Bitlis Düşünce ve Akademik Çalışma Grubu
$ DOLAR → Alış: 6,73 / Satış: 6,76
€ EURO → Alış: 7,32 / Satış: 7,35

Endülüs ve İspanyol Kültürüne Yön Veren Kürd – Ziryab

Endülüs ve İspanyol Kültürüne Yön Veren Kürd – Ziryab
  • 12.06.2017

 

822 yılında, şimdiki İspanya sınırları içinde olan, zamanın Endülüs Devleti’nin önemli şehri Kurtuba’da (Cordoba) Ziryab lakablı bir Kürd, ülkenin ilk müzik konservatuarını açar.

 

 

 

 

 

Aralarında cariyesi Mat’ah ve kendi kızı Hamdunah da olmakla beraber (bazı kaynaklarda iki kızı diye geçer), toplamda 30 kız öğrenciye müzik ve şan dersleri veren bu Kürd; Endülüs’ün Emevi hükümdarı Sultan II. Abdurrahman’ın beğeni ve desteğini de aldıkdan sonra ülkenin diğer şehirlerinde de konservatuarlar kurarak, Endülüs ve daha sonrasında İspanyol müziği başta olmak üzere, İspanya’nın yemek, yaşam tarzı, moda ve edebiyat tarihinde hatırı sayılır bir iz bırakır.

 

Peki, yaklaşık 1200 yıl önce İber Yarımadası’nda yaşamış, gitar enstrümanından Flamenko’ya, adının geçtiği yemek ve giyim kuşam kültüründen, hijyenik bakım alışkanlıklarına, İspanyol yaşam tarzını etkilemiş Ziryab lakablı bu dahi Kürd kimdi? Ta oralara nereden, nasıl ve neden gitmek zorunda kalmıştı?

 

 

Baran ZEYDANLIOĞLU – 12 Haziran 2017

 

Asıl adı Abu al-Hasan ‘Ali ibn Nafi’ olan Ziryab, 789 yılında Musul’un bir köyünde dünyaya gelir. Ziryab lakabı ise kimilerine göre onun esmer tenli oluşundan dolayı Arapça ’kara kuş’ anlamına geldiği için verilmiş, kimilerine göre ise sesinin saflığı ve duruluğundan Farsça/Kürdçe’deki altın su anlamındaki ’zer ab/av’ isminden dolayı verilmişti. Ailesi ile Bağdat’a taşınan Ziryab, Abbasi Halifesi İbrahim El Mehdi’nin hizmetkarlığını yapmış ve sonrasında azad edilmiş köle geçmişi olan Kürd bir ailenin çocuğudur. Ziryab gittiği okulun en zeki öğrencilerinden biridir. Matematik, edebiyat, şiir, astronomi ve coğrafya derslerinde çok iyi olan Ziryab’ın en başarılı olduğu dal ise müziktir.

 

Babasının Halife’nin sarayında çalışmışlığının olması, Ziryab’ı döneminin en ünlü şan hocası ve kendisi gibi Musullu bir Kürd olan sarayın baş müzisyeni İshak (İshaq Al-Mawsili) tarafından şan dersleri almaya götürür. (Orta Çağ’ın en gelişmiş yerleşim merkezlerinin başında gelen; kültür, sanat ve edebiyat konusunda altın çağını yaşayan Bağdat’ın o dönemki en ünlü müzik ve şan üstadı konumunda bulunan İshak’ın kendi babası Musullu İbrahim de eserlerini Arapça icra etmiş ve Arap müzik tarihinde tanınmış bir bestekar/müzisyendir). Ziryab’ın müziğe olan yatkınlığı, yeteneği ve kapasitesi hocası İshak’ın da taktiri ve beğenisini her zaman aldığından, öğrenciler arasında en iyisi olarak hep takdim edilmiştir. Öyleki bir gün Bağdat’taki Abbasi Halifesi olan Harun Reşid, baş müzisyen Ishak’a en iyi öğrencisini seçip kendisine bir sunum yapmasını ister. Bunun üzerine İshak en iyi öğrencisi olarak gördüğü Ziryab ile halifenin huzuruna çıkar. Ziryab’ın sunumu sonrası mest olan halife kendisini tanımak istediğini söyleyerek Ziryab ile konuştuktan sonra hocası İshak’ın ud’u ile başka şeyler de çalmasını ister. Bunun üzerine Ziryab eğer hocası İshak da dahil başkalarının enstrümanları ile bir sunum yaparsa kendisinin başkalarından bir farkının olmayacağını ve eğer halife hazretleri izin verirse, daha önce hiç kimse tarafından seslendirilmemiş sadece kendisinin bildiği ve halife hazretleri için icra edebileceği repertuarının olduğunu ve bunu da kendi yapımı olan ud’unu kullanarak seslendirebileceğini arz eder. Bu çıkış karşısında halife Reşid şaşırır ve onun ud’unun diğerlerinden farkını sorar. Ziryab’ın cevabı ise epeyi teferruatlı olur:

’- benim ud’um görünüşte diğerlerinden farklı görünmeyebilir ilk etapta, ancak bu ud kendi yapımım olup diğer bilinen udların üçte biri ağırlığındadır. Perdeleri sıcak su değmemiş ipekten, bas ve üçüncü telleri ise aslan bağırsağından yapılmıştır. Ayrıca başkalarının kullandığı ahşap mızrap yerine ben kartal pencesinden yaptığım kendi mızrapımı kullanırım. Bunların dışında en önemli özelliği ise bu ud’un beşinci bir tele sahip olmasıdır. Ben bu beşinci tele ’ruh’ adını verdim, ki diğerleri de sırasıyla; asabiyet, iyimserlik, duygusuzluk ve melankoli hallerini yansıtırlar’ diye cevap verir. Ziryab’ın ud’unun beşinci teli ise her zaman kırmızıya boyalıdır. Çünkü ’ruhun rengi kırmızıdır’ diyormuş hep Ziryab.

 

Halife için repertuarındaki daha önce hiç duyulmamış şarkıları seslendiren Ziryab, bu üstün başarısı ve olağanüstü performasından dolayı halifenin kendisine hayran kalmasına neden olur. Öyleki Ziryab’ın sahnesi sonrası sarayın baş müzisyeni İshak’ı yanına çağıran halife Reşid, bu yetenekli öğrencinin büyük özen ve itina ile elinden tutulması ve eğitiminin tamamlanması için özel muameleye tabi olması gerektiğini emreder. Üstüne de Ziryab için kendisinin özel planları olduğunu ekler. Bu sözler üzerine büyük bir kıskançlık ve tedirginlik yaşayan İshak, birden bire kendine rakip görmeye başladığı öğrencisini bir kenara çekerek onun biran önce Bağdat’ı terk etmesi gerektiğini ve bunu yapmaması dahilinde bu hatasını canı ile ödeyeceği tehditi ile korkutur. Hocasını iyi tanıyan Ziryab, başına bir şey gelmemesi için Bağdat’ı hemen terk eder. (Bazı kaynaklarda Ziryab’ın ailesi ile birlikte Bağdat’ı terk ettiği geçmektedir).

 

Seneler süren Suriye, Filistin ve Mısır ülkelerindeki yaşamı, Tunus’un Kayrevan (Kairouan) şehrine gelmesiyle değişir. Dönemin önemli bir din, felsefe, ilim ve ticaret merkezi olan Keyrevan’da oldukça ünlenen Ziryab, Endülüs’ün emevi sultanı II. Abdurrahman’ın elçilerinden Yahudi Al-Mansur’un dikkatini çeker. Ziryab’a teklif götüren Al-Mansur, sultanının dünyanın bir çok yerinden yetenekli ve alim insanları Endülüs Cordoba’ya davet ettiğini ve onlara çok önemli imkanlar sağladığını aktarır. Sultan’ının amacının Kurtuba’yı Bağdat ve Şam gibi büyük bir ilim, sanat ve medeniyet merkezi yapmak istediği olduğunu Ziryab ile paylaşır. Bunun üzerine ailesini de ikna eden Ziryab, hep bahsini duyduğu ve bir gün oraya gideceğine inandığı İber Yarımadası’na ve Endülüs’ün parlayan yıldızı Kurtuba/Cordoba şehrine 822 yılında gelir. Üç dinin ve çok kültürlülüğün şehri Kurtuba/Cordoba’ya.

Ziryab hakkındaki bilgiye daha öncesinden sahip olan sultan II. Abdurrahman, hükümdarlığı ve davetini kabul eden Ziryab’a hemen maaş bağlar ve yapacağı çalışmaları için sarayının tüm imkanlarını emrine amade eder. Kendisi de 33 yaşında olan sultan, akranı Ziryab ile sık sık görüştüğünden, Ziryab artık Endülüs’ün saray ahalisi ve elit kesimleri arasında yer alır. Sesi ve hiçbir zaman yanından ayırmadığı kendi yapımı ud’u ile icra ettiği şarkıları, herkesi mest etmiş ve ünü kısa zamanda tüm İber Yarımadası’na yayılmıştır.

Ziryab’ın ve sultan II. Abdurrahman’ın görüşmelerinde ele aldıkları konular sosyolojiden edebiyata, tarihten sanata, mimariden şiire ve bilime kadar geniş bir yelpazede cereyan ettiğinden, Ziryab artık sultanın bir danışmanı konumuna da gelmiştir. Çeşitli etkinlik, kurum ve oluşumlarda Ziryab’ın kararları dikkate alınarak onun imzasıyla hayata geçirilir. Değişik şehirlerde kurduğu müzik okullarında Müslüman, Hristiyan ve Yahudi öğrencilerden oluşan, kızlı erkekli sınıflarda ders verir, Musul ve Bağdat’taki okulları aratmayan, hatta daha zengin müfredatlarla öğrenci yetiştirir. İcra ettiği ve bestelediği şarkıları, Arapça, Farsça/ Kürdçe ve Hinduca ezgilerle harmanlayıp, Endülüs’ün ve sonrasındaki İspanya’nın kültür mirasına yüzyıllar boyunca kaybolmayacak eserler bırakır.

Getirdiği yeni uygulamalarla, Kuzey Afrika ve İber Yarımadası’ndaki müzik, beste ve şarkı tarzlarına radikal etkide bulunur. Günün 24 saatini baz alarak 24 kesitten oluşan, İspanya’daki ’nauba’ ve özellikle Tunus, Cezayir ve Libya’da etkin olan ’maluf’ tarzlarının temelleri Ziryab’a aittirler. Ud’unun perde ve tel özellikleri, Endülüs müzik enstrümanları konusunda bir çığır açmış ve İspanyolların gitar enstümanının ortaya çıkmasının temelini olmuştur Ziryab’ın ahşap yerine kartal pençesinden yaptığı mızrabı da bir efsane yaratır. Ziryab’ın bu mızrabının tanıtımından sonra kendisine sanatçıyım diyenler artık ahşabı tamamıyla terk ederek, onlar da kartal ğencesi mızrabı kullanımına başlarlar.

 

Bağdat’dan ayrılışından sonra ta İber Yarımadası’na gelinceye kadar geçirdiği zaman içerisinde, geleneksel bir Kürd dengbeji gibi müzik içra etmiş, kendini geliştirmiş ve yenilemiştir. Bu birikim ve potansiyelini Cordoba’daki çalışmalarında yeni dans ve müzik sunumuna aktarmıştır. Flamenko dansının yaratıcısı olarak da kabul edilen Ziryab, Kürdistan ve Mezopotamya’dan beraberinde getirdiği müzik ve dans birikimini, Arap ve Kuzey Afrika motifleriyle zenginleştirip, Endülüs – İspanyol kültür mirasına katmıştır. Ziryab’ın repertuarında 10 binin üzerinde şarkı ve bestenin olduğu belirtilir. Ibn Hayyan ve Al Maqqari; Ziryab’ı sadece müzik konusunda ele almanın vicdansızlık olacağını, çünkü müzikte olduğu kadar şiir, edebiyat, hitab, astronomi ve coğrafyada da olağanüstü bir birikime sahip olduğunu yazarlar.

Endülüs’ün yemek kültürü, giyim ve hayat tarzında dahi yeniliklere imzasını atar Ziryab. Kendisinden önce tek ana yemek kültürüne sahip olan Endülüs’e, çorba ile başlangıç, ana yemek ve sonrasında tatlı veya meyve tüketim geleneğini tanıtmıştır. Bıçak, çatal ve kaşık kullanımı ve ayrıca masalara örtü örtülmesini öğretmiştir. Masalarda altın ve gümüş kap kacak ve bardakları kaldırarak, cam ve kristal kullanılmasını öğretmiştir. Ziryab’ın Kuzey Afrika ve özellikle İspanyol yemek kültürüne kazandırdığı tatlı ve yemek çeşitleri ile daha önceden bilmedikleri yeni sebze türleri de vardır. Halen İspanya’nın bir çok yerinde geleneksel yemeklerden olan ve özellikle Zaragoza ve Kurtuba şehirlerinde Ziryab adı ile anılan yemek ve tatlılar vardır. ’Zalabia/jalebia, Taqliyat Ziryab’ ve ’Ziryabi’ gibi.

 

İnsanların boş zamanlarında beyin jimnastiği yapması ve bir araya gelmeleri açısından, Hindistan’dan getirttiği alimler ve astrologların aracılığı ile satrancı Endülüs’e tanıtmıştır. Polo sporunu da Endülüs’e getiren Ziryab’dır. İnsanların bakım, zerafet, giyim, kuşam ve hijyenik alışkanlıklarına dahi yenilikler katmıştır. Saç kesimi, makyaj ve güzellik bakımından; mevsimine göre kıyafet kullanılmasına kadar yenilikler getirmiştir. Güzellik salonları dahi açtırmıştır. Kendisinin kısa saç/sakallı ve sürekli bakımlı olması, elit sınıf arasında taklit dahi edilmiş ve moda haline gelmiştir. Çamaşır yıkamalarında tuz kullanımı ile kadınları tanıştırmış ve bu şekilde kötü kokuları gidermek için gereksiz yere gülsuyu kullanmamalarını öğretmiştir. Tuz ve kullandığı bir tür sıvı karışımı ile diş kremi ve dişbakımı kültürünü İber Yarımadası’nda yaymıştır.

 

Kıyafet konusunda Kürdistan ve Mezopotamya’da yaygın olan pamuklu dokuma kumaş üzerine siyah veya lacivert dikey çizgili kıyafetleri, Endülüslülere tanıtmış ve bu giyim tarzı çok beğeni görmüştür. Özellikle Fas ve diğer kuzey Afrika ülkelerinde bu giyim tarzı halen mevcuttur. İpek, yün ve renkli kumaş kullanımını da uygulayarak, mevsimine göre kıyafete alternatif çokluğunu kazandırmıştır.

 

İçmimari ve mobilya tasarımı konusunda dahi, Doğu kültürüne has ahşap tarzı ve deri mobilya kullanımını yaygınlaştırmıştır.

Sultan II. Abdurrahman’ın baş danışmanı konumunda olan Ziryab, Emevi Devleti’nin selameti ve zenginleşmesi için sultanın desteği ile Kuzey Afrika’dan, Mezopoptamya, Hindistan ve diğer ilim merkezlerinden Yahudi doktorları, alimleri, zanaatkarları, astrologları ve sanatçıları Kurduba’ya toplama konusunda büyük başarı sağlamıştır.

Ziryab’ın Endülüs ve İspanya için yaptıkları sadece İber Yarımadası ile sınırlı kalmayarak, komşu devletler ve kültürlerini de etkilemiştir.

68 yaşında 857 yılında Kurtuba’da hayata veda eden Ziryab, arkasında 8 erkek 2 kız olmak üzre 10 çocuk bırakmış, ki bunlar da babalarının başlattıklarını kısmen de olsa devam ettirmişlerdir. Her ne kadar sultan II. Abdurahman’dan sonra gelen sultan III. Abdurahman, Ziryab’ın çocuklarına destek vermişsede, çocuklarının başarıları ve etkileri babalarının yaptıklarının yanında pek de önemsenecek düzeyde olmamıştır.

Kürd Ziryab’ın İber Yarımadası’ndaki 35 senelik yaşamı boyunca hem Kurtuba ve Endülüs, hemde sonrasındaki İspanya kültürüne kattıkları ve kazandırdıkları Avrupalı sanat tarihçileri ve yazarlar tarafından övülerek ve gıpta ile yazılır. Araştırılması, derlenmesi ve özellikle de Kürdler tarafından bilinmesi açısından paylaşılması gereken ise; Musul’dan çıkıp Endülüs’ün bir ilim, sanat, medeniyet ve kültür merkezi haline gelmesine katkısı bu düzeyde olan Ziryab’ın neden hakettiği düzeyde ve yeterince bilinmediğidir.

 

————————-

Kaynaklar:

 

Flamenco y Music Kurda, M. Martorell, El Mundo

 

’The Forgotten Blackbird’, The Daily Beagle

 

’Los Kurdos’, transoxiana

 

’Encyclopedia of Islam’, E. J. Brill, Anna Ruiz, Rotterdam University

 

’Vibrant Andalucia’, The spice of life in Sothern Spain

 

’Unutulmuş bilge bir Kürdün hikayesi’, Ziryab, İ. Güler

 

Muslimheritage.com

———————–

Bitlisname.com kaynak gösterilmeden paylaşılıp yayınlanamaz

 

Etiketler: / / / /

Kadim Bir Kürd Aşireti: Zeydan
Zeydan isminin kökeninin, Kürdçedeki zeyî-dan yani arıcılıkdaki ‘oğul vermek, çoğalmak’ fiili gibi bir kökenden geldiği söylenir. Zeydan (Zeîdan, Zeydanlı, Zeydî...
Bitlis’in konuşma ve yazı dilindeki X, Q, Ê, W harflerinin kullanılması
Dillerin, lehçelerin ve şivelerin kendilerine özgü vurguları ve kullanım şekilleri vardır. Kâh yazılı kâh sözlü olarak, belirli bir yapıya sahiptir...
“Kürd’e fırsat verme Yârâb” sözde şiir uydurmadır – Murat Bardakçı
“Kürd’e fırsat verme Yârâb, dehre sultân olmasın” mısrası ile başlayan şiiri güya Yavuz Sultan Selim yazmış, Berbat bir şiir bozuntusunun...
Prof. Dr. Ludwig Paul: Zazalar Kürd, Zazakî Kürdî Bir Dildir
Ludwig Paul, Zazaların Kürd olduğunu ve Zazakînin Kürdî bir “dil” olduğunu, her dil bir millettir teorisinin doğru olmadığını, bir milletin...
Zazacılığı başlatan Ebubekir Pamukçu’ya dair – Roşan Lezgin yazdı
Zazacılığı başlatan Ebubekir Pamukçu’nun Türkçü şiirlerinden öteden beri sözedilirdi ama bu şiirlerin nerede yayınlandıkları konusunda kaynak gösterilmezdi.      ...
Yaşar Kemal 1951 Haziran’ında Kurtalan’dan Bitlis’e geçerken
1951 yılının Haziran ayında bir röportaj muhabiri olarak gelir Yaşar Kemal ve diğer gazeteci arkadaşları Bitlis’e. Daha doğrusu trenle Kurtalan’a...
En Fazla Ermeni Kurtaran Kürt; Müküslü Muhtıla Bey
En fazla Ermeni’yi ölümden, gazap ve katliamdan kurtaran Kürt bana göre Van’ın Müküs (Bahçesaray) kazasından olan Beylerin Beyi Muhtıla Bey’dir. 19....
Mark Sykes’ın 1900’lerin Başında Bitlis’i Ziyareti Ve Kürd Aşiretleri Listesi
1879 doğumlu İngiliz siyasetçi, ajan, diplomat, asker, yazar ve bir gezgin olan Mark Sykes özellikle Osmanlı – Kürd ve Arap...
”Zazaki” ile ”Zaza Dili” Ayrı Şeylerdir
  Resmi dilde oluşturulan tanım ve kavramlar, bir süre sonra halk tarafından benimsenip içselleştiriliyor. Örneğin, hatırlıyorum, “Anadol” dediğimizde, sadece şimdiki...
Yılın En Uzun Gecesi – Şevê Yelda, nam-ı diğer Şeva Çile
21 Aralık gecesi, yani ‘Yılın En Uzun Gecesi’ olan Şevê Yelda, nam-ı diğer Şeva Çile’dir Şab-i Yalda olarak da bilinir....
Cumhuriyet Dönemi Asimilasyon Politikaları: Siirt, Muş, Bitlis ve Van
  ”Asimilasyon olgusu, son iki asrın en büyük cinayetidir! Bu asimile olmuş taklitçiler ise ne kadar gülünç cinayetlere sebep olmuşlardır,...
Kurdolog Bazil Nikitin’den Times’e ”Dersim Harekatı” Eleştirisi
Bugünkü ‘’Cumhuryet’’ gazetesi, uzak şarkın vaziyeti hakkında bir makale neşrederek uzak şarkın o kadar uzakta olmadığını ve diğer Asya memleketlerinin...
Mîrza Seîd – Kurdê Yekem Li Swêdê (1893)
Ev lêkolîna jêrîn ji du beşan pêk tê. Di beşa yekem de jîyana Mîrza Seîd bi tevayî û di beşa...
Fransızca Çizgi Anlatımda Bitlis ve Kürdler  
Bitlis’in tarihteki konumu ve önemi üzerine yüzlerce makale, anlatım ve arşive denk gelmişimdir. Hepsinde de özellikle iki önemli siyaset adamının...
Bir Askerin Günlüğü ‘Dersim Soykırımı’
Çalışmalarını Almanya’da sürdüren tarihçi Zeynep Türkyılmaz Dersim’de 1938’te devlet eliyle yaşatılan vahşete dair önemli bir belgeyi paylaşıyor. Harekata katılan bir...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ