Bitlis Düşünce ve Akademik Çalışma Grubu
$ DOLAR → Alış: 4,84 / Satış: 4,86
€ EURO → Alış: 5,68 / Satış: 5,70

24 Haziran 2018 Seçimlerinde Kürtlerin Tutumu Ne Olacak?

24 Haziran 2018 Seçimlerinde Kürtlerin Tutumu Ne Olacak?
  • 01.05.2018
  • 4.331 kez okundu

 

24 Haziran 2018 Seçimleri yaklaşırken kamuoyu Kürt siyasi partileri ve Kürt toplumunun seçimde nasıl bir tavır alacağını merak ediyor. Sosyolog Yaşar Abdulselamoğlu’yla konuyu değerlendiriyoruz…

 

 

 

 

 

 

 Türkiye ”Yeni” bir sistemi 24 Haziran seçimlerinde oylamak için sandık başına gidecek. Kürtler, ”Yeni” sistemin neresinde yer almaktadır?

 

 

Tarihsel olarak Türkiye’deki köklü yenilikler, Türk ulusalcılığı ve modernleşmesi eksenli olduklarından Kürtler için büyük kırılmalarla sonuçlanmıştır. Türkiye’deki “Yeni Sistem” güçlü bir modernleşme ve Türkiye’nin Bölgede jeopolitik rolünü ve yerini yeniden konumlandırma eğiliminin bir ihtiyacı olarak ortaya konuyor, Milli Reis sistemi prensip olarak siyaset alanını sınırlandırma eğilimine sahip bir sistemdir, ancak, Kürtler güçlü, özerk toplumsal bir aktör olarak güç olmayı başardıklarında, Devlet başkanlığı bununla diyalog içinde olmayı esas almak zorunda kalacaktır. Zaten, hep Kürtlerin desteğini güçlü olarak sağlayabilen merkezi iktidarda kalıcı olabilmiştir. Bugünkü Ana muhalefetin iktidar alternatifi olamamasının temel sorunu da Kürtlerin desteğine sahip olmamasıdır. İktidar olmak isteyenin Kürt Politikası olması gerekiyor, onların iyi bir Kürt Politikasına sahip olma şansları da Kürtlerin kendilerinin güçlü bir toplumsal varlık olarak kendilerini göstermelerine bağlı olabilir. Yeni sistemde de Kürtler çıkarlarının bilincinde davranmayı başarırlarsa, özerk siyasi özne olarak siyaset yapma imkanına sahip olabilirler.

 

Kürtler toplumsal güçlerini neden birleştiremiyor bu gücün imkanları nelerdir?

 

Ulusalcı düşünce Türkiye’de Kürtler dediğinde, bundan Türkiye’nin 3/1’ini oluşturan ortak ulusal kimlik ve aidiyetleri olan homojen bir toplumu tasavvur eder. Kuşkusuz, böyle bir sosyolojik imkan potansiyel olarak vardır, ama bu siyasi olarak inşa edilmemiştir. Sebebi de Kürt kimliği üzerinde inşa eylemi yapanların salt Kürt ulusalcı düşüncesnin, değil, başka ideolojik hegemonyaların olmasıdır. Her hülükarda, “Kürtler” sistemde “kilit rol” olabilirler.

 

 

Bu seçimlerin Kürtler için esas önemi nedir?

 

Bu seçimler seçme ve seçilme sonuçları itibariyle, en fazla Kürtlerin toplumsal aktör olarak geldikleri noktanın ne olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Kürtlerin “yükselişi” devam ediyor mu, yoksa “kesintiye” mi uğradı konusunda bir bilgi sahibi olacağız. Güvenlik, savaş askeri operasyonalar, baskı rejimleri “yükselişi” durdurma yönünde sonuç vermiş ise, bu, askeri tedbirlerin devam edeceği yönünde işaret olarak okunabilir, tersi bir durum varsa, bu da, Kürt siyasetine bakışın rasyonalleşmesine etkisi olacaktır. Doğrusu, bu seçimler, Kürt sorununda siyasetin alanının açılması için iyi bir fırsata dönüşebilir. Büyük bir başarı askeri tedbirlerin geçersizliğini ortaya koymuş olacaktır. Bu muhalefet için de, uluslararası güçler için de Kürtlerin kendisi için de önemli bir mesaj niteliği taşıyabilir. Seçimler Kürt faktörünün temel kurucu rolünü gösterebilmesi, sistemin geleceği açısından önemlidir.

 

 

Kürt siyasi partileri arasında neden bir ittifak gerçekleşemiyor? Bir ittifak gerçekleşirse nasıl gerçekleşmelidir?

 

 

İttifaklar, uzlaşmalar siyasi aktörler arasında mümkün olur. Bugün Türkiye’de ve Kürtler içinde siyaset değil, ideolojik akıl belirleyicidir. Kürt partileri aşırı derecede ideoloji odaklı partilerdir. Siyasetin bugün ve şimdisinin gündelik inşası onlar için pek cazip değildir. Herkes “tarihsel haklılık” ve kendi ideolojisinin hegemonyasını inşa etme hülyası ile yaşıyor. 70’li yıllarda siyasi tartışmalar şu sözle tamamlanırdı; “Tarih kimi haklı çıkaracak göreceğiz!” Şimdi her ideoloji “tarihi kendi lehinde tamamlamak” istiyor. İdeolojik akılla uzlaşma ve ittifak imkanları çok kısıtlıdır. İdeoloji, özellikle de, hegemon değilse, birliktelikleri kısıtlar genişletmez. İdeoloji önemlidir, ama sosyal hayat aslında siyasi hünerle inşa ediliyor. Şimdi AK Parti “tarih tamamlandı” – Milli Görüş artık Türkiye’dir, diyebiliyor, ama AK Parti 2000’li yılların başlarında siyaseti öne, ideolojiyi tali plana düşüren bir strateji izleyerek yol aldı, uzlaşma ve genişleme gösterebildi, şimdi de, ideolojik olarak tarih bizi haklı çıkardı opsiyonuna girdi. Kürt partileri henüz tarihin kendilerini haklı çıkaracağını bir diğerine ispat ettirme ideolojik aklındalar. PKK de Kürtler için tarih bitti, bu benim diyor. Kürtler siyasi inşa değil, ideolojik zaman merkezli “siyaset” yapıyorlar.

 

“İdeolojik zaman” nasıl aşılır?

 

Türkçü, İslamist, Alevi, Kürtçü-laik, Kürtçü-Muhafazakar, Yeni-islamcı, melez-kozmoplit, demokratik-totalitarizm, liberal-rövanşist, ulusalcı-idealist – tarihi kahrmanların zamanında yaşayan- eskenli yüzlerce “strateji merkezi” Kürtler için bu kurguları yapıyor. Herkes de, Kürt dediğinde bundan kendi ideolojik tasavvurunu anlıyor. İdeolojik kimlik inşa etme zamanı, ancak kamusal alanda güçlü bir diyalog ahlakı ile “liberalleşebilir”, yumuşayabilir, çünkü o zaman herkes bir ötekinde kendisinden şeyler “keşfetme imkanına kavuşur. Şehirleşme kültürü bu işin temel kurucusudur, ancak şehirleri bu kurgular tahrip ediyor. Dağdan, köyden, cezaevinden, mahkeme salonlarından, “seni şöyle seni böyle yapacak tehditlerden toplumsal uzlaşı kültürü çıkmıyor. Oradan çatışma kültürü kendisini yeniden üretiyor. Gündelik yaşam içinde rasyonel bir akıl ile toplumsalın inşa edilmesi hedef haline getirildiğinde “ideolojik zaman” mitolojik zaman gibi devre dışı kalır. Bununla Kürtlerin Kürt ulusal kimliğini inşa etme gibi ideolojik bir işlevlerinin bittiği anlamı çıkarılmamalıdır.

 

Kürt toplumu son 20 yılın en büyük sindirilmişliğini yaşamaktadır. Bunun sosyolojik nedenlerini nasıl görüyorsunuz?

 

 

Temel sosyolojik nedeni cemaatsel sosyum çözülürken modern toplum yapılarının, şehir kültürünün, ulusal kimliğin, özgür bireyin sivil toplumsal aktivitesinin yapılandırıcı etkiye sahip olmamasıdır. Kitle-toplumu denen, aşırı duygularla hareket eden ve sosyolojik manada, aslında organize sayılmayan bir sosyallık halinden bahsediyoruz. İnşa eden değil, hala tahribi önüne koymuş bir siyaset söz konusudur. Siyaset toplum için hizmet işlevini görmüyor. Son 20 yılda, daha öncesinde de, siyaset topluma hizmet için değil, toplum siyasete hizmet için, tek taraflı olarak var olduğu için, toplum sindirildi. 70’li yıllardaki yeni ve genç ulus motivasyonu çok güçlü bir toplumsal uyanış ve bilinçlenme etkisi yaratmıştı. Kültürel ve yapısal olarak inşacı bir enerji ve motivasyon cemaatselci sosyumu çözmeye yönelen tahripkar solcu ve anarşist siyaset ulus ve sivil toplum inşa görevini yapamazdı. Kürtlerin tarihsel muazzam yaratıcı enerjileri – ki bu halkların tarihinde “ulus inşa dönemi – cemaatsellikten toplumsal ve özgür birey dönemine geçiş ve muazzam dönüşüm dönemleridir, Kürtler için harap edildi. Kürtlere karşı devletler ve ona alet olan siyasi gafil aktörlerin sayesinde tarihsel sosyolojik potansiyel büyük ölçüde gerçekleşme imkanından yoksun kılındı. Muazzam sosyal ve kültürel sermaye ve enerji imkansız oyunlara kurban edildi.

 

 

Siyasi iktidarın Kürtler için ”vaad” ve yeniden ”demokratik açılım” yapacağına inanıyor musunuz?

 

Türkiye’de siyasi iktidarların Kürt Krizi’ni yönetebilmesi için iki opsiyonu vardır; çözüm vaadi ve şiddet. Bu ikisi birbirinin bahanesi olarak hep tekerrür eder. Türkiye iktidarı Kürtleri bir baba gibi yönetir. Ancak bir babadan farklı olarak o çoçuğun büyümesini hiç bir zaman istemez. Büyürse, kendi başına yaşama bağışıklığı kazanabilir. Vaatler gibi, şiddet de, konjüktüre bağlı olarak bir 7-8 yıl belli etkiler üretiyor. Yeni şiddetten sonra, yeni vaat süresi ne zaman başlar, herhal az kaldı.

 

Kürt siyaseti meselesinde, esas olgunun konuşulmadığını düşünüyorum. Bu nedir? 100 yıl önce Kürt Sorununa bir çözüm şekli olarak Kürtlerin toprakları parçalandı. Parçalanma Yeni Türkiye Cumhuriyeti için ve İngilizler için üzerinde uzlaştıkları bir Çözüm şekli” olarak yapıldı; Bu şekilde, İngilizler Büyük Kurdistan devletini kurma maliyeti gibi bir sorundan, Türkiye Cumhuriyeti de “İki Ana Unsurlu bir Devlet”in tek ana unsura – “Türk Milleti’ne” dönüştürülmesi tasavvuru ve Kürtleri bir azınlık ve nihayye yok sayarak red edebilme söylemine kavuştular. Bugün Bölgeselleşme, Küreselleşme, sınırların etkilerini uzun bir zamandır azaltıyor. Bir asır boyu bir çözüm etkisine sahip olarak görülen parçalanma durumu, tersine dönerek, Kürt Sorununun yeniden ve çok güçlü bir şekilde aktüelleşmesine ve yeni bir yükseliş trendi olarak ortaya çıkmasına neden oluyor. Parça parçadan güç alıyor. Bugün Kürt şehirlerinin yeniden işgal edilmesi ile açığa çıkan bu kaygı, Bölge çapında Kürt Sorununu yeniden büyük bir sorun olarak gündeme getirmiştir,. Kürtleri parçalayan devletlerin hiç birinde “homojen tek ulus” sağlanamadı, parça durumları şimdi bu tasavvuru hepten geçersiz kılmış bulunuyor.

Sevr’in Lozana çeviren mantık – Kürtlere ayrı devlete gerek yok, biz İki asli unsur olarak ortak devlet kurmaya karar kıldık, argümanı geçersiz kılındığı için yüzyıl önceki esas soruna bugün herkesin yeniden bir çözüm bulması gerekiyor. Hiç bir jeopolitik güç, hangi tedbirleri üretirlerse üretsinler, yüzyıl önceki soruya yeniden cevap bulmak zorunda kalacakalr; Kürtler asıl ve eşit haklı bir öge olarak ortak devlette mi yoksa ayrı bağımsız bir Kürt devleti mi?

Bugünkü şiddeti, savaş, terör ve yıkımları tamamen bu dileme karşılık veremeyen siyasetin irasyonel davranış sonuçları olarak görmek gerekiyor.

 

Türkiye’de sistem karışıklığı yaşandığını düşünüyor musunuz? Devlet, Demokrat veya İslamcı kimlik hangisiyle daha yakın sizce?

 

Bahsettiğiniz anlamda sistem 200 yıldır bir arayış içindedir. Türkiye için bir “Türki sistem” halini almıştır. “Yerli ve milli” illüzyon 200 yıldır beklenen “Bizi” inşa edemiyor. Ortadoğu krizi bağlamında Türkiye kendisini yeniden üretme imkanını bulduğunu düşünüyor. Tek adam rejimini, daha hızlı reflex göstermenin bir argümanı olarak gerekçelendiriyor. Önümüzde büyük bir şans vardır, bunu siyasi lafazanlıklarla harcama lüksümüz yoktur, düşüncesi tek adam rejimi anlayışını güçlendiriyor. Türkiye’de devlet, “ulusu” gördüğünde, “islamdan” boşandı, onsuz da edemedi, şimdi ikisiyle de yeniden birleşen bir erk-ek konumundadır. Kürtler gibi türklerin ulusal kimlik sorunları devam ediyor. Kürtlerde siyasi iktidar eksikliği, Türklerde kendiliğin kültürel özgünlük sorunu…

 

Türk siyasi partileri ideolojik olarak çok keskin kutuplara sahip olsalar dahi ‘Beka’ sorunu üzerinden ittifak gerçekletire bilmekteler. Kürt siyasi partileri neden bunu başaramaktadır?

 

  Türkler bekayı devlette, Kürtler kendilerinde görüyor. Türklerin kaybedecekleri bir devletleri var, bu beka sendromu yaratıyor. Türklerdeki devletçi anlayış, kriz algısı anında özrefleks göstermelerini sağlıyor. Çünkü, varlıklar – ekonomi, kültür, kimlik, ulus vs. devlet tarafından inşa edilmiştir ve ondaki kriz ve meşruiyet kaybında riske girebiliyor. Kürtlerin mevcut varlıkları – tersine ortak bir irade ya da üst bir mekanizmaya değil, cemaatselci sosyumlara ve çözülmüş kitle-topluma dayanıyor. Kriz ve onotolojik kaygı üst bir kimlik üretmiyor. İdeolojik katı sınırlar da buna engel oluyor. İdeolojik önyargılar rasyonel siyaset üretmenin önündeki en büyük engellerden biridir. Çıkar hesabı yapamayan uzlaşmanın gereğini de göremez.

 

 

Kürtlerin Bölgede son durumları açısından, seçimlerde Kürtlerin başarı oranını ve siyasi geleceği nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Bir kaç yıl öncesine kadar Kürtler için, “Kürtlerin zamanı”, “yükselen aktör” vs gibi belirlemeler yapılıyordu. İŞİD ile savaş da Kürtlerin uluslararası tanınmalarına imkan sağladı. Son bir kaç yıl içinde Kürtleri zor duruma sokan gelişmeler oldu. Kürtlerin ulusal heyecanını kesen gelişmeler; Bağımsızlık Referanduma karşı bölgesel tavır, Kerkük’ün düşürülmesi, Afrin Şengal, Türkiye’de kayyumlar, cezaevleri, tutuklamalar, baskılar vs. Kürtlerin yükselişini durduran algı operasyonları rolü oynadı. Kürtleri durdurma operasyonları nasıl bir sonuç verdi, Kürtler geriledi mi; seçimler bunu anlamamız için iyi bir işaret olacak ve bu sonuçlara bağlı olarak şiddet mi politika imkanları mı artacak; bu konuda belli bir öngörüye sahip olma imkanını elde edeceğiz.

PKK ve HDP’nin Kürtlere egemen efendinin gözü ile bakışı, Kürtlerin sandığa gitmeme durumuna sebep olabilir. Herşeye rağmen, seçimde Kürtlerin refleksini, Kürt siyasine rağmen, rasyonel bir davranış hali olarak okumaya çalışmak gerekir.

 

HDP ile Kürtlerin İttifakı, Kürt Bloku sağlanabilir mi? HDP’siz bir Kürt Bloku’nun şansı var mı? Bu konuda Kürtler içinde farklı bakış açıları var.

 

HDP’nin, PKK Kürtlerden özür dilemeden, Kürtlere saygılı ve onların düşüncelerine sahiden önem veren bir zihniyete sahip olmadan şansı çok zayıftır.İlelebet Kürdün inadına yatırım yapan ve bu inadı varlığının teminatı olarak gören konformist tavır değişebilir. Kürtler içinde orta sınıf kesimin rolünün artmakta olduğunu, bunun çok şeyi değiştirebileceğini öngörmek gerekiyor. Kitle-toplumunun irrasyonel halinden beslenen siyaset bir gün bitecektir.Totaliter zihniyete maske olarak kullanılan “Demokratiklik” söylemi, yerini toplum içinde sahi bir diyalog, eşitlik ve uzlaşı arayışına koyacaktır.

 

 

Ancak, şöyle bir sorununun artık Kürt Siyaseti tarafından konuşulması gerekiyor;

 

Kürt bloku oluşacaksa, bu Blok, buna ”Bend” demek daha doğru olabilirdi; Kürtlüğün toplumsal muhayeliyesiyle buraya gelen HDP potansiyelini Türk soluna ve onların melezleşme siyasetine kurban ettirecek bir siyaset mi izleyecek?

 

Kendisini “daha özgün ve iyi Kürt” olarak gösterme anlayışıyla, PKK’nin taşıdığı “Takkiye kimlik” ya da melez kimlik siyasetine karşı kesin sınır çekme tavrı mı yoksa, son 50 yılın Kürt tasavvuru ile meydana gelen HDP potansiyelini Kürtler dışındaki söylemlere kaptırmaya yardımcı olan politika mı daha iyi, bu konu akıllı bir şekilde Kürtler içinde konuşulması gerekiyor.

 

PKK’nin ideolojik bir iflas süreci yaşadığı söylenebilir. Uzun zamandır artık kendi ideolojik sistemleri içinde dahi düşünce üretemedikleri gözüküyor. Başkanlarıyla iletişimlerinin kesilmesinin de payı olabilir, ancak, PKK çıktığı zirve noktasından geri dönmeye başladı. Uzun zamandır kendi yüzleriyle toplum karşısına çıkmıyorlar. Türk solunu farklı imaj imkanı olarak kullanmak istediler, ancak bu oyun sanki tersine dönmeye başladı. Türk solu meşrulaştırıcı imaj tavrını HDP’yi ele geçirmek için bir araç olarak kullandı. PKK, askeri varlığını korusa da, ideolojik manevi varlığını, Kürtlükten tamamen kopması itibariyle, kaybetmeye doğru gidiyor. Burada Kürt Ulusal düşüncesine sahip kişilerin bir sorumluluk sorunu var mıdır? HDP, esası itibariyle, Kürt ulusal tasavvurunun ürünüdür, onu kullanarak onun üzerinden buraya geldi. Onun toplumsallığını sağlayan Kürtlük olayıdır. Durum bu ise, burada Kürt kesiminin HDP ile ilgili olarak bir sorumluluğu söz konusudur. HDP tamamen türk solu ve melezleşme olayına teslim mi edilecek, yoksa, HDP’nin Kürt tabanına, solculaşmanın sonu gözüktü, artık öze dön sureci mi baslayacak? Seçimler olayına Kürtler, anlaşılan biraz da bu açıdan bakacaklar.

 

 

 Öte yandan, Kürtlerin güçlü bir şekilde siyasi varlığı, HDP olmadan gostermesi çok zor,  bu onları HDP ile ittifaka zorluyor. Her halükarda siyaset rasyonel davranmak, ideolojik kimlik sorunlarına tavrını koymak, ve HDP’ye Kürtlerle ilgili ahlaki sorumlulukları konusunda baskı uygulamak gerekiyor.

 

 

Etiketler: / / / / / / / / / / / / / / / / /

24 Haziran 2018 Seçimleri, Siyasi ve Toplumsal Durum
Sosyolog Yaşar Abduselamoğlu’yla 24 Haziran 2018’de düzenlenecek olan Cumhurbaşkanlığı ve 27. Dönem Milletvekili seçimlerini konuşmaya devam ediyoruz…      ...
Bir Bilge Kürd’ün ‘Delirişi’
  Karanlığa hapsolmuş, üzerinden büyük bir şehrin vefasızlığı geçmiş; Yüreğimiz de yaşattığımız o kahramanlara…            ...
Kürtler, Seçim İttifakları ve  Türkiye Seçimleri
    Sosyolog Yaşar Abduselamoğlu’yla 24 Haziran 2018’de yapılacak olan Seçimleri konuşmaya devam ediyoruz…            ...
Bitlisli Musa Bey ve Misyonerler Hadisesi
1883 yılında vuku bulan ve Amerikan Misyoner Heyeti’nin İstanbul Merkezi raporlarıyla da doğrulanan olayın detaylarını, 1913’ün Nisan ayında Bitlis, Tatvan...
24 Haziran 2018 Seçimlerinde Kürtlerin Tutumu Ne Olacak?
  24 Haziran 2018 Seçimleri yaklaşırken kamuoyu Kürt siyasi partileri ve Kürt toplumunun seçimde nasıl bir tavır alacağını merak ediyor....
Derbarê Zaro Axa de Reklamek (1928)
  Li havîna sala 2001ê gava min geştekê li Amerîkayê kir, min serdana Dr. Vera Beaudin Saîdpourî kir. Li sala...
Kürd Kara Fatma, Kasım 1887’de dünya basınında (II)
    İngiliz Pall Mall Gazette adlı Londra merkezli gazetenin İstanbul muhabiri, Kasım 1887’de dünya ajanslarına ’KARA FATMA, AMAZON –...
Kürd KARA FATMA İstanbul’da (I)
Bu çeviri, 22 Nisan 1854 tarihli The Illustrated London News Gazetesi haberinin aslına sadık kalınarak yapılmıştır. 1853 – 1856 Kırım...
Osmanlılardan Önce Batı Anadolu’da Devlet Kuran Menteşeoğulları’nın Kürtlüğü
  Bu çalışma, Türklerin ‘Menteşe Beyliği’, ’Menteşeoğulları’, ya da ‘Menteşe Emirliği’ diye adlandırdığı beyliğin kurucu ve yönetici hanedanının etnik kökenine...
Bitlis Ayaklanması – Tarihi Araştırma
  Jön-türklerin iktidara gelişlerinin ilk yılları, Türkiye Kürtlerinin toplumsal ve siyasal yaşamlannda meydana gelen canlanmayı gösterir.        ...
1914 Bitlis Kürd İsyanı Öncesi ve Sonrası Mektupları
  Bu çeviriler, Bitlis İsyanı sırasında, şehirdeki Holyoke Amerikan Ermeni Kız Koleji’nde 1915’e kadar görev yapmış rahibe Mary D.Uline ve...
Bitlis İsyanı Sonrası Son Demler
  Hz. Peygamber (s.a.v.) ”Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” der. Haksızlık hangi dönem kim tarafından yapılırsa yapılsın, haksızlığa karşı sessiz...
Kürd Mona Lisa – Keça Kafroş
Özellikle Irak Kürdistan Bölgesi’ni ziyaret edenler, hemen hemen her evin bir odasında genç bir kız tablosunun asılı olduğunu görmüşlerdir. Genellikle...
Bitlis Ayaklanmasına Detaylı Bakış
  1914 BİTLİS İSYANI HAKKINDA 1919 YILINDA “JÎN” DERGİSİ”NDE YAYIMLANAN BİTLİSLİ “LAW REŞİD”İN YAZISI            ...
Bitlis İsyanı Mektupları 1-6 Nisan 1914
Bu mektuplar, Bitlis’teki Amerikan Ermeni Koleji’nde görev yapmış bayan Mary D.Uline’nin Boston’daki arkadaşlarına yazdıkları mektuplardır. 1-6 Nisan 1914 tarihleri arasında...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ