönde sağlama almalıdırlar. Rojava Federasyonu inşa ederse, işte o zaman, Cenevre Kürdler olmadan hükümsüz olacaktır.

 

Sizce Suriye sorunu nereye gidecek? Bunca kanlı bir serüvenden sonra orada Aleviler ve Sünniler ile Kürdler uzun vadede bir arada yaşayabilir mi? Suriye parçalanır mı?

 

Ben Suriye’nin parçalandığını, bunun de facto sosyolojik bir realite olduğunu söylüyorum. Suriye’nin bu şekilde devam etmesi bütün dünya için, bölge için, Kürdler ve Suriye halkları için bir felakettir. Suriye’den insanlar kaçıyor. Bu şekilde, Kürd bölgelerinden de kaçıyorlar. Avrupa’ya her gün yüzlerce insan geliyor. Türkler Yunanlıları savaşla Ege denizine döktüler. Kürdler savaşsız Ege denizi’ne dökülüyor. Yollarda, sınırlarda her gün ölen Kürdler var. Suriye’nin bu durumu İslamist terörü arttırıyor. Dünya bir an önce, Suriye ve bölgenin sosyolojisini esas alarak bu sorunu çözmek zorundadır. Bu da sorunlu coğrafyalar arasına sınırların çekilmesidir. Kürdler kendileri ile onların yaşamlarını tehdit eden aktörlerle aralarına sınır çekmelidirler. Bu halklar, yakın zamanda, “kardeşçe, barış ve demokrasi cennetinde” birlikte yaşamayacaklardır. Kerbela meselesi 1400 yıl sürdü ise, karşılıklı öldürülen milyonlarca insanın “intikam düşmanlığı” daha nice seneler devam edecektir. Sınırların çekilmesi ancak, savaş ve intikam şifrelerini silmeye, düşmanlık hafizasını tali plana itebilir. Bu hafıza canlı iken, bölge cehennemden çıkmaz.

 

Düşmanlık hafızası ne demek?

 

Bu sosyolojiyi bir kaç cümleyle, konudan uzaklaşmadan açayım; Suriye için, bu Irak için ve aynı zaman da Türkiye için de geçerlidir; 20.YY başlarında, onları “kendisinden uzaklaştırmak” için dayatılan “modernleşme” yoluyla ulus-devlet olma projesi çökmüştür. Bu yerlerde kurulan bu devletler toplumu ne normal bir şekilde modern toplum, ne de ulus olarak inşa edebildiler. Bu nedenle, bu yerlerde kan akıyor. Bu devletleri “ulus-devlete kazandırma yolu soykırım ve zulümle olmuştur. Ortadoğu cehennemini yaratan yanlış modernleşme modelidir. Ve zorba ulus-devletçiliktir. O nedenle, bu projenin yerini Ortadoğu topluluklarının sosyolojisine uygun bir yeni siyaset olmalıdır. Kürd uluslaşma sürecini uluslararası topluluk, bu kez göz önünde tutmak zorundadır. Şunu da belirteyim, bu toplumlar kendi modernitelerinin yolunu, kendi ulus olma hakikatlerinin yolunu bulmalıdırlar.

 

Suriye şimdilik rasyonel olan 3 federasyon. Ancak, Arap milliyetçiliği ve gecikmiş Suriye Sünni milliyetçiliği bu yapılanmaya karşı çıkacak, totaliter tek-ulus refleksleri göstererek ve diktatöryel yöntemlere yöneleceklerdir. Arap Sünni milliyetçiliğine İslam dinin savaşçı özellikleri ve Selefiliğin radikal geleneği eklenince siyaset ortadan kalkmakta ve ortam kan gönlüne dönmektedir. Suriye’de kurulacak bir rejim yeniden güçlü, tek el rejimi ya da askeri yanı ağır basan bir rejim olacaktır. Bunlar Suriye halklarının sorunlarını çözmez. Demokrasi geleneğinin olmadığı yerde, kanı ve ölümü durdurmanın çaresi “sınırları” çizmektir. Kürdler kesin suretle sınırlarını çizmek zorundadırlar. Sınırlarını çizmeyen bir Kürdlük ölümle karşı karşıyadır.

 

Arka cephesi Güney Kürdistan olmayan bir Rojava, siyasi olarak güvenli olabilir mi? Kürdlerin uzun vadede farklı bir Rojava perspektifi var mı?

 

Hayır. Bunun cevabını verdim. İstediğimiz kadar bu soruyu soralım, cevabını evirelim, çevirelim, cevap aynıdır: Kürdlerin tek çareleri var bütün imkanlarını ulusal manada birleştirmek ve demokratik manada bölgenin kendi içinde en demokratik yeri olmak. Güney Kürdistan kendi içinde “demokratik bir bölge” olmayı İslam ve Doğu toplumu despotizmi bağlamında gerçekleştirebilmiş tek yer olduğu için dünya IŞİD’in başına kalkıştı. Güney Kürdistan demokrasisini koruduğu için hiç bir güç dışarıdan Güney Kürdistan’a saldırma cesaretinde bulunamayacak, bulunsa da tutunamayacak. Rojava Kürd ulusal çıkarlarını parti ve ideolojik model beklentilerinden üstün tutmalıdır. Soyu tükenmiş romantik “devrim havarilerinin” şehvetine Kürd milletinin geleceğini kurban ettirmemelidir. Kimse, hiç kimse, buna, Rusya, İran, Suriye Baası’nı, Esadı da katarak söylüyorum, Rojava’yı bir partinin mülkü olarak kabul etmez. Rojava ya da Güney, Kürdistan’ın hiç bir diyarı tek partinin mülkü, tekeli olarak güvenilir, sağlam ve mutlu bir geleceğe sahip olamaz. Tekçilik dünyanın her yerinde insanlara yıkımlar getirdi, Kürdler başkalarının yaşadığı felaketleri yaşamak zorunda değiller. Kürdlere kendi diyarları olan bu dünya yerinde sağlama alacak şey ulus ve demokrasi aklı ve sistemidir. Bu da Kürdlerin kendi içlerinde kardeşlik hukukudur. Kürdler bu siyasi akla ve felsefeye gecikmeden geçmelidir. Avrupa için de en büyük garanti ve güvenlik yolu Kürdlerin kendi “güvenlik bölgesini” kendilerinin oluşturmasıdır. Kürdlerin devletleşmesi, federasyonlaşması, Kürdler için bu dünyada “güvenlik bölgesi” oluşturmasının tek yoludur.

Etiketler: / / /

Bitlisli Said-i Kurdi ve Venezüellalı Rafael de Nogales
Çeşitli yayın organları ve platformlarda paylaşılan bir görsel için ‘Saidi Nursi’nin cephede çekilmiş fotoğrafı’ veya ‘Bediüzamman’ın Ruslara karşı savaşırken fotoğrafı’...
1882’deki Büyük Bitlis Yangını
Bitlis şehir merkezinde vuku bulmuş bir çok doğal felaket, sosyolojik ve siyasi hadiselere dair anlatımlar hep var olmuşlardır. Kıtlık, muhacirlik,...
1913 – Bir Bitlisli Kürd Bebek
Bu çeviri, rahibe Mary D. Uline’in Bitlis’ten Amerika’ya göndermiş olduğu bir mektubun içeriğine aittir. Bitlis Amerikan – Ermeni İlahiyat Kız...
1810’ların Bitlis’i ve Rahip Giuseppe Campanile
Bu çeviri, 1802 yılında Vatikan tarafından Musul’a gönderilen İtalyan rahip Giuseppe Campanile’nin (1762 – 1835), Kürdistan coğrafyasındaki onüç yıllık görevi...
Dersimli Kürd kızı Emê  ve  Harput Misyoner Okulu
Bu çeviri, Harput Amerikan İlahiyat Okulu’nda 1857 – 1893 yılları arasında idarecilik yapmış, Amerikalı misyoner çift Bay ve Bayan Crosby...
Gürcistan’ın Kürt Asıllı Prensesi, Eyyubilerin Ahlat Melikesi Tamta’nın Maceraları
  Kürt asıllı bir Ermeni-Gürcü prensesi olan Tamta (1195?-1254) 12. yüzyılın sonu ile 13. yüzyılın ilk yarısında yaşamış, ömrünün son...
Bitlis Kürd Hanı’nın 1655’deki dillere destan kütüphanesi ve akıbeti
‘Ey vilayet halkı, kaçan hanın bu Van kuluna 200 kese borcu vardır ve 40 bin koyun Malazgird Beyi Mehmed beye...
Della Valle’nin 1617’deki mektubunda Bitlis Beyi ve Kürdler
  Bitlis tarihi içerikli yazılarda, yabancı batılı seyyahların bu şehre dair izlenim ve anlatımlarına hep değinilir. Yazdığı eserlerde Bitlis’e değinen...
Kürt-Osmanlı İttifakı Bağlamında; İdris-i Bitlisi
  İdris-i Bitlisî, 1452 (bazı kaynaklar da 1457) yılında Rojkan Kürt (Bitlis Hükümdarlığının) idari merkezi olan Bitlis şehrinde Hüsameddin Bitlisi’nin...
AHLAT’I YÖNETEN ”SÖKMENOĞULLARI” KÜRT MÜYDÜ?
  Daha Türkler gelmeden önce Azerbaycan’da, Kürdistan’da, Ermenistan ve Gürcistan’ın doğu ve güney bölümlerinde Rewadi, Merwani ve Şeddadi Kürt devletleri...
Osmanlı Söylemi ve Bir Hegemonyayı Aklama – Kürdistan Sorunu
‘Tarihi, işlemediği biçimde yargılamak hakkına sahip değiliz ve böyle bir tavır bizi fazla bir yere ulaştırmaz. Ancak “olguların” oluş biçimleri...
Lord Kinross’un 1951 Bitlis ziyareti – Ahlat, Tatvan ve Deli Mito
‘Lord Kinross – Kutsal Anadolu Toprakları’ adı ile 2003 yılında Türkçe’ye çevirilmiş bir kitabı okurken, hem dili hem de tanımlamaları...
Silêmanê Kurd li Swêdê – Rohat Alakom
            Xebata lêkolerê kurd Rohat Alakom di derbarê yekem penaberê kurd ku di sala 1929an...
İsmet İnönü’ye Gönderilen Dersim-Ovacık Kürt Raporu
  Jön Türklerle başlayan ‘tek tipleştirme’ politikası Cumhuriyetin ilanıyla beraber ‘Kemalizm’ kimliği altında bütün Kürt coğrafyasını etkisi altına aldı.  ...
Sultan II.Abdulhamid’e Yönelik Suikast’e Karışan Bitlisli Ermeniler
  Sultan II.Abdulhamid’e karşı 21 Temmuz 1905 günü ‘Ermeni Devrimci Federasyonu’ tarafından Hamidiye Camii önünde bombalı suikast düzenlendi.    ...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ