Bitlis Düşünce ve Akademik Çalışma Grubu
$ DOLAR → Alış: 7,75 / Satış: 7,78
€ EURO → Alış: 9,08 / Satış: 9,11

Prenses Tamta – Ahlat’ın Kürd – Ermeni – Gürcü Melikesi

Prenses Tamta – Ahlat’ın Kürd – Ermeni – Gürcü Melikesi
  • 01.06.2019

18 Mayıs 2019 tarihinde Tel Aviv’de gerçekleşen Eurovision Şarkı Yarışması’nda Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Tamta adlı bayan bir şarkıcı temsil etti. Bu sanatçının ismini duyunca aklıma Ortaçağ’da yaşamış Ahlatlı prenses Tamta geldi.

 

Önce Kıbrıs’ı temsil eden bu bayan yarışmacının kim olduğuna baktım ve kendisinin aslen 1981 Gürcistan doğumlu, ancak 2001 yılında Yunanistan’a yerleşerek hem orada hem de Kıbrıs’ta çok ünlü bir ses sanatçışı olmuş Tamta Goduadze olduğunu öğrendim. Tevekkeli bu hanımefendinin ismi de boşuna Tamta değildi. Zira Ahlatlı prenses Tamta da Gürcistan tarihinde çok önemli bir yere sahiptir.

 

Peki kimdi bu Ahlatlı Prenses Tamta? Nasıl hem Kürd, hem Ermeni hem de Gürcü olarak tarihte kendisinden bahsedilmekteydi?

 

Baran Zeydanlıoğlu

1000’li yılların ikinci yarısından sonra baş gösteren ve aralarında Selçukluların da olduğu Orta Asyalı Türki boyların Irak Acemi (İran) tarafından gerçekleştirdikleri akınlar sonucu bazı Kürd aşiretleri kuzeye doğru Gürcistan ve Ermenistan bölgelerine göçetmek zorunda kalmışlardı. Bu Kürd aşiretlerinden biri de liderliğini Hüsrev Zakarya’nın yaptığı Babir/Bapir/Bapîrakan’lardı.  Aşireti ile birlikte o dönem hükümdar olan Ermeni – Gürcü krallıklarının şimdiki Sevan Gölü kuzeyindeki hanedanlıklarına ait topraklarına gelip yerleşen Hüsrev, hem Gurgen’in himayesine girerek derebeylik konumunu alır, hem de kralın ve ülkesinin dini olan Hristiyanlığı benimserler. Tabi zamanla isimleri de değişir.

 

Bu aşiret mensupları gösterdikleri sadakat, cesaret ve kahramanlıklardan dolayı Gürcü ve Ermeni krallar arasında zamanla büyük üne ve yüksek mertebelere ulaşırlar. Aşiretin ta Medler zamanından ataları olarak bilinen Akamenid İmparatorluğu kralı Artaxerxes’in lakabı olan ve uzun kol anlamına gelen, Ermenice Yerkaynbazuk ve Gürcüce Mkhargrdzeli şeklinde anılmaya başlanırlar. Kürdçede uzunkol olarak halen de ’mildirêj’ kullanılır.

 

Mkhargrdzeli olan Zakaryaların başarılarından dolayı, Ermeni – Gürcü krallığı onlara valilik/atabeglik ve idarecilik dahi teklif ederler. Bunlardan en ünlüleri Gürcü kral III. Gorgi tarafından 1161 yılında ele geçirilen Ani şehrine idareci olarak atanan Sargis Zakarya’dır. Ancak Sargis’in idareciliği fazla sürmemiştir, zira Müslüman olan Şaddadi Kürdleri Ani’yi Gürcü Krallığı’ndan geriye almışlardır.

(Şeddadi, Divin-Gence ve Ani’de 951 – 1141 yılları arasında hüküm sürmüş bir Kürd Hanedanlığı olup Ani ise günümüz Kars ili sınırları içindeki harabe şehirdir).

 

Sargis (Mkhargrdzeli) Zakarya ve askeri güçleri, dönemin hükümdarı ve kraliçesi olan Gürcü Tamar’a olan bağlılıklarını ülkede başgösteren isyanları bastırmak ile ispat edince, kraliçe Tamar Sargis Zakarya’yı ülkesinin Lori bölgesi idaresini kendisine vererek ödüllendirir. İsyanları bastırmaktaki ve gösterdikleri olağanüstü yiğitliklerinden dolayı Sargis’in askeri komutan oğulları Zekare ve İvane de dikkatleri çekerler. Bu iki cesur komutan zamanla kraliçe Tamar ve hükümdarlığına onlarca zafer kazandırarak, en üstün başarılarını 1199 yılında Ani şehrini tekrar geriye almaları ile tarihe geçerler. Kraliçe Tamar da Ani’yi bu iki kardeşe bir prenslik olarak verir. Geçen zaman içerisinde kardeşlerden Zekare Ermeni kilisesine bağlı kalırken, diğer kardeş İvane Gürcü Ortodoks kilisesine tabi olur. Ancak her iki kardeşin de askeri güçleri birlikte hareket ederek 40 yıla yakın bir zaman diliminde inanılmaz bir coğrafik büyüme ve zafer elde ederler. İnşa ettirdikleri onlarca kilise, şapel, askeri yapı ve kaleler harabe de olsalar, günümüze kadar gelmişlerdir. Hatta antik Ermeni ve Gürcü kilise kayıtlarında bu iki kardeşin yaptırdıkları bazı eserlerin kayıtlarında ’Kürd emirler tarafından yaptırılmışlardır’ ibareleri mevcuttur.

 

Gürcüler o dönem kervanların geçiş güzergahında olan ve çok önemli stratejik bir konuma sahip Ahlat’ı da topraklarına katmak istemekteydiler. Kraliçe Tamar’ın emri ile hükümdarlık ordusu İvane komutasında Zakare ile günebatıya doğru kaydırılarak, aralarında Erzurum, Muş ve Erciş de olmak üzere bir çok yerleşim yerini ele geçirip Ahlat’ın kapısına 1210 yılında dayanırlar. Bu şehir günümüz Bitlis’inin ilçesi olan kadim şehir Ahlat’dır. Bu şehir Hristiyanlar ve Müslümanlar arasındaki coğrafik sınırı belirleyen yer olarak da o dönem bilinmektedir.

 

Kaderin cilvesi iki Kürd egemen gücü Ahlat’ta karşı karşıya getirir. Mildirêjanlar ile Eyyubiler’i.

 

Şehir o dönemin hükümdarları olan Eyyubi Kürdleri’nin hakimiyetinde olup, büyük kumandan Selahaddin Eyyubi El-Kurdi’nin yeğenlerinden Al-Awhad idaresindedir. Bu hükümdarlara ayrıca ’Ermenilerin Kralları’ anlamına gelen ’Ermen Şahlar / Şahermenler’ de denilmektedir. Aynı dönemlerde Meyafarqin diye bilinen Silvan mıntıkası, Cizre-Botan ve Hasankeyf mıntıkaları da Selahaddin’in kardeşi Al-Adil (AL-Awhad’ın babası) ve yeğenlerinin hakimiyetindedir.

 

Saldırı hazırlıkları yapan Ivane ve Zakare liderliğindeki Gürcü ordusunun haberini alan Müslüman Eyyubi ordusu, onların kuşatmalarını boşa çıkararak aralarında komutan İvane de olmak üzere çok sayıda Gürcü askerini esir alır. Herhangi bir muzafferiyet sağlayamayacağını anlayan İvane, Eyyubilerin şartlarına boyun eğer. Bu şartlar ise şunlardır:

 

  • Ellerindeki 5000’e yakın tutsak Müslüman esirin salıverilmesi
  • Güney boyunca işgal ettikleri tüm kale ve yerleşim yerlerinden çekilmeleri
  • 100 000 dinar tazminat ödenmesi
  • 30 sene boyunca güneydeki hiç bir yerleşim yerine saldırılmaması
  • İvane’nin kızı Tamta’nın Ahlat şehrinin hükümdarı Al-Awhad’a eş olarak verilmesi

 

Komutan İvane, kardeşi Zakare ve Gürcü ordusu Eyyubilerin şartlarını kabul ederek geriye çekildikten sonra, anlaşma gereği haftalar sonra Tamta Lori bölgesinden yola çıkarak uzun bir yolculuk sonrası kafilesiyle beraber Ahlat’a gelir.  Artık o Eyyubi Kürdlerinden Al-Awhad’ın karısıdır ve neler yapması gerektiği diğer cariye, köle ve hizmetkarlar tarafınan kendisine öğretilmeye başlanmıştır. Ancak Al-Awhad’ın eşi olması durumu fazla sürmeyecektir, zira Al-Awhad bir kaç ay sonra elim bir hastalık sonucu hayatını kaybeder ve gelenekleri itibariyle Tamta kaynı yani Al-Awhad’ın kardeşi olan Al-Aşraf Musa’ya eş olarak verilir. Tamta artık Al-Aşraf’ın üç karısından biridir, ancak din değiştirmesi şartı getirilmediğinden tabi olduğu Hristiyanlığa devam etmekte ve Ahlat ve civarındaki Hristiyan ahali ve kiliseler ile de irtibatını yüksekte tutmaktadır. Özellşkle Ermeni kilisesine tabi olması ve onlar ile direk irtibatta hep olmuş olması, tarih kitaplarına ’Ermeni Hristiyan prensesi’ adlandırılması ile geçmesine neden olacaktır. Öyle ki, sadece Ahlat ve yakın çevresi ile değil, Muş’dan Van’a, oradan Tiflis ve Erivan’a kadar olan tüm bölge içerisindeki Hristiyanlar ile Eyyubi hükümdarlığı arası ılımlı ilişkilerin gündemde olması için çalışır. Zaten asilzade ve saygın bir aileden olan Tamta, hatırı sayılır, sözüne güvenilir ve büyük ağırlığı olan biri konumuna gelir. Hatta kocası Al-Aşraf seferde olduğu zaman Ahlat’ın idaresi ve dışarı ile ilişkilerinde yetkili kişi olarak da bulunmaktaydı. Hem ticari, hem ekonomik hem de siyasal ilişkileri şahsen kontrol eden biri olarak artık, çevredeki diğer hükümdarlar tarafından ve hatta özellikle de Hristiyan din adamları tarafından da bilinen ve ciddiye alınıyordu Melike Tamta. Babasının senelerce hizmet ettiği Gürcü kraliçesi Tamar kadar artık ün sahibi olan biriydi.

 

Çengiz Han’ın oğlunun komutasındaki Moğol saldırılarından kaçan Özbek/Moğol asıllı Celaleddin Harzemşah ve güçleri, Azerbeycan ve Gürcistan’a saldırılarından sonra, biri 1226’da diğeri ise 1230 olmak üzere iki defa Ahlat’ı da ele geçirmek için harekete geçer. İlkinde başarılı olamayan Celaleddin ikincisinde, tam da Al-Şaraf’ın şehirde olmadığı bir zamanda kaleye saldırır. Ahlat ve ahalisini kalenin içinde uzun süre direnmelerine rağmen onları bozguna uğratarak orayı ele geçirir. Ahlatlılar ile birlikte direnenlerden biri olan Tamta’yı da esir alan Celaleddin Harzemşah, bu direnişe çok bozulup zorluk çektiğinden dolayı intikam olarak Tamta’yı kendisine cariye olarak alır. Hem Gürcülere hem de Eyyubiler’e bir mesaj göndermek amaçlı Tamta’ya defalarca tecavüz eder ve bununla da övünür. Yaptıkları ile yetinmeyen Celaleddin Harzemşah bir Fatihname ile, Ahlat kalesi ve sahip olduğu civar zenginliklerine de el koyduğunu ayrıca Tamta’yı da kendisine eşlerinden birisi yapmak için evleneceğini açıklar. Tamta’nın nikahı halen Al-Aşraf’tadır ve bu o dönemki hiçbir hükümdar tarafından kabul görecek bir davranış değildir.

 

Bunun üzerine Keykubat liderliğinde Selçuklular, Al-Aşraf liderliğinde Eyyubiler ve onlara destek vermek üzere Ermeni – Gürcü krallıkları Harzemşahlara karşı birleşirler. Erzincan yakınlarındaki Yassıçemen bölgesinde karşılaşan ordular üç günlük bir çarpışma sonrası Harzemşahların geriye ta İran/Azerbeycan’daki Hoy mıntıkasına çekilmesini sağlarlar. Ahlat’ı tekrar geriye alan Al-Aşraf artık Tamta’yı nasıl geriye alacağını planlar. Bazı kaynaklara göre anlaşma sonası, bazı kaynaklara göre de Celaleddin Harzemşah’ın Hoy’daki konağından kaçarak Tamta 4 ay sonra Ahlat’a döner. Celaleddin Harzemşah ise 1231 yılında Moğollar’dan kaçarak Meyafarqin (Silvan) – Amid (Diyarbekir) çevresine gelince, oradaki Kürdler tarafından yakalanarak öldürülür.

1240’lara kadar, Selçuklular, Eyyubiler ve Ermeni – Gürcü krallıkları arasında gidip gelen Ahlat, daha sonra Moğolların saldırması sonucu onların eline geçer. Moğolların Ahlat’a hakim olmasıyla Tamta’nın kaderi bir kez daha yeni bir istikamet alır. Bu sefer Moğollar melike Tamta’yı esir alarak kaçırır ve Moğolistan’daki başkentleri Karakurum’a tutsak olarak götürürler. Yaklaşık 10 sene boyunca Moğol Hanı’nın yanında tutulan Tamta, aralarında Gürcistan krallığının da olduğu bir çok devlet ve temsilcilerinin görüşmeleri sonucu bırakılır. Ancak Moğol Hanı’nın şartı ve belirttiği çerçevede bu gerçekleşir ki, o da bir Moğol valisi (vasal) yani temsilcisi olarak Ahlat’ı yönetmek kaydı ile Ahlat Tamta’ya verilir.

 

1250’lerin ortalarındaki ölümüne kadar Tamta Ahlat’ı yönetir. Paralar bastırır, kiliseler, köprüler, hanlar, hamamlar ve kervansaraylar yaptırtır. Yaptırılan bir çok eser ne yazık ki o dönem ve sonrası meydana gelen büyük depremler ve savaşlar sırasında yıkılmış ve günümüze kadar ulaşamamışlardır. Ancak cesur ve bir o kadar da direnişçi bir ruha sahip olan Tamta’nın adı, bazen bir Ortaçağ kilise duvarında, bazen tarihteki duruşları ile ünlü kadın lider anlatımında, bazen de ünlü bir ses sanatçısının ismi olarak karşımıza çıkıyor.

 

Tarihten Ermeni ve Gürcülerin prensesi olarak adlandırılan bir Kürd Tamta geçti.

Adı da Tamta Mkhargrdzeli idi. Yani Tamta Mildirêj.

 

Baran Zeydanlıoğlu, 31 Mayıs 2019

 

 

Kaynaklar

 

Antony Eastmond, Tamta’s World

Alexei Lidov, The mural paintings of Akhtala

Vladimir Minorsky, Studies in Caucasian History

Richard Barrie Dobson, Encyclopedia of the Middle Ages

Murad Ciwan, Gürcistan’ın Kürt Asıllı Prensesi, Eyyubilerin Melikesi Tamta’nın Maceraları

The Georgian History

İslam Ansiklopedisi

Şerefname

 

Bitlisname kaynak gösterilmeden yayınlanamaz

Etiketler: /

160 yıl yaşamış Bitlisli Zaro Ağa ile Londra’da yapılmış bir röportaj ve bilinmeyenler
Hemşerim olan Mutkili Kürd Zaro Ağa hakkında yazılmış onlarca yerli ve yabancı arşive rastlamış ve bunların çoğunu da incelemişimdir. Birbirinden...
İsmail Beşikçi: Kürdler, Şehir, Şehirlileşme
  26-27 Mart 2016 tarihlerinde düzenlenen II. Uluslararası Bitlis Sempozyumu, Kürtler, Şehir, Şehirlileşme konusunu irdeliyor. Sempozyuma sunulan bildiriler kitaplaştırılmış.      ...
Kürt Kadınları Neşeli ve Güzeller Parlak Kıyafetler Giyerler
Bana doğru uzaktan bir kadın grubu geliyor. Şerefli renkleri ile onlar kürt kadınları. Kökleri kazmak ve yaprakları toplamakla meşguldürler. Benim...
1961 yılının Tatvan’ı ve Van Gölü
Bitlis ve ilçelerine dair arşiv taraması sırasında karşılaştığım ‘Tatvan’ adlı bir geminin izini sürmeye başladım. Daha önceleri 1950’li yılların arşivlerinde...
Bitlis ve ilçelerinin tarihini anlatıyorlar gözleri kapalı, vicdanları esir bir halde
Memleketim olan Bitlis ve ilçelerinin tarihine dair arşiv çalışmalarına başlamam on beş seneden fazla olmuştur. Aslında doğup büyüdüğüm Tatvan’a ve...
Bitlis Rojkili Huma Hatun ve Kürdlere ‘Abbasi’ Denilmesi
1655 yılında Bitlis, Van, Diyarbekir ve Mardin mıntıkaları da dahil olmak üzere, çok geniş bir coğrafyayı gezen Osmanlı’nın ünlü seyyahı...
Kadim Bir Kürd Aşireti: Zeydan
Zeydan isminin kökeninin, Kürdçedeki zeyî-dan yani arıcılıkdaki ‘oğul vermek, çoğalmak’ fiili gibi bir kökenden geldiği söylenir. Zeydan (Zeîdan, Zeydanlı, Zeydî...
Bitlis’in konuşma ve yazı dilindeki X, Q, Ê, W harflerinin kullanılması
Dillerin, lehçelerin ve şivelerin kendilerine özgü vurguları ve kullanım şekilleri vardır. Kâh yazılı kâh sözlü olarak, belirli bir yapıya sahiptir...
“Kürd’e fırsat verme Yârâb” sözde şiir uydurmadır – Murat Bardakçı
“Kürd’e fırsat verme Yârâb, dehre sultân olmasın” mısrası ile başlayan şiiri güya Yavuz Sultan Selim yazmış, Berbat bir şiir bozuntusunun...
Prof. Dr. Ludwig Paul: Zazalar Kürd, Zazakî Kürdî Bir Dildir
Ludwig Paul, Zazaların Kürd olduğunu ve Zazakînin Kürdî bir “dil” olduğunu, her dil bir millettir teorisinin doğru olmadığını, bir milletin...
Zazacılığı başlatan Ebubekir Pamukçu’ya dair – Roşan Lezgin yazdı
Zazacılığı başlatan Ebubekir Pamukçu’nun Türkçü şiirlerinden öteden beri sözedilirdi ama bu şiirlerin nerede yayınlandıkları konusunda kaynak gösterilmezdi.      ...
Yaşar Kemal 1951 Haziran’ında Kurtalan’dan Bitlis’e geçerken
1951 yılının Haziran ayında bir röportaj muhabiri olarak gelir Yaşar Kemal ve diğer gazeteci arkadaşları Bitlis’e. Daha doğrusu trenle Kurtalan’a...
En Fazla Ermeni Kurtaran Kürt; Müküslü Muhtıla Bey
En fazla Ermeni’yi ölümden, gazap ve katliamdan kurtaran Kürt bana göre Van’ın Müküs (Bahçesaray) kazasından olan Beylerin Beyi Muhtıla Bey’dir. 19....
Mark Sykes’ın 1900’lerin Başında Bitlis’i Ziyareti Ve Kürd Aşiretleri Listesi
1879 doğumlu İngiliz siyasetçi, ajan, diplomat, asker, yazar ve bir gezgin olan Mark Sykes özellikle Osmanlı – Kürd ve Arap...
”Zazaki” ile ”Zaza Dili” Ayrı Şeylerdir
  Resmi dilde oluşturulan tanım ve kavramlar, bir süre sonra halk tarafından benimsenip içselleştiriliyor. Örneğin, hatırlıyorum, “Anadol” dediğimizde, sadece şimdiki...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ