Bitlis Düşünce ve Akademik Çalışma Grubu
$ DOLAR → Alış: 5,99 / Satış: 6,01
€ EURO → Alış: 6,82 / Satış: 6,85

24 Haziran 2018 Seçimleri, Siyasi ve Toplumsal Durum

24 Haziran 2018 Seçimleri, Siyasi ve Toplumsal Durum
  • 18.05.2018
  • 3.347 kez okundu

Sosyolog Yaşar Abduselamoğlu’yla 24 Haziran 2018’de düzenlenecek olan Cumhurbaşkanlığı ve 27. Dönem Milletvekili seçimlerini konuşmaya devam ediyoruz…

 

 

 

 

 

 

 

Erdoğan’ın “Halkımız Tamam derse çekiliriz” sözünden sonra büyük bir “Tamam” kampanyası gelişti, Erdoğan karşıtlarını birleştiren bir duruma dönüştü; Erdoğan yanlış mı yaptı?

Erdoğan hakkında, onun otoriter tek kişi yönetimi ve seçimle gitmeyecek algısını bozan bir açıklama oldu. Burada gitmesinden ziyade, gitme ihtimali etki yarattı. “Nefes aldırdı”, “demokrasi heyecanı” hissedildi. Muhalefete özgüven verdi. Bunun bir kesim AK Parti seçmeni için de öyle olduğunu düşünüyorum. Çünkü, insanlar seçimler zamanında; demokrasi, hukuk, eşit haklar değerlerine hassasiyet gösterirler. Herşeye rağmen iktidarda kalma inatçılığı iktidar partisi içinde de gerginlik oluşturur. Seçimlerin egemenin üstünlüğüne bir tazahhürat olayından ziyade vatandaşın kaderini belirleyen bir olay olduğu algısı Tamam ile insanlara yeni bir seçim güveni verdi. Oyumu kullansam da bir şeye yaramayacak, bunlar neye mal olursa olsun iktidarda kalırlar, algısında bir sarsılma yarattı ki bu açıdan seçimleri daha ilginç ve önemli kıldı. Tamam bir toplumsal muhayilliye ürünüdür. Parti merkezlerinin, uzmanların kurguladıkları bir strateji ya da mühendislik ürünü değil, işler böylesi bir sosyolojik damara bindi mi, siyasi kurgular kontrol güçlerini kaybeder, ona uymak zorunda kalırlar. Halk Tamam ile muhalefetin büyük bir sorununu çözdü sayılır.

Ayrıca, Erdoğan’ın seçimle çekilebilecek bir lider olma ihtimali ona ilerisi için kazandırır. Bir de, Erdoğan’ın Tamam denilirse, açıklamasını AK Parti’yi hareketlendirme yönünde bir etkisi açısından da değerlendirmek gerekir. AK Parti siyasi eliti, özellikle Tamam etkisi altında yoğun bir hareketlenmeye girdi panik içinde; “Devam” kampanyası başlattı, her halükarda, Erdoğan Tamam’la AK Parti elitini titretti ve kendilerine gelmeleri yönünde etki yarattı.

CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce’nin Hakkari’de düzenlediği miting hakkında neler düşünüyorsunuz? ‘’Kürt Sorunu Ahlak Sorunudur’’ derken neyi ima etmek istedi?

Genel demokrasi, hukuk devleti, özerk idarelerin yetkilerinin genişletilmesi gibi, CHP’nin siyasi hedefleri ve söylemi dışında, Kürt Sorunu konusunda İnce’nin ciddi bir şekilde netleşmesi gerekir. Erdoğan “Kürt Sorununu” CHP iktidarlarının “negatiflerini” düzeltme olarak koydu, İnce, “Kürt Sorununu” Erdoğan’ın negatiflerinden ibaret bir sorun olarak görmemeli. Kürtçe Eğitim konusunda, Türk tarih anlatısı, baskın asimilasyonist kültür, ırkçı kamusal alanın çok kültürlüleşmesi gibi konularda, Kürt ve Kurdistan isimlerinin kullanımında daha cesur tavırlar almalıdır. Aslında bu konuda, İyi Parti’nin programında “yeni bir şey” var; Bölgenin insanları için “Üst kimlik” olarak Türklük, Osmanlılık, İslam değil, Medeniyet kavramı kullanılıyor. Bu kavram üzerinden Türkiye’de kimlik siyaseti yeni bir açılım yapabilir. Her gün eğitimde çocuklara bizim dedemiz sizin dedelerinizi nasıl da ezdiler, bizimkiler nasıl daha kahraman sizinkiler korkak, bizim dil güzel, sizin kisi pis, biz türkler bir tane, siz Kürtler kötü masallarıyla eğitim yürüteceksiniz, sonra da barış, kardeş söylemi yapacaksınız… Kürtler bunu iyi ifade edemiyor olabilirler, ama bunu yüreklerinde hissediyorlar. Sahilik duygusu oluşmadan, hiç bir konuşmanın bir anlamı olmaz. Ahlak, çözeceğiz dediğinde, bu sahilik duygusunu oluşturacak adımları atmakla alakalıdır. Siyaset, ideolojik dogmalarla, Cumhuriyet’in, devlet’in, lider’in tarihi kutsal anlatılarıyla değil, hayat bugün neyi gerektiriyor, insanlar bugün ne istiyor, Kürtlerin toplumsal beklentisi nelerdir, bu durum ne ölçüde insani ve demokrat ne ölçüde gerçeklikle uyum içindedir, bunu ciddi bir ahlaki diyalog ve Kürtlerle iletişimsellik içinde konuşmakla mümkündür. Türkler ile Kürtler arasındaki karşılıklı etnik şartlanmışlık bugün sosyolojik olarak en büyük çözüm engelidir. “Çoğunluk” ne verirsek bunlara yetmez gibi beyefendi daha doğrusu, “iler tutar” bir pozisyonda görüyor kendisini, buna uymayanı ihbar ediyor, kötülüyor, kriminalize ediyor, bunun değişmesi çözümden yana olan siyasetçinin işidir. Siyasetçi Kürt sorununu Kürtlere değil, Türklere anlatmalı, çünkü Türke Kürt engel değil, Türk Kürde engeldir. Türkler olmak istedikleri şekilde olabiliyorlar, Kürtler olmak istediklerini bırak, oldukları şekilde bile olmalarına engel olunuyor. Kürdün kürd tasavvuru ile değil, Kürdün Türkün tasavvuru ile olması isteniyor. Feminizm gibi ideolojilerin bu anlamda Türkiye’de gelişmesi iyi bir normalleştirme faktörü sayılmalıdır. Çünkü feminizm asıl olarak, kadının erkeğin tasavvuru gibi biçimlendirilmesi şiddetine karşı bir tepkidir. Türkler Kürdün tasavvurunu yok sayan ve Kürde Türk tasavvuru ekmedeki yarattığı çılgınlık, anormalite ve şiddetin faciasını göstermek gerekiyor. Kürtlerin anormal sayılan bütün eylemlerindeki sosyolojiyi bu diyalektiği anlamadan izah edebilmemiz mümkün değildir. Kürt-Türk aynıdır sözü bu manada formüle edilmiş humanist bir bakış açışı değil, insanlar arası ilişkiler onların özerk özne olma kabülü üzerinden oluşmuyorsa, orada köleleştirme, hayatı felç etme cinayeti vardır. Kürt-Türk etnik ilişkisinin normalleşmesi söylemini geliştirmeyen siyasetçinin Kürtlerle kardeşlik ve çözüm konusunda samimiyeti Kürtler tarafından anlaşılmaz. Sorun bayrak sallamakla çözülmez, bu Kürtlere çocuk muamalesi yapmak olur. Siyasetçi Hakkari’de bir miting yapmakla Kürtlere “dostluğunu” göstermekle yetinirse, Kürt de bir bayrak sallayarak onu başından kovma oyununu oynar.  

 

Demokratik siyaset vatandaşlık toplumuna dayanarak demokrasiyi geliştirebilir, Türkiye’de vatandaş önemli değil, Devletdaş öndedir. Devletdaş olmayan vatandaş olarak görülmez. Çünkü, Türk siyasi aklına göre “vatanı yaratan” devlettir. Devlet ile Kürtler arasındaki vatandaşlık bağı meselesinde böyle bir temel sorun var. Kürtlerin onuru ile Türkiye’de çılgınca oynandı, İnce’nin buradan başlaması lazım, yeni bir atmosferin oluşması için Kürtçe Eğitim iyi bir esastır. Bunu Karamollaoğlu istiyor, İnce kendisinin Kürtlerle çok iyi dost olduğunu söylüyor, Akşener, aslının Diyarbakır’dan olduğunu söylüyor, yani aslı soyunun konuştuğu Kürtçeye ve onların değerlerinin korunmasına biraz daha yakın durabilir; HDP Kürtlere eğitim imkanı yaratma ihtimali üzerinden seçimleri kazanıyor; ortadaki bütün siyasi özneler Kürtçe Eğitim’de anlaşabilirler. Kürtlerle ilgili “birinci sınıf vatandaşlık” ve kardeşlik söyleminin altı bu şekilde doldurulabilir.

İnce, Kürtler hakkında her yerde aynı şeyi diyeceğim, aynı davranacağım, dedi?

Her yerde Kürtçe şarkılar çaldırması gerekiyor. Kürtlerin seçmen oyu için sadece Kürt şehirlerinde hesap yapan kaybeder, Kürtçe şarkı Türk şehirlerinde de İnce’ye kazandırır, AK Parti’li Kürtleri etkiler. İzmir’de, Çanakale’de Aydın’da, Antalya’da Kürtçe müzik, bu Kürtler konusunda samimi olana güveni ve çözüm için atmosferi iyi etkiler. Hakkari’de Kürtçe müzik dinleyeceksin, Yalova’da Kürtçe müzik dileyenin linç edilmesine sessiz kalacaksın, Kürtlerde samimiyet sorunu yaratıyor. Kürtçe müzik söylediği için linç edilen asker için baş sağlığı dileyemeye gidilebilirlerdi.

 

Kurd Bloku’nun HDP ile İttifakı’nın önemine değinmiştik, bu konudaki gecikmeler hayra alamet midir?

Sanmıyorum. Haber çıkmıyorsa, işler iyi gitmiyor demektir. Zaten onlar ne yapacaklarsa da artık çok geciktiler. HDP Seçim Platformunu “İttifak” yapmadan ve onlarsız açıkladı. Bu toplantının resmini gördüm, orada Kürt Bloku’nun tanınan simaları yoktu. HDP’nin seçim beyanında bu ittifaka yönelik olarak da hiç bir belirleme yoktu. Daha önce belirtmiş olduğumuz gibi HDP Kürt Bloku ile İttifak değil, “katılım” istiyor. Seçim Beyanında şöyle bir ifade var; “toplumsal kesimlerle mütabakatlar gerçekleştirme” – sanırsam Kürt Bloku’nu da bu “toplumsal mütabakatlar” kategorisinde değerlendiriyor. “Toplumsal mütabakat” kavramı sivil toplumu siyasete katma için etkin bir kavram, ama bütün önemli kavramlar gibi bu da HDP zihniyeti elinde “araçsallaştırılacaktır” Çünkü, bu zihniyet toplumsal kategorileri özne olarak gören ve onlarla eşit haklı ve diyaloga dayanan ahlaki mütabakatlar yapmaz. Amaç “eritmektir.” PKK zihniyeti Kürt olan herkesin farklılığını kendi potasında öğütmeyi hedefler.

HDP’nin Türk Solu’na kurban edilmemesi ve Kürtlerin güçlü toplumsal aktör olarak ortak irade koymalarının önemine değindik, Kurd Bolku ile ittifak olmazsa, bundan Kürt siyaseti ve HDP ve Kürt siyaseti nasıl etkilenir?

HDP kendisinin olumsuz bir şekilde etkilenmeyeceğini düşündüğü için İttifaka itibar etmedi. Buradan gelecek zararın, Türk, laik, ve sol kesimden gelecek faydadan az olduğunu düşündü.

Önceki konuşmalarımızda HDP zihniyetinin Kürd Bloku’nu, onlarda güçlü bir strateji, alternatif bir plan görmeden kendileri ile ittifaka yanaşmayacağını, daha ziyade sembolik düzeyde “katılım”, başka bir deyimle, onları “yutma” eğilimi göstereceğini, dediniz, ancak, aynı zamanda da, Kürd Blok’la “ittifak” algısının ona Kürtler içinde itibarini geri vermesi açısından önemli olduğunu belirtiniz. HDP Kurd Blok’a beklenen önemi vermedi, bu konuda bildiğimiz malum “zihniyet” dışında, başka gerekçeler var mı?

İki İttifak – Cumhur ve Millet- oluştuğunda ve HDP’yi bunun dışında bıraktıklarında, HDP “tek sol alternatifin” kendileri kaldıklarını, iki ittifakın da “sağ” ittifak oldukları söylemini vurgulamaya başladı. CHP’nin dindar ve muhafazakarlara “açılma” siyaseti, Türkiye’de her iki ittifakta da katı laiklerle muhazakar dinciler arasında bir uzlaşma durumu yarattı. Bu durumun, modernite endişeli eski kemalist laikler arasında bir rahatsızlık yarattığı tespitini yaparak, “boşalan bu alana” oynayarak HDP’nin sol, laik ve Türk kesimin desteğini kazanabileceği heveslerini arttırdı. Bu sevda eskiden de vardı, ama burada “durumun artık tam olgunlaştığı” aklını birileri verdi. Bu akıl, aynı zamanda HDP’nin, Kürt milliyetçi söylemine ve “muhafakazar” ve dini söyleme sahip olanlarla arasındaki mesafeyi açması gerektiğini kendilerine önerdi. HDP bu sevdasından ötürü, artık bundan böyle en fazla, Kürt muhafazakarları ve Milliyetçilerinin utangaç, gizli ve pasif “katılımlarını” kabul edebilir. Altan Tan’ın HDP’den uzaklaşması bu nedenle, bu kesimde büyük bir rahatlama yarattı. Kurd Bloku ve Kürt muhafazakarlarının kendilerine verecekleri desteği bu kesime “açılabilme ihtimalinden” daha az önemde gördüler. Bu konuda, bundan böyle Altan Tan ya da daha milliyetçi söylemleri kullanan Kürt temsilciler adaylar yerine, “Türk, laik, sol” imgesini taşıyan kişiler ağırlık kazanacak, Kürt ve Muhafazakarlara yer verdikleri ölçüde, bu yer silik ve temsiliyet imkanı zayıf kişilerle olacak. Ayrıca, hedefi, son tahlilde, Millet İttifakı içinde yer almak olan HDP’nin, “olumsuz Kürt İmgesine” bir de “Kurdistani Partiler” resmini katamazdı. “Kurdistani Partiler” HDP ile İttifak yapmak istiyorlarsa, önce İnce ve Akşener’le görüşmeleri, anlaşmaları gerekiyor, belki de onlarla daha samimi bir görüşme yapabilirler.

Kürt Bloku açısından kabul edilmesi gereken daha önemli hakikat şudur ki, Kürt siyasi temsili derin bir kriz içindedir, siyasi alanı tekelleştiren iki kutuplu otoriter düzeni bu haliyle aşmak kolay değil, çok farklı bir siyasete ihtiyaç vardır.

İkili Kutuplaşma nasıl bir şey ve nasıl aşılır?

İkili kutuplaşma, birbirini tamamlayan, ve 3. Bir alternatife imkan tanımayan danışıklı bir sistem. Benim hatamdan sen, senin hatandan ben besleniyorum. İnsanlar ya beni seçecek ya da seni. 3. Bir alternatif çıkışı, bu iki hegamonya ile çatışamadığı için ya birine ya da diğerine bağlanacak, ya da oyunun dışında kalacak. Onlar oyun kurucu siz onlara göre oynamak zorundasınız. Şimdi HDP seçim barajını aşmazsa, büyük bir haksızlığın oluşacağı sorunu, Kürt siyasetinin bir sorunu haline getilmiştir. Kürt Bloku, kendisine uygulanan olumsuz tavra rağmen, ahlaken, HDP’yi desteklemek, ya da bir çok Kürt istemiyerek de olsa, HDP’ye oy vermek zorunda hissedecektir. İki kutuplu sistem buna mecbur ediyor. Çünkü, insanlar ahlaken, HDP’nin, üzerinde bunca baskılar yanında, bir kaç prosentle baraj altında kalmasıına razı olmak istemiyorlar, vicdanları el vermiyor. Kürd olarak düşünmeye öncelik veriyorlar. Çünkü, HDP’nin başarısızlığının “Kürtlerin başarızlığı” olarak adedileceğini düşünüyorlar.

Dikotomik otoriter sistem öyle bir şey ki, 3. Bir alternatife izin vermiyor. Bir zaman sonra, yeniden her iki kutbun da “itibarini” geri iade ediyor. Şimdi her ikisi de Kürtleri felakete sürdükleri için, gene Kürtler içinde “yükseliş” kaydedecekler. Özerk her Kürt girişimi ya birinin ya ötekinin hanesine yazılır, her ikisi tarafından, Dikotomik sistemin dışında kimsenin olmadığı algısı, PKK karşıtı kimselerin PKK’den yargılanması, AK Parti karşıtı kimselerin PKK tarafından AK Parti’li olarak görülmesi bu nedenledir. Kürt şehirlerinde 3. Bir alternatif geliştirilmeden, güçlü bir stratejiye sahip olmadan her iki kutup da sizden sadece “katılım” isteyecektir.

Seçim anketleri için ne diyorsunuz?

Amprik Sosyoloji’ye çok itibar eden bir sosyoloji anlayışına sahip değilim. Ayrıca, Türkiye’de sosyoloji çıkar, değer ve siyasi hami bağlantılı olarak itibarsızlaştırılmıştır. Buna rağmen, şunu söyleyeyim, hala kararsızlar oranı yüksek, anket sonuçları kararsızları oranlara proporsiyonal olarak dağıtıyor; yüksek olana ona göre yüksek dağılım, az olana, ona göre az dağılım yapıyor. Bu geçerliliği tartışmalı bir oyun tekniğidir. Sosyoloji şunu öngörmelidir, büyük bir baskı rejimi söz konusudur. Anketör’ün kim olduğu bilinmiyor. Bir anket için, ne diye risk alıp kendi tercihimi belirteyim, diye, “kararsız olduğunu”, hatta iktidar adayını, veya en az risk taşıyan adayın, partinin ismini söyleyebilir. Ayrıca, vatandaşlarımız, kendisine soru sorulmasını sevmeyenler olarak ironi ile yaklaşıp Kamu araştırmasını aldatmayı bir “zeka oyunu” olarak oynamayı da sever. İkinci bir durum, Cumhur İttifakı parlamento oylarının Erdoğan’ın oylarından düşük olduğu sürekli anlatılıyor. Bunun doğru olduğunu sanmıyorum. Tersine, MHP Cumhur İttifakı Parlamento seçimine tam katılım gösterip, Erdoğan için oy kullanmayacak olan bir kesimin olduğunu tahmin etmek gerekir. Ayrıca, aday profilleri henüz bilinmiyor. Bu durum Kürtler içinde de geçerli olabilir; yörede oy toplama etkisi olan bazı AK Parti adayları için verilecek oylar, Erdoğan’a verilecek oyların üstünde olabilir, çünkü, AK Parti seçmeni içinde Erdoğan’ın Kürtlerle ilgili söylemi ve politikasına güven krizi yaşayan bir kesim söz konusudur.

 

Kürtler ve Seçim I. BÖLÜM

Kürtler, Seçim İttifakları ve Türkiye Seçimleri II.BÖLÜM

 

Etiketler: / / / / / / / / / / / / / / / / / / / /

Bitlis nire Albanya nire?
1911 28 Eylülünde İtalyan-Osmanlı harbi başladı, 1912 8 Ekiminde küçük Karadağ krallığının Osmanlı devletine savaş ilan etmesiyle sona erdi. Bir...
Kızıl Meydan’ın sosyalist dengbeji: Sûsika Simo
Ayağındaki prangaları kopardı, sesini tüm Sovyet ülkesine duyurdu, Lenin’e yazdığı kılamlarla anıldı. İyi ki vardı, iyi ki yaşadı…   Elvan...
Tavernier 1660’larda Bitlis ve Tatvan’dan geçerken
‘Bitlis beyi ülkenin en güçlüsü. Diğer beyler ya Osmanlı Padişahı’na yada İran Şahı’na bağlı olup biat ederken, Bitlis Beyi kimseye biat...
Kayıp Kürt kolonileri – Mısır, Ürdün, Lübnan, Filistin ve Yemen Kürtleri
      Kayıp Kürt kolonileri Ortadoğu’daki Arap devletlerinde yaşayan Kürtler’in tarihi, yayılmanın efsanevi Kürt Sultan Selahaddin Eyyubi döneminde başladığını...
27 Temmuz 1655, Bitlis şehrine saldırı ve Abdal Han
‘Bitlis Kalesi’nin Osmanlı ile ne alakası ola. Bu kale Osmanlı kalesi olsa içinde Osmanlı kulu olurdu. Biz Osmanoğlu’nun kulu değil,...
Cuinet’in 1889 tarihli Bitlis Vilayeti raporu
Bu çeviri, Fransız araştırmacı yazar Vital Cuinet’in 1889 yılında Bitlis Vilayeti hakkında tuttuğu Fransızca raporun Türkçe’ye çevirisidir. Cuinet’in 1894 yılında yayımladığı...
Hırvatların Kürtlüğü üzerine
    ABDULMELİK Ş. BEKİR Hırvatların köken olarak Kürt olduğuna dair bir söylentinin zaman zaman gündeme geldiği oluyor. Halkların kökenine...
”Kürt Sorunu” Kiminle Başladı?
24 Haziran seçimlerinden ötürü sık sık Kürt şehirlerinde halka ‘Sorunu onlar başlattı.Biz bitirdik’ propagandası yapılıyor. AKP’nin CHP’ye yönelik propaganda temelini...
1511’de Destan Yazan Rojkiler
  Bitlisli Emir Şeref Xan Fars ülkesinde zindandadır. Onu kurtarmak için Bitlisli Rojki Aşiretinden özel bir süvari birliği yola çıkar....
24 Haziran 2018 Seçimleri, Siyasi ve Toplumsal Durum
Sosyolog Yaşar Abduselamoğlu’yla 24 Haziran 2018’de düzenlenecek olan Cumhurbaşkanlığı ve 27. Dönem Milletvekili seçimlerini konuşmaya devam ediyoruz…      ...
Bir Bilge Kürd’ün ‘Delirişi’
  Karanlığa hapsolmuş, üzerinden büyük bir şehrin vefasızlığı geçmiş; Yüreğimiz de yaşattığımız o kahramanlara…            ...
Kürtler, Seçim İttifakları ve  Türkiye Seçimleri
    Sosyolog Yaşar Abduselamoğlu’yla 24 Haziran 2018’de yapılacak olan Seçimleri konuşmaya devam ediyoruz…            ...
Bitlisli Musa Bey ve Misyonerler Hadisesi
1883 yılında vuku bulan ve Amerikan Misyoner Heyeti’nin İstanbul Merkezi raporlarıyla da doğrulanan olayın detaylarını, 1913’ün Nisan ayında Bitlis, Tatvan...
24 Haziran 2018 Seçimlerinde Kürtlerin Tutumu Ne Olacak?
  24 Haziran 2018 Seçimleri yaklaşırken kamuoyu Kürt siyasi partileri ve Kürt toplumunun seçimde nasıl bir tavır alacağını merak ediyor....
Derbarê Zaro Axa de Reklamek (1928)
  Li havîna sala 2001ê gava min geştekê li Amerîkayê kir, min serdana Dr. Vera Beaudin Saîdpourî kir. Li sala...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ